menu
MemurOl
Tarih Testleri

TARIH - i dunya savasi (Bölüm 5)

TARIH - i dunya savasi (Bölüm 5)

Soru 1 / 25

Aşağıdaki tabloda I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri saflarında savaşa giren devletler ve savaşa giriş gerekçeleri eşleştirilmiştir. Hangi eşleştirme yanlıştır?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Aşağıdaki tabloda I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri saflarında savaşa giren devletler ve savaşa giriş gerekçeleri eşleştirilmiştir. Hangi eşleştirme yanlıştır?

    • A) Romanya – Transilvanya ve Erdel üzerindeki Romen nüfusunu koruma ve toprak kazanımı beklentisi
    • B) İtalya – Londra Antlaşması (1915) ile İtilaf Devletleri'nden toprak vaadi alması
    • C) Yunanistan – Venizelos hükümetinin İtilaf baskısına boyun eğmesi ve Kral Konstantin'in dışlanması
    • D) Japonya – ANZUS Antlaşması çerçevesinde İngiltere'ye olan ittifak yükümlülükleri
    • E) ABD – Almanya'nın sınırsız denizaltı savaşı ve Zimmermann Telgrafı

    ANZUS Antlaşması 1951 yılında imzalanmış olup I. Dünya Savaşı dönemiyle hiçbir ilgisi yoktur. Japonya, 1902 tarihli İngiliz-Japon İttifakı (Anglo-Japanese Alliance) çerçevesinde ve Pasifik'teki Alman sömürgelerine el koymak amacıyla Ağustos 1914'te İtilaf saflarına katıldı. Diğer şıklardaki gerekçeler tarihsel olarak doğrudur: İtalya gerçekten Londra Antlaşması, Romanya toprak vaatleri, Yunanistan iç siyasi baskılar, ABD ise sınırsız denizaltı savaşı ve Zimmermann Telgrafı nedeniyle savaşa girmiştir.

  2. 2. Versay Antlaşması'nın 231. maddesi (Savaş Suçu Maddesi) Almanya'yı savaşın tek sorumlusu ilan etmiş ve ağır tazminat yükümlülükleri getirmiştir. Bu maddenin uzun vadedeki en kritik sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Almanya'nın Milletler Cemiyeti'ne üyeliğinin kalıcı olarak engellenmesi
    • B) Alman sanayi kapasitesinin tamamen ortadan kaldırılarak ekonomik çöküşün kaçınılmaz hale gelmesi
    • C) Prusya militarizmine dayanan Alman ordusunun yeniden yapılanma imkânını kalıcı biçimde yitirmesi
    • D) Alman toplumunda derin bir mağduriyet ve intikam duygusu yaratarak aşırı milliyetçiliğin yükselişine zemin hazırlaması
    • E) Almanya'nın Doğu Avrupa'daki topraklarının tamamını yeni kurulan devletlere devretmek zorunda kalması

    231. madde, tarihçilerin 'War Guilt Clause' olarak adlandırdığı savaş suçu maddesidir ve Almanya üzerine 132 milyar altın mark tazminat yüklemiştir. John Maynard Keynes başta olmak üzere pek çok ekonomist bu şartların Almanya'yı mahvedeceğini öngörmüştür. Nitekim bu ağır koşullar, Alman toplumunda derin bir Dolchstoßlegende (sırttan bıçaklanma efsanesi) ve kolektif mağduriyet bilinci oluşturmuş; ekonomik kriz ile siyasi istikrarsızlıkla birleşince Hitler'in yükselişine elverişli ortam hazırlamıştır. Almanya Milletler Cemiyeti'ne 1926'da kabul edilmiştir (A yanlış). Sanayi kapasitesi tamamen ortadan kaldırılmamış, kısıtlanmıştır (D abartılı). Ordu 100.000 askerle sınırlandırılmış olsa da yeniden yapılanma olanağı fiilen kullanılmıştır (E yanlış).

  3. 3. Birinci Dünya Savaşı'nda Batı Cephesi'ndeki sipere dayalı savaş anlayışının ortaya çıkmasında belirleyici olan teknik-askeri etken aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Her iki tarafın da taarruz doktrininden vazgeçerek savunmayı esas alan stratejilere yönelmesi
    • B) İngiliz Kraliyet Donanması'nın Kuzey Denizi'ni abluka altında tutması ve cephe ikmalini engellemesi
    • C) Alman Schlieffen Planı'nın Fransız ordusu tarafından önceden deşifre edilmesi
    • D) Makineli tüfek ve dikenli tel kombinasyonunun savunmayı taarruza karşı ezici biçimde üstün kılması
    • E) Zehirli gaz kullanımının her iki tarafı da ilerleme yapmaktan alıkoyması

    Siper savaşının yapısal nedeni, savunma teknolojisinin taarruz kapasitesini aşmasıdır. Makineli tüfek, dakikada 400-600 mermi ateşleyerek açık arazide ilerleyen piyade birliklerini büyük kayıplarla durduruyordu; dikenli tel ise saldırıları yavaşlatarak bu keskin atışa maruz kalan askerlerin süreyi uzatmasına yol açıyordu. Topçu ateşi de savunma mevzilerini yerinden etmeye yetmiyordu. Bu kombinasyon, 1914 sonundan itibaren İsviçre'den Kuzey Denizi'ne uzanan yaklaşık 700 km'lik bir sipere dayalı cephenin doğmasına neden oldu. Zehirli gaz etkili olmakla birlikte belirleyici faktör değil, sonraki bir gelişmedir (A ikincil). Schlieffen Planı deşifre edilmemiş, Marne Muharebesi'ndeki stratejik hatalar nedeniyle başarısız olmuştur (C yanlış).

  4. 4. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki dört büyük cephesini (Çanakkale, Kafkas, Irak-Filistin, Suriye) değerlendiren bir tarihçi, hangi cephenin Osmanlı için hem askeri hem de siyasi açıdan en ağır ve kalıcı sonuçlar doğurduğunu savunuyorsa bu cephe hangisi olmalıdır?

