TARIH - i dunya savasi (Bölüm 6)
TARIH - i dunya savasi (Bölüm 6)
Savaş yıllarında 'toplam savaş' (total war) kavramının ortaya çıkmasının ekonomik boyutu değerlendirildiğinde, aşağıdaki hangi önerme bu kavramı en doğru biçimde tanımlar?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (18 soru)
1. Savaş yıllarında 'toplam savaş' (total war) kavramının ortaya çıkmasının ekonomik boyutu değerlendirildiğinde, aşağıdaki hangi önerme bu kavramı en doğru biçimde tanımlar?
- A) Toplam savaş, savaşan devletlerin yalnızca gönüllü askerlerden oluşan ordulara başvurduğu ve sivil ekonomiyi mümkün olduğunca savaştan yalıtmaya çalıştığı bir savaş modelidir.
- B) Toplam savaş, yalnızca Almanya ve İngiltere'nin uyguladığı; diğer savaşan devletlerin büyük ölçüde 19. yüzyıl liberal savaş ekonomisi anlayışını koruduğu bir modeldir.
- C) Toplam savaş kavramı, savaşan devletlerin rakip karşısında nükleer caydırıcılığa başvurduğu 20. yüzyılın ikinci yarısına özgü bir olgudur.
- D) Toplam savaş, devletin ekonomik kaynak tahsisini, üretimi, işgücünü ve tüketimi askeri amaçlar doğrultusunda doğrudan yönettiği; cephe gerisi ile cephenin birbirinden ayrılamaz hale geldiği bir savaş modelidir. ✓
- E) Toplam savaş, savaşan devletlerin savaş harcamalarını uluslararası piyasalardan borçlanma yoluyla karşılamasını ve bu süreçte kendi iç ekonomilerine müdahaleden kaçınmasını öngörür.
Birinci Dünya Savaşı, 'toplam savaş' kavramının ilk kez tam anlamıyla somutlaştığı çatışmadır. Savaşan tüm büyük devletler seferberlik ekonomisine geçerek gıda dağıtımını, hammadde tahsisini, işgücü planlamasını ve endüstriyel üretimi devlet denetimine almıştır. Kadınlar fabrikaları ve tarla işlerini üstlenmiş; tüm toplum savaş ekonomisine entegre edilmiştir. Cephe ile cephe gerisi arasındaki ekonomik ve insani sınır fiilen ortadan kalkmıştır. B şıkkı bu gerçekliği doğru biçimde ifade etmektedir. Nükleer caydırıcılık ise Soğuk Savaş dönemine aittir.
2. Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle kurulan yeni uluslararası düzenin (Versailles sistemi) kalıcı bir barış sağlayamayıp yirmi yıl içinde İkinci Dünya Savaşı'na zemin hazırladığı ileri sürülmektedir. Bu değerlendirmeye göre Versailles sisteminin en temel işlevsel zaafiyeti nedir?
- A) Versailles sistemi, Almanya'yı hem yeniden silahlanmasını önleyecek kadar zayıflatmamış hem de sisteme entegre edip denetim altında tutmayı mümkün kılacak kadar çok taraflı mekanizmalar üretememiştir; intikamcı hükümler ise Almanya'da revizyonist bir siyasi iklim yaratmıştır. ✓
- B) Versailles sistemi, Fransa ve İngiltere'nin birbiriyle rekabetinden dolayı uygulanamamış; iki ülke Almanya politikasında hiçbir zaman uzlaşı sağlayamamıştır.
- C) Versailles sistemi, ABD'nin liderliğindeki güçlü bir kolektif güvenlik mekanizması kurmuş; ancak bu mekanizma SSCB'nin Milletler Cemiyeti'ne katılmayı reddetmesi nedeniyle işlevsiz kalmıştır.
- D) Versailles sistemi, Almanya'yı uluslararası sistemin tamamen dışında bırakmış; Almanya'nın Milletler Cemiyeti'ne üyeliğini kalıcı olarak engelleyerek tecrit politikası izlemiştir.