    • A) Suriye Cephesi – Şam'ın kaybı Osmanlı merkezi yönetiminin Arap coğrafyasındaki çöküşünü simgelediğinden ve Mondros'a giden süreçte belirleyici olduğundan
    • B) Hicaz-Yemen Cephesi – Şerif Hüseyin'in isyanının İslam dünyasını bölmesi ve İngilizlerin Arap coğrafyasında kalıcı nüfuz kurmasını sağlaması
    • C) Kafkas Cephesi – Enver Paşa'nın Sarıkamış hezimeti ordunun direncini kırmış, Doğu Anadolu'nun savunmasız kalması Ermeni tehcirine giden süreci başlatmıştır
    • D) Irak-Filistin Cephesi – Bağdat ve Kudüs'ün kaybı Osmanlı'nın halifelik otoritesini temelden sarstığından ve ekonomik kaynakları tükettiğinden
    • E) Çanakkale Cephesi – İtilaf kuvvetlerinin yenilgisi Osmanlı'nın prestijini tüm dünyada artırdığından ve savaş sonrası müzakerelerde pazarlık gücü sağladığından

    Bu soru değerlendirme ve sentez gerektirmektedir. Irak-Filistin Cephesi'nin kalıcı sonuçları en ağır olandır: Bağdat'ın Nisan 1917'de İngilizlere teslimi, Mezopotamya'nın Osmanlı elinden çıkmasını simgeledi ve petrol bölgelerinin İngiliz kontrolüne geçmesi uzun vadeli jeopolitik sonuçlar doğurdu. Kudüs'ün Aralık 1917'de Allenby tarafından alınması ise Osmanlı'nın İslam'ın koruyucusu olduğu iddiasını ve halifelik prestijini derin biçimde sarstı. Tüm bu gelişmeler ekonomik kaynak tüketimi ile birleşince Mondros Mütarekesi'ni zorunlu kıldı. Kafkas Cephesi (B) insani ve toplumsal açıdan yıkıcıdır; Çanakkale (A) ise Osmanlı'nın kazandığı nadir cephedir. Ancak kalıcı toprak kayıpları ve siyasi otorite çöküşü açısından Irak-Filistin Cephesi öne çıkmaktadır.

  5. 5. 1917 yılı, I. Dünya Savaşı'nın seyrini köklü biçimde değiştiren iki kritik gelişmeyi barındırmaktadır. Bu iki gelişme ve etkileri değerlendirildiğinde, birbirini dengeleyip dengelemediğine ilişkin hangisi doğru bir analiz sunar?

    • A) Rusya'nın çekilmesi ve ABD'nin girmesi birbirini tam olarak dengeler; çünkü Rusya Doğu Cephesi'ni tutarken ABD yalnızca Batı Cephesi'ne katkı sağladı
    • B) İki gelişme birbirini dengelemez; Rusya'nın çekilmesiyle serbest kalan Alman kuvvetlerinin Batı'ya aktarılması, ABD'nin cepheye tam anlamıyla hazır konuma gelmesinden önce gerçekleşti ve 1918 Ludendorff taarruzları bu fırsatı kullandı
    • C) Rusya'nın savaştan çekilmesi İtilaf'ı avantajlı konuma getirdi; zira Doğu Cephesi'ndeki Alman kuvvetleri artık serbest kalmayacak, Batı Cephesi'ne aktarılamazdı
    • D) ABD'nin katkısı sembolik düzeyde kaldı; savaşın sonucunu belirleyen asıl etken Almanya'daki iç cephenin çöküşü ve 1918 ilkbahar taarruzlarının başarısızlığıydı
    • E) Rusya'nın savaştan çekilmesi İtilaf Devletleri'ni dengesiz bıraktı; ABD'nin savaşa girmesi ise hem asker hem de ekonomik kaynak aktarımıyla bu açığı kapatıp İtilaf lehine kalıcı üstünlük sağladı

    En doğru ve nüanslı analiz E şıkkındadır. Brest-Litovsk Antlaşması (Mart 1918) ile Rusya'nın savaştan çekilmesi, Almanya'nın Doğu Cephesi'ndeki yaklaşık 44 tümenini Batı'ya aktarmasına olanak tanıdı. Ludendorff bu fırsatı Mart-Temmuz 1918 arasındaki dört büyük taarruzda (Operasyon Michael, Georgette, Blücher-Yorck, Gneisenau) kullandı. ABD ise Nisan 1917'de savaşa girmesine karşın kitlesel asker sevkiyatı ancak 1918 ortasında gerçekleşebildi. Dolayısıyla iki gelişme anlık olarak dengelenmedi; Almanya geçici stratejik üstünlüğü kullandı, ancak Ludendorff taarruzları nihayetinde başarısız oldu ve Alman kuvvetleri tükendi. ABD'nin katkısı sembolik değil, belirleyici olmuştur (C yanlış). A şıkkı zamansal örtüşmeyi görmezden geldiği için eksik bir analizdir.

  6. 6. Sykes-Picot Antlaşması (1916) ve Balfour Deklarasyonu (1917), İngiliz Ortadoğu politikasında açık bir çelişki barındırmaktadır. Bu çelişkinin özü aşağıdakilerden hangisinde doğru biçimde özetlenmiştir?

    • A) Balfour Deklarasyonu Filistin'in Fransız mandası olacağını öngörürken Sykes-Picot bu bölgeyi doğrudan İngiliz egemenliğine bıraktı
    • B) Rusya'nın antlaşmayı deşifre etmesiyle Şerif Hüseyin'e verilen sözler geçersiz sayıldı ve İngiltere yalnızca Sykes-Picot'u tanıdı
    • C) Sykes-Picot, Fransız nüfuzunu sınırlarken Balfour bağımsız Arap devletlerini tanıdığından iki belge Fransız-İngiliz çıkarlarını çatıştırdı
    • D) İki belge çelişmez; Sykes-Picot askeri işgal bölgelerini, Balfour ise barış sonrası kalıcı sınırları düzenlediğinden tamamlayıcı niteliktedir
    • E) İngiltere, Sykes-Picot ile Fransızlara ve Ruslara bölge üzerinde nüfuz alanları tanırken Balfour ile Filistin'de Yahudi yurdu kurulacağını vaat etti; oysa aynı topraklarda Şerif Hüseyin'e bağımsız Arap devleti kurma sözü de vermişti

    İngiltere, 1915-1916'da Şerif Hüseyin ile yürüttüğü McMahon yazışmalarında Arap bölgelerinde bağımsız Arap devletinin kurulmasını destekledi. Aynı dönemde Fransızlarla Sykes-Picot Antlaşması'nı imzalayarak bölgeyi İngiliz ve Fransız nüfuz alanlarına böldü. 1917'de ise Balfour Deklarasyonu ile Filistin'de Yahudi ulusal yurdu kurulmasına destek vereceğini açıkladı. Bu üç taahhüt birbirleriyle açıkça çelişmektedir ve günümüz Ortadoğu sorunlarının temel kaynaklarından biri olarak değerlendirilir. Rusya, Bolşevik Devrimi'nin ardından Sykes-Picot belgesini kamuoyuna açıkladı; ancak bu deşifre İngiltere'nin yükümlülüklerini değiştirmedi (E yanıltıcı). D şıkkı tarihsel çelişkiyi gizleyen yanlış bir yaklaşımdır.

  7. 7. Aşağıdaki savaş ve sonuçları eşleştirmelerinden hangisi tarihsel açıdan yanlıştır?

    • A) Jutland Deniz Muharebesi (1916) – İngiliz Grand Fleet'inin taktik yenilgiye uğramasına karşın Almanya'nın deniz hâkimiyeti sağlayamaması
    • B) Gallipoli Muharebesi (1915) – ANZAC kuvvetlerinin katılımının Avustralya ve Yeni Zelanda milli kimliğinin oluşumunda simgesel bir rol oynaması
    • C) Somme Muharebesi (1916) – İlk gün yaklaşık 57.000 İngiliz kaybıyla tarihte tek günlük en büyük İngiliz askeri hüsranı yaşanması
    • D) Verdun Muharebesi (1916) – Alman komutan Falkenhayn'ın Fransız ordusunu 'kanını akıtarak' yıpratma stratejisinin tam anlamıyla başarıya ulaşması
    • E) Marne Muharebesi (1914) – Schlieffen Planı'nın başarısızlığa uğraması ve Almanya'nın iki cepheli uzun savaşa mahkûm olması

    Verdun Muharebesi (Şubat-Aralık 1916) Alman General Falkenhayn'ın Fransız ordusunu 'kan pompalama yeri' (Blutmühle) stratejisiyle yıpratma amacıyla planlanmıştır; ancak bu strateji hedefine ulaşmadı. Her iki taraf da astronomik kayıplar verdi: Fransızlar yaklaşık 377.000, Almanlar ise 337.000 kayıp. Üstelik Almanya saldıran taraf olarak kendi kuvvetlerini de tüketti. Falkenhayn Ağustos 1916'da görevden alındı ve muharebe Aralık 1916'da Fransızların savunma hatlarını korumasıyla sona erdi. Bu nedenle 'tam anlamıyla başarıya ulaşma' ifadesi tarihsel olarak yanlıştır. Diğer şıklardaki bilgiler doğrudur.

  8. 8. Wilson'ın On Dört İlkesi (Ocak 1918) incelendiğinde, hangi ilkenin hem Paris Barış Konferansı'nda en çok çiğnendiği hem de Türk Kurtuluş Savaşı açısından en büyük önemi taşıdığı söylenebilir?

    • A) Milletlerin kendi kaderini tayin hakkı ilkesi – Türklerin çoğunlukta olduğu Anadolu topraklarının Sevr'le parçalanmak istenmesi nedeniyle
    • B) Gizli antlaşmaların ortadan kaldırılması ilkesi – Sykes-Picot'un varlığının zaten bilinen bir sır olması nedeniyle
    • C) Silahsızlanma ilkesi – Almanya'nın ağır silah kısıtlamalarına tabi tutulması nedeniyle
    • D) Milletler Cemiyeti'nin kurulması ilkesi – ABD Senatosu'nun cemiyete katılmayı reddetmesi nedeniyle
    • E) Denizlerde serbestlik ilkesi – İngiliz deniz ablukasının savaş boyunca sürdürülmüş olması nedeniyle

    Wilson'ın On Dört İlkesi içinde ulusların kendi kaderini tayin hakkı, Türkiye açısından en kritik ilkedir. Sevr Antlaşması (Ağustos 1920), Türklerin çoğunlukta olduğu Anadolu'yu büyük ölçüde İngiliz, Fransız, İtalyan nüfuz alanlarına ve Yunan işgal bölgelerine bölerek bu ilkeyi açıkça çiğnedi. Mustafa Kemal önderliğindeki Kurtuluş Savaşı bu ilkeye dayanarak meşruiyetini uluslararası kamuoyuna kabul ettirmeye çalıştı. Nihayetinde Lozan Antlaşması (1923) bu hakkın kısmi kabulünü simgeledi. Diğer şıklardaki ilkeler de konferansta çiğnenmiştir; ancak Türkiye özelinde kader belirleyici olan kendi kaderini tayin hakkıdır.

  9. 9. I. Dünya Savaşı'nda kullanılan yeni silah ve teknolojilerin savaşın seyrindeki rolü değerlendirildiğinde, hangisi abartılmış ya da yanlış bir değerlendirme yapar?

    • A) Zehirli gaz silahları psikolojik etki ve kayıp açısından önemliydi; ancak gaz maskesinin yaygınlaşmasıyla stratejik belirleyiciliğini büyük ölçüde yitirdi
    • B) Topçunun ateş gücündeki artış, siper savaşının en yıpratıcı unsuru olmakla birlikte, savunma mevzilerini kalıcı biçimde tahrip etmede yetersiz kaldı
    • C) Tankların ilk kez kullanıldığı Somme Muharebesi'nde (1916) mekanik arızalar ve yetersiz sayı nedeniyle belirleyici etki sağlanamadı; esas dönüşüm Amiens (1918) gibi toplu tank kullanımıyla gerçekleşti
    • D) Uçaklar yalnızca keşif amacıyla kullanıldığından muharebe görevine hiçbir zaman dahil edilmedi ve savaş sonucunu etkilemedi
    • E) Alman denizaltıları (U-Boot) İngiliz deniz ablukasına karşı etkili bir araç oldu; ancak sınırsız denizaltı savaşı ABD'yi İtilaf saflarına çekti

    C şıkkı açıkça yanlıştır. Uçaklar I. Dünya Savaşı'nda keşfin çok ötesinde roller üstlendi. 1914'te başlayan keşif uçuşlarının ardından dogfight (hava muharebesi) kültürü ortaya çıktı; Fokker, Sopwith Camel ve SPAD gibi avcı uçakları hava üstünlüğü mücadelesinde kullanıldı. Stratejik bombalama denemeleri yapıldı (Zeppelin saldırıları, ardından uçak bombardımanları). Cephe gerisindeki ikmal hatlarına ve mevzilere hava saldırıları gerçekleştirildi. Richthofen'ın 'Kızıl Baron' efsanesi bu dönemin ürünüdür. Hava gücü savaşın sonucunu tek başına belirlemese de kesinlikle muharebe göreviyle doğrudan ilişkilendirilmiştir. Diğer şıklar tarihsel olarak doğrudur.