- E) Versailles sistemi yalnızca toprak düzenlemelerine odaklanmış; ekonomik ve askeri hükümleri son derece cılız tuttuğu için Almanya'nın hızla yeniden silahlanmasına zemin hazırlamıştır.
Versailles sisteminin paradoksal zaafiyeti şudur: Almanya'ya yüklenen ağır koşullar (tazminatlar, silahsızlandırma, toprak kayıpları, savaş suçluluğu maddesi) Almanya'yı sisteme gönüllü ortaklıkla dahil edecek bir uzlaşı zemini oluşturmadığı gibi, Almanya'yı gerçekten çökertecek kadar da kapsamlı değildi. Sonuç olarak Almanya'da derin bir milliyetçi kırgınlık ve 'Versailles'ı yıkma' iradesi doğdu. Almanya Milletler Cemiyeti'ne 1926'da kabul edildi; dolayısıyla A yanlıştır. Ekonomik ve askeri hükümler son derece ağırdı; C bu nedenle yanlıştır. ABD kolektif güvenlik mekanizmasına katılmadı; E yanlıştır. B şıkkı sistemin temel gerilimini en doğru biçimde özetlemektedir.
3. Birinci Dünya Savaşı'nın teknolojik boyutu incelendiğinde, aşağıdaki hangi önerme savaşta kullanılan teknolojilerin dönemin askeri doktrinleriyle ilişkisini en doğru biçimde açıklar?
- A) Savaşın başında hâkim olan savunma doktrini, tank ve uçak gibi saldırı teknolojilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte yenilgiye uğramış ve cephelerin çabuk çözülmesine yol açmıştır.
- B) Savaşın başında hâkim olan saldırı doktrini, makineli tüfek, top ateşi ve dikenli tel gibi savunma teknolojilerinin sağladığı avantajı öngörememiş; bu durum yüksek kayıplara rağmen sürdürülen saldırı taktiklerini zorunlu kılmıştır. ✓
- C) Birinci Dünya Savaşı'nda geliştirilen tüm teknolojik yenilikler önce deniz kuvvetlerinde test edilmiş, ardından kara kuvvetlerine uyarlanmıştır.
- D) Savaş boyunca teknoloji ile doktrin arasındaki denge hiçbir zaman bozulmamış; her iki taraf da yeni silah sistemlerine anında doktrin geliştirerek yanıt vermiştir.
- E) Savaşın başında geliştirilen askeri doktrinler makineli tüfek ve topçu ateşini tam anlamıyla öngörmüş; ancak kimyasal silahlar hesaba katılamamıştır.
1914'te Avrupa ordularında hâkim olan askeri doktrin, Napolyon savaşlarından ve 1870-71 Prusya-Fransa Savaşı'ndan miras kalan saldırı üstünlüğü anlayışına dayanıyordu. Ancak makineli tüfek, gelişmiş topçu sistemleri ve dikenli tel, savunmayı saldırıdan çok daha avantajlı konuma getirmişti. Komutanlar bu değişimi algılayıp doktrinlerini güncelleyemedi; bu nedenle Somme (1916) ve Passchendaele (1917) gibi saldırılarda kitlesel kayıplar yaşandı. Tank ancak 1916'da Somme'da sınırlı biçimde kullanılmaya başlandı ve etkili bir saldırı doktriniyle bütünleştirilmesi zaman aldı. A şıkkı bu temel uyumsuzluğu en doğru biçimde açıklamaktadır.
4. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişini hızlandıran Goeben ve Breslau zırhlılarının Osmanlı'ya devredilmesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
- A) Gemiler, Almanya'nın Osmanlı'ya bir savaş tazminatı olarak verdiği hediyelerdir.
- B) Gemiler Akdeniz'den geçerken Fransız donanması tarafından yakalanmış, ancak Osmanlı diplomatik baskısıyla kurtarılmıştır.
- C) Osmanlı, gemileri satın almak için Almanya'dan borç almış ve bu durum savaşa