  10. 10. Osmanlı Devleti'nin 1914-1918 arasında savaştığı cepheler ve bu cephelerdeki sonuçlar değerlendirildiğinde, hangi cephede Osmanlı kuvvetleri İtilaf Devletleri'ne karşı en başarılı savunmayı sergilemiş ve bu başarının uluslararası yansımaları neler olmuştur?

    • A) Kafkas Cephesi – Sarıkamış'taki yenilgiye karşın Kafkas dağlarındaki savunma hattı korundu ve Rusya ilerleyemedi
    • B) Kanal Cephesi – Süveyş'e yönelik Osmanlı taarruzları İngiliz savunmasını zorladı ve Mısır'daki milliyetçi unsurları harekete geçirdi
    • C) Irak Cephesi – Kut'ul-Amare'de General Townshend komutasındaki 13.000 kişilik İngiliz kuvvetinin teslim alınması, İngiliz prestijini sarsarak sömürgelerdeki milliyetçi hareketleri cesaretlendirdi
    • D) Filistin Cephesi – Gazze Muharebeleri'nde elde edilen geçici başarılar İngiliz ilerleyişini aylarca durdurdu
    • E) Çanakkale Cephesi – İtilaf kuvvetlerinin püskürtülmesi hem Batılı kamuoyunda hem de Osmanlı'nın olası barış müzakerelerinde büyük prestij sağladı; ancak bu başarı stratejik sonuç doğurmadı

    Kut'ul-Amare Muharebesi (Nisan-Mayıs 1916), I. Dünya Savaşı'nda İngiliz ordusunun en büyük teslimiyetlerinden birini temsil eder. General Townshend komutasındaki yaklaşık 13.000 asker beş aylık kuşatmanın ardından Osmanlı kuvvetlerine teslim oldu. Bu teslimiyetin uluslararası yansımaları son derece önemliydi: İngiliz sömürge prestijini sarstı, Hindistan'daki milliyetçi çevreleri cesaretlendirdi ve İngiliz kamuoyunda savaş yönetimine yönelik ciddi sorgulamalara yol açtı. Osmanlı Devleti bu başarıyı propaganda amaçlı yoğun biçimde kullandı. Çanakkale (C) başarı olmakla birlikte Kut kadar geniş uluslararası etki yaratmadı; ayrıca Çanakkale'nin stratejik sonuç doğurmadığı savı tartışmalıdır.

  11. 11. Paris Barış Konferansı (1919-1920) sürecinde imzalanan antlaşmalar ve yenik devletler eşleştirildiğinde, hangi antlaşma-devlet çifti yanlıştır?

    • A) Neuilly Antlaşması – Bulgaristan
    • B) Trianon Antlaşması – Macaristan
    • C) Saint-Germain Antlaşması – Avusturya
    • D) Sèvres Antlaşması – Bulgaristan
    • E) Versay Antlaşması – Almanya

    Sèvres Antlaşması Ağustos 1920'de Osmanlı Devleti ile imzalanmıştır, Bulgaristan ile değil. Bulgaristan'ın barış antlaşması Neuilly Antlaşması'dır (Kasım 1919). Diğer eşleştirmeler doğrudur: Versay-Almanya (Haziran 1919), Saint-Germain-Avusturya (Eylül 1919), Trianon-Macaristan (Haziran 1920). Sèvres Antlaşması, Türkiye için gerçekleşmedi; Türk Kurtuluş Savaşı'nın ardından yerine Lozan Antlaşması (Temmuz 1923) imzalandı ve Sèvres hiçbir zaman yürürlüğe girmedi.

  12. 12. I. Dünya Savaşı'nın ekonomik boyutunu değerlendiren bir analist, 'savaş ekonomisi' kavramını ele alırken hangi önerme diğerlerine kıyasla en az geçerli kanıta dayanmaktadır?

    • A) Savaş, sanayileşmiş devletlerde kadınların işgücüne katılımını hızlandırarak uzun vadede toplumsal cinsiyet rollerini dönüştürdü
    • B) ABD, savaş boyunca İtilaf Devletleri'ne muazzam miktarda kredi ve silah sağlayarak hem ekonomik hem de siyasi bağları güçlendirdi
    • C) İngiliz deniz ablukası Almanya'da sivil nüfusu derinden etkileyen gıda kıtlığına neden oldu ve bu durum iç cephenin çöküşüne katkıda bulundu
    • D) Savaş ekonomisine geçiş, devletin ekonomi üzerindeki düzenleyici rolünü kalıcı biçimde artırdı ve 1918 sonrasında liberal ekonomi anlayışının tamamen terk edilmesine yol açtı
    • E) Osmanlı Devleti'nin ekonomik alt yapısı yetersiz kaldığından dört yıllık savaş Almanya'ya olan mali bağımlılığı giderek artırdı

    C şıkkı en az geçerli kanıta dayanmaktadır. Savaş ekonomisine geçiş gerçekten devlet müdahalesini artırdı; ancak '1918 sonrasında liberal ekonomi anlayışının tamamen terk edilmesi' iddiası tarihsel olarak doğru değildir. Savaş sonrasında birçok ülkede liberal ekonomiye dönüş girişimleri yaşandı (1920'lerin görece liberalleşme dönemi). Devlet müdahalesinin kalıcı olarak yerleşmesi daha çok 1929 Büyük Buhranı ve II. Dünya Savaşı deneyimiyle gerçekleşti. Savaş ekonomisi kalıcı yapısal dönüşümler yaratmış olsa da 'tamamen terk edilme' ifadesi abartılı ve tarihsel açıdan hatalıdır. Diğer şıklardaki önermeler ise tarihsel belgelere dayanan geçerli olgulardır.

  13. 13. Aşağıdaki ifadelerden hangisi I. Dünya Savaşı'nın tarih yazımında (historiography) 'Fischer Tartışması' ile doğrudan ilişkilidir?

    • A) Fischer'in savaşın çıkışını bilinçli kararlar değil, büyük güçlerin yanlış algılama ve iletişim kopukluğundan kaynaklanan kazayla açıklayan tezi savunması
    • B) Fischer'in Bolşevik Devrimi'nin I. Dünya Savaşı'nı önlenemez kıldığını ve savaşın asıl sorumlusunun Rusya olduğunu ileri sürmesi
    • C) Alman tarihçi Fritz Fischer'in, Almanya'nın savaşı kazanmak için değil Avrupa hegemonyası kurmak amacıyla kasıtlı olarak başlattığını ve 1914 öncesi Alman liderliğinin saldırgan emperyalist hedefler peşinde olduğunu savunması
    • D) Fischer'in Almanya'yı değil Avusturya-Macaristan'ı savaşın tek sorumlusu ilan ederek milliyetçi Alman tarih yazımına meydan okuması
    • E) Fischer'in savaşın sorumluluğunu eşit biçimde büyük güçlere dağıtan 'paylaşılmış suç' tezini geliştirerek Versay Antlaşması'nın haksız olduğunu kanıtlamaya çalışması

    Fritz Fischer, 1961'de yayımlanan 'Griff nach der Weltmacht' (Dünya Gücüne Uzanan El) adlı eseriyle Almanya'nın yalnızca savunma amaçlı değil, 'Eylül Programı' gibi belgelerle kanıtlanan saldırgan emperyalist hedeflerle savaşa girdiğini savundu. Bu tez Alman tarih çevrelerinde büyük tartışma yarattı; zira Almanya'nın kasıtlı suçluluğunu vurgulayarak Versay'ın 231. maddesini bir anlamda meşrulaştırıyordu. Fischer tartışması, savaşın kökenlerine ilişkin 'kaza teorisi' (Barbara Tuchman) ve 'paylaşılmış sorumluluk' tezlerine karşı önemli bir karşı tez oluşturdu. C ve D şıkları Fischer'in tezinin tam karşıtını ifade etmektedir. B, E şıkları ise tamamen yanlış bilgi içermektedir.

  14. 14. I. Dünya Savaşı'nın bitişini resmen ilan eden Armistice (Mütareke) 11 Kasım 1918'de yürürlüğe girdi. Ancak Almanya'nın o tarihe kadar kendi topraklarında hiçbir yabancı askerin bulunmadığını ve ordusunun fiilen yenilmediğini öne süren 'Dolchstoßlegende' (sırttan bıçaklanma efsanesi) ciddi tarihsel tartışmalara konu olmuştur. Bu efsanenin tarihsel gerçeklikle çeliştiği temel kanıt hangisidir?

    • A) Alman ordusunun 1918 Ağustos ayına kadar Batı Cephesi'nde taarruzi üstünlüğünü koruduğu, çöküşün yalnızca sivil hükümet kararıyla gerçekleştiği
    • B) Erich Ludendorff'un Eylül 1918'de bizzat sivil hükümete mütareke talep etmesini emretmesi, ordunun askeri olarak tükendiğinin ve yenilginin askeri karar alıcılar tarafından kabul edildiğinin kanıtı olması
    • C) Hint ve Avustralya sömürge kuvvetlerinin savaşa dahil olmasının Almanya'yı sayısal üstünlüğe rağmen yenilgiye sürüklediğinin belgelenmesi
    • D) Mütareke şartlarının Alman ordu komutanları tarafından değil yalnızca sivil politikacılar tarafından müzakere edilmesi, dolayısıyla ordunun temiz kaldığının göstergesi olması
    • E) Fransa ve İngiltere'nin 1918 yazında Alman topraklarına girememiş olmasının ordunun çökmediğinin kanıtı sayılabilmesi

    Dolchstoßlegende'nin tarihsel gerçeklikle en net biçimde çelişen kanıtı, Alman Yüksek Komutanlığı'nın (OHL) özellikle Ludendorff'un Eylül 1918'de sivil hükümete mütareke talep etmesi yönünde baskı uygulamasıdır. Bu, ordunun kendi bozgununu askeri açıdan kabul ettiğinin belgesidir. 1918 'Kara Ağustos'undan (8 Ağustos 1918 Amiens Muharebesi) itibaren Alman savunma hatları sistematik biçimde geriledi; tükenme, çöküş ve firarlar hız kazandı. Ludendorff bu tarihi 'Alman ordusunun kara günü' olarak nitelendirdi. C şıkkı ise efsanenin propagandist mantığını yansıtmaktadır. Efsanenin işlevselliği, sorumluluk yükünü ordunun omuzlarından alıp Yahudilere, sosyalistlere ve sivil politikacılara yüklemek ve bu söylemi Hitler'in iktidara yükselişinde kullanmaktı.

  15. 15. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na girişini sağlayan Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemilerinin Osmanlı sularına sığınması meselesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) Gemiler, Osmanlı'nın İtilaf Devletleri'ne savaş açmasının ardından Boğaz'dan geçirilmiş ve Karadeniz'e çıkarılmıştır.
    • B) Gemiler yalnızca lojistik destek amacıyla İstanbul'a gelmiş, Rus limanlarının topa tutulması tamamen Osmanlı Deniz Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilmiştir.
    • C) Gemiler, Osmanlı'nın Almanya'ya savaş açmasından önce İstanbul'a gelmiş ve Osmanlı bayrağı altına alınarak Karadeniz'de Rus limanlarını topa tutmuştur.
    • D) Gemiler, İtilaf Devletleri'nin onayıyla Osmanlı'ya satılmış ve Osmanlı mürettebatı tarafından kullanılmıştır.
    • E) Gemilerin Osmanlı bayrağı altına alınması, İngiltere'nin diplomatik müdahalesiyle önlenmiş ve Akdeniz'de durdurulmuştur.

    Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) adlı Alman gemileri Ağustos 1914'te Osmanlı sularına sığınmış, sembolik bir 'satış' yapılarak Osmanlı bayrağı altına alınmıştır. Alman mürettebat Osmanlı üniforması giymiş ve Ekim 1914'te bu gemiler Karadeniz'de Sivastopol başta olmak üzere Rus limanlarını topa tutmuştur. Bu eylem, Osmanlı'nın fiilen savaşa girmesi sonucunu doğurmuştur. Gemilerin mürettebatının değişmediği ve savaş açılmadan bu provokatif eylemin gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda A şıkkı doğrudur.

  16. 16. Birinci Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri'nin Çanakkale Cephesi'ni açmalarının temel stratejik gerekçesi hangisidir ve bu gerekçenin başarısızlıkla sonuçlanmasının en önemli nedeni nedir?

    • A) Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak amacıyla açılmıştır; başarısızlık Alman deniz kuvvetlerinin Boğaz'a yerleşmesinden kaynaklanmaktadır.
    • B) Rusya'ya ikmal yolu açmak ve Osmanlı'yı çökertip Balkan devletlerini İtilaf saflarına çekmek amacıyla açılmıştır; başarısızlık hem deniz harekâtının mayin hatlarını öngörememesinden hem de kara harekâtında taktik esnekliğin yokluğundan kaynaklanmaktadır.
    • C) Almanya'ya arka kapıdan saldırıp Batı Cephesi'ndeki yıpranma savaşını sona erdirmek için açılmıştır; başarısızlık İngiliz Parlamentosu'nun harekâtı zamanından önce iptal etmesinden kaynaklanmaktadır.
    • D) Yalnızca Rusya'ya ikmal yolu açmak amacıyla açılmıştır; başarısızlık Rus kuvvetlerinin Boğaz'ın karşı yakasından destek vermemesinden kaynaklanmaktadır.
    • E) İtilaf Devletleri arasında Osmanlı topraklarını paylaşmak üzere önceden yapılan Sykes-Picot Antlaşması çerçevesinde açılmıştır; başarısızlık antlaşmaya taraf ülkelerin koordinasyonsuzluğundan kaynaklanmaktadır.

    Çanakkale Cephesi'nin açılmasının birden fazla stratejik gerekçesi vardır: Rusya'ya Boğazlar üzerinden ikmal yolu açmak, Osmanlı'yı savaş dışı bırakmak ve Bulgaristan ile Romanya gibi Balkan devletlerini İtilaf saflarına çekmek. Deniz harekâtı Mart 1915'te mayın kayıpları nedeniyle başarısız olmuş, akabinde Nisan 1915'te başlayan kara harekâtı ise Türk savunmasını kırmak için gereken taktik esneklik ve komuta koordinasyonundan yoksun kalmıştır. Sykes-Picot ise 1916 tarihlidir ve bu cepheyle doğrudan ilgisi yoktur. Dolayısıyla B şıkkı hem gerekçeleri hem de başarısızlık nedenlerini en bütünlüklü biçimde açıklamaktadır.

  17. 17. Aşağıdaki antlaşmalardan hangisi, imzalandığı ülkenin kendi iç siyasi çalkantıları nedeniyle kısa süre içinde fiilen geçersiz hale gelmiş ve onun yerini farklı bir antlaşma almıştır?

    • A) Mondros Mütarekesi (1918)
    • B) Brest-Litovsk Antlaşması (1918)
    • C) Sevr Antlaşması (1920)
    • D) Nöyyi Antlaşması (1919)
    • E) Saint-Germain Antlaşması (1919)

    Brest-Litovsk Antlaşması, Rusya'nın savaştan çekilmesi amacıyla Mart 1918'de Almanya ile Bolşevik yönetimi arasında imzalanmıştır. Ancak Almanya'nın Kasım 1918'de yenilgiye uğraması ve Rusya'daki iç savaşın seyri nedeniyle antlaşma, Versailles Antlaşması'nın ilgili maddeleri çerçevesinde hükümsüz sayılmıştır. Öte yandan Sevr de fiilen uygulanamamış; ancak onun yerini alan Lozan Antlaşması Türkiye'nin inisiyatifiyle imzalanmıştır, iç siyasi çalkantı nedeniyle değil. Brest-Litovsk ise doğrudan Rus İç Savaşı ve Bolşevik iktidarının konsolidasyonu sürecindeki uluslararası baskılar sonucunda geçersizleşmiştir.

  18. 18. Birinci Dünya Savaşı'nda 'Şlieffen Planı'nın uygulamaya konulmasında en belirleyici sapma hangisidir ve bu sapma Almanya açısından hangi stratejik sonucu doğurmuştur?

    • A) Planın deniz kuvvetleriyle koordinasyonsuz uygulanması, İngiliz Deniz Kuvvetleri'nin Kuzey Denizi'nde Almanya'yı ablukaya almasına zemin hazırlamıştır.
    • B) Planın Avusturya-Macaristan ile koordineli uygulanmaması, Galiçya'daki Rus ilerleyişinin önüne geçilememesine yol açmıştır.
    • C) Planın Rusya cephesine öncelik verecek biçimde değiştirilmesi, Batı Cephesi'nin savunmasız kalmasına neden olmuştur.
    • D) Fransız sağ kanadına yapılması öngörülen baskının zayıflatılarak sol kanada kuvvet aktarılması, hızlı Fransa zaferi yerine uzun soluklu mevzi savaşına sürüklenmeye yol açmıştır.
    • E) Planın Belçika yerine Hollanda üzerinden uygulanması, İngiltere'nin savaşa girmesini geciktirmiştir.

    Şlieffen Planı'nın özü, Batı Cephesi'nde güçlü bir sağ kanatla Fransa'yı hızla çökertmek ve ardından kuvvetleri Doğu'ya kaydırmaktı. Plan Almanya'yı iki cepheli savaşın tuzağından kurtarmayı hedefliyordu. General Moltke, sağ kanadı zayıflatıp merkeze ve sol kanada kuvvet aktardığında planın kritik unsuru bozulmuş; Marne Muharebesi'nde (Eylül 1914) Almanya duraksatılmıştır. Bu durum, Fransa'nın çabuk çöküşü yerine yıllarca sürecek siperlere dayalı mevzi savaşını doğurmuş; iki cepheli savaş kaçınılmaz olmuştur. B şıkkı bu süreci doğru biçimde özetlemektedir.

  19. 19. Wilson'ın On Dört İlkesi'nden yola çıkıldığında, Paris Barış Konferansı'nda (1919) bu ilkelere en çok aykırı davranıldığı söylenebilecek karar aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Çekoslovakya ve Yugoslavya'nın bağımsız devletler olarak tanınması
    • B) Almanya'ya ağır savaş tazminatı ve toprak kayıplarının yanı sıra tek taraflı savaş suçluluğu yüklenmesi
    • C) Milletler Cemiyeti'nin kurulması
    • D) Polonya'ya bağımsızlık verilmesi
    • E) Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiyesi ve mandater yönetimlerin kurulması

    Wilson'ın On Dört İlkesi; açık diplomasi, denizlerin serbestliği, silahsızlanma, self-determinasyon ve intikamcı olmayan bir barış gibi ilkeleri kapsıyordu. Versailles Antlaşması'nın 231. maddesi (savaş suçluluğu maddesi) Almanya'ya tek taraflı sorumluluk yüklemiş, buna dayalı olarak astronomik tazminatlar ve ağır toprak kayıpları dayatılmıştır. Bu, Wilson'ın 'zafer olmaksızın barış' ilkesine açıkça aykırıydı. Milletler Cemiyeti ve yeni devletlerin tanınması ise Wilson'ın ilkeleriyle daha uyumludur. Mandater yönetimler, self-determinasyon ilkesine aykırı olmakla birlikte doğrudan Almanya'ya yönelik olmayıp farklı bir mekanizma çerçevesinde ele alınmıştır. C şıkkı en belirgin çelişkiyi temsil eder.

  20. 20. Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın açtığı cepheler değerlendirildiğinde, aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi hem cephe adı hem de o cephedeki gelişmeler bakımından tamamen doğrudur?

    • A) Irak Cephesi – İngilizler başlangıçta Kutü'l-Amare'de büyük bir yenilgiye uğramış, ancak savaşın sonuna kadar Bağdat'ı alamaşlardır.
    • B) Kafkas Cephesi – Sarıkamış Harekâtı ağır bir yenilgiyle sonuçlanmış, Osmanlı kuvvetleri büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmıştır.
    • C) Filistin Cephesi – Osmanlı kuvvetleri Allenby komutasındaki İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı bir savunma yaparak Kudüs'ü savaş boyunca elinde tutmuştur.
    • D) Sina-Filistin Cephesi – Osmanlı kuvvetleri Süveyş Kanalı'nı ele geçirmiş ve İngilizlerin Mısır ile bağlantısını kesmiştir.
    • E) Kafkas Cephesi – Enver Paşa komutasındaki harekât başarıyla sonuçlanmış ve Rusların Doğu Anadolu'ya girişi engellenmiştir.

    Enver Paşa komutasındaki Sarıkamış Harekâtı (Aralık 1914 – Ocak 1915) kış koşullarında gerçekleştirilmiş ve Osmanlı 3. Ordusu büyük bir felaket yaşamıştır; tahminen 70.000-90.000 asker donarak ya da çatışmada hayatını kaybetmiştir. Bu, cephedeki en ağır yenilgilerden biridir. Irak Cephesi'nde İngilizler Kutü'l-Amare'de (1916) büyük bir yenilgiye uğramış olmakla birlikte Bağdat'ı 1917'de almışlardır. Filistin'de Kudüs 1917'de İngilizlere geçmiştir. Süveyş Kanalı ise hiçbir zaman Osmanlı'nın eline geçmemiştir. Dolayısıyla yalnızca D şıkkı doğrudur.

  21. 21. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya'da Şubat ve Ekim 1917 devrimleri arasındaki süreçte Geçici Hükümet'in en kritik hatası neydi ve bu hata hangi sonucu doğurdu?

    • A) Geçici Hükümet'in toprak reformunu derhal hayata geçirmemesi, köylüleri Bolşeviklere yöneltmiş; savaşa devam kararı ise işçi ve askerlerin desteğini yitirmesine neden olmuştur.
    • B) Geçici Hükümet'in Sovyetlerle iktidar paylaşımını reddetmesi, silahlı bir çatışmayı kaçınılmaz kılmıştır.
    • C) Geçici Hükümet'in Almanya ile ayrı bir ateşkes imzalamayı reddetmesi, ordunun çöküşünü hızlandırmış ve Bolşeviklere meşruiyet zemini sağlamıştır.
    • D) Geçici Hükümet'in monarşiyi tamamen tasfiye etmek yerine anayasal bir monarşiyi sürdürmeye çalışması, Çar'a bağlı kuvvetlerin devrim karşısında toparlanmasına yol açmıştır.
    • E) Geçici Hükümet'in İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla hareket ederek kendi askeri politikalarını belirleyememesi, Rusya'nın sömürge statüsüne düşürülmesine neden olmuştur.

    Geçici Hükümet, iki kritik alanda halkın beklentilerini karşılayamadı: Birincisi, savaşa devam etme kararı (özellikle Haziran 1917 Kerenskiy Taarruzu) askerler ve işçiler arasındaki muhalefeti derinleştirdi. İkincisi, acil toprak reformu ertelendi; bu durum köylü kitlesini Bolşeviklere yakınlaştırdı. Bolşevikler ise 'Barış, Ekmek, Toprak' sloganıyla bu boşluğu doldurdu. Geçici Hükümet aslında Sovyetlerle belirli düzeyde işbirliği yaptı (çifte iktidar dönemi); monarşi ise zaten Şubat'ta fiilen çökmüştü. C şıkkı hem savaş hem de toprak sorununu birlikte ele aldığı için en kapsamlı ve doğru değerlendirmeyi sunmaktadır.

  22. 22. Versailles Antlaşması'nın 'savaş suçluluğu' (War Guilt Clause, madde 231) hükmünün uzun vadeli tarihsel önemi bakımından aşağıdakilerden hangisi en doğru yorumu sunmaktadır?

    • A) Bu madde yalnızca tazminat miktarını belirlemek için bir hukuki dayanak oluşturmuş; Almanya'da siyasi bir tepkiye yol açmamıştır.
    • B) Bu madde, Almanya'ya tek taraflı savaş sorumluluğu yükleyerek ülkede derin bir ulusal kırgınlık ve aşağılanma duygusu yaratmış; Nazi propagandasının 'Versailles efsanesi' üzerinden yükselmesine uygun siyasi zemin hazırlamıştır.
    • C) Bu madde, Almanya'nın Weimar Cumhuriyeti döneminde ödediği tazminatlar sayesinde Avrupa ekonomilerinin hızla toparlanmasına katkı sağlamıştır.
    • D) Bu madde tarihsel açıdan doğru bir saptamadır; çünkü günümüz tarihçilerinin büyük çoğunluğu savaşın sorumluluğunu yalnızca Almanya'ya yüklemektedir.
    • E) Bu madde yalnızca Almanya'ya değil, tüm İttifak Devletleri'ne eşit biçimde uygulanmış ve ortak tazminat sorumluluğu getirilmiştir.

    231. madde Almanya'ya savaşın baş sorumluluğunu yüklemiş ve astronomik tazminatlar için hukuki dayanak oluşturmuştur. Bu durum Almanya'da 'Versailles utancı' olarak adlandırılan güçlü bir siyasi duygu yaratmıştır. Hitler ve NSDAP, bu maddeden kaynaklanan kırgınlığı ustalıkla sömürerek 'Versailles'ı yırtıp atacağız' vaadini propaganda malzemesine dönüştürmüştür. Günümüz tarihçilerinin büyük çoğunluğu ise savaşın sorumluluğunu birden fazla ülkeye paylaştırmaktadır; bu bağlamda C yanlıştır. Tazminat ödemeleri ise Avrupa ekonomilerini onarmak bir yana, Almanya'da kronik ekonomik istikrarsızlığa katkıda bulunmuştur. B şıkkı tarihsel gerçeklikle örtüşen en doğru değerlendirmedir.

  23. 23. Birinci Dünya Savaşı'nda cephe gerisini vurmak amacıyla ilk kez sistematik biçimde kullanılan hava bombardımanları ve deniz ablukası gibi araçların ortak stratejik mantığı nedir ve bu mantık hangi ahlaki-hukuki tartışmayı beraberinde getirmiştir?

    • A) Her iki araç da düşman devletin toplumsal ve ekonomik dayanıklılığını aşındırarak savaşma iradesini kırmayı hedeflemiş; bu durum savaşan ile sivil arasındaki Lahey Hukuku'nun çizdiği sınırın sorgulanmasına yol açmıştır.
    • B) Her iki araç da yalnızca lojistik ikmal hatlarını hedef almış ve uluslararası hukukla tam uyum içinde uygulanmıştır.
    • C) Deniz ablukası yalnızca İngiltere tarafından savaşanları hedef alarak uygulanmış; hava bombardımanı ise yalnızca askeri tesislere yönelik kalmıştır.
    • D) Bu iki araç, yalnızca kıtlık değil doğrudan kimyasal silah etkisi yaratmak amacıyla koordineli biçimde tasarlanmıştır.
    • E) Her iki araç da askeri hedeflere yönelik hassas vuruş kapasitesi geliştirmek amacıyla kullanılmış; savaşan-sivil ayrımını güçlendirmiştir.

    İngiltere'nin Almanya'ya uyguladığı deniz ablukası ile Almanya'nın İngiltere'ye yönelik denizaltı savaşı ve Zeppelin/uçak bombardımanları ortak bir stratejik mantık paylaşmaktadır: Düşmanın ekonomik ve toplumsal gücünü zayıflatarak savaşma iradesini çöküşe sürüklemek. Bu strateji kaçınılmaz olarak sivilleri de hedef almıştır; İngiltere'nin ablukası yüz binlerce Alman sivilin yetersiz beslenmesine, Alman denizaltı savaşı ise tarafsız devlet gemilerinin batırılmasına yol açmıştır. Bu durum, savaşanlara karşı kabul edilebilir sayılan yöntemlerin sivillere uygulanıp uygulanamayacağı konusundaki Lahey ve Cenevre çerçevelerinde derin hukuki ve ahlaki tartışmalara zemin hazırlamıştır. B şıkkı bu bütünlüklü ilişkiyi en doğru biçimde yansıtmaktadır.

  24. 24. İtalya, Üçlü İttifak'ın üyesi olmasına karşın Birinci Dünya Savaşı'nın başında tarafsızlığını ilan etmiş; 1915'te ise İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa girmiştir. Bu tutum değişikliğini en kapsamlı biçimde açıklayan seçenek hangisidir?

    • A) İtalya'nın tarafsızlığı, Almanya'nın İtalyan topraklarını işgal etmesi üzerine sona ermiş ve bu durum İtilaf Devletleri'yle ittifakı zorunlu kılmıştır.
    • B) İtalya, Osmanlı'nın savaşa girmesinden endişelenerek Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını korumak amacıyla İtilaf Devletleri'nden güvence talep etmiştir.
    • C) İtalya, Almanya'nın savaşı saldırgan biçimde başlattığını öne sürerek ittifak yükümlülüklerinin savunma amaçlı savaşlara özgü olduğunu ileri sürmüştür; ardından London Paktı ile İtilaf Devletleri'nden toprak vaadi koparmıştır.
    • D) İtalya, iç kamuoyunun Almanya karşıtı tutumu nedeniyle hükümetin muhalefete direnmesi mümkün olmadığı için taraf değiştirmek zorunda kalmıştır.
    • E) İtalya, Avusturya-Macaristan'ın savaş ilanına önceden dahil edilmediği için Üçlü İttifak'ın otomatik olarak çözüldüğünü açıklamıştır.

    İtalya, Üçlü İttifak'ın savunma niteliğinde yorumlanması gerektiğini, oysa Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın saldırgan bir savaş başlattığını öne sürerek ittifak yükümlülüklerini askıya almıştır. Nisan 1915'te gizlice imzalanan London Paktı ile İtalya, Trieste, Trentino, İstria ve Dalmaçya kıyılarının bir bölümü başta olmak üzere önemli topraksal vaatler karşılığında İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa gireceğini taahhüt etmiştir. Bu karar büyük ölçüde toprak kazanımı hesapları üzerine kuruluydu. Almanya'nın İtalyan toprağını işgali gibi bir gelişme yaşanmamıştır; iç kamuoyunun tutumu ise belirleyici değil, tamamlayıcı bir etkendir. A şıkkı hukuki gerekçeyi ve pratik hesabı bir arada doğru biçimde açıklamaktadır.

  25. 25. Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin İttihat ve Terakki Cemiyeti liderliğinin Anadolu'daki Ermenilere yönelik sürgün ve katliam politikasını hangi gerekçeyle meşrulaştırdığı bilinmektedir. Bu gerekçenin tarih yazımındaki temel tartışma ekseni nedir?

    • A) Tartışma yalnızca kurban sayısına ilişkindir; olayların kasıtlı bir imha politikasının ürünü olup olmadığı tartışma konusu değildir.
    • B) Tartışma, olayların Ermenistan mı yoksa Anadolu'da mı gerçekleştiği sorusu etrafında şekillenmektedir.
    • C) Tartışma, olayların sorumluluğunun Osmanlı merkezi yönetimi mi yoksa yerel aşiret unsurları mı olduğuna ilişkindir ve akademik çevrelerde kesin bir uzlaşı sağlanmıştır.
    • D) Temel tartışma ekseni, olayların merkezi bir kasıt ve sistematik imha politikasının ürünü olan soykırım mı yoksa savaş koşullarının kargaşasında yaşanan toplumsal çöküşün sonucu mu olduğu sorusudur; ancak pek çok tarihçi ve uluslararası kurum olayları soykırım olarak nitelendirmektedir.
    • E) Tartışma tamamen siyasi nitelikte olup tarihçiler arasında meseleye ilişkin ciddi bir akademik literatür bulunmamaktadır.

    1915-1916 yıllarında Anadolu'daki Ermenilere yönelik sürgün ve katliamlar tarihin en tartışmalı meselelerinden biridir. Türkiye, olayların soykırım niteliği taşımadığını, savaş koşullarında zorunlu güvenlik tedbirleri kapsamında yaşanan trajik ama kasıtsız olaylar bütünü olduğunu savunmaktadır. Buna karşılık Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Derneği başta olmak üzere akademik çevrelerin büyük çoğunluğu ve çok sayıda devlet, olayları soykırım olarak tanımlamaktadır. Temel tartışma eksenini oluşturan soru şudur: Merkezi bir kasıt ve sistematik imha iradesinin varlığı kanıtlanabilir mi? C şıkkı bu tartışmanın gerçek içeriğini ve uzlaşı noktasını en doğru biçimde yansıtmaktadır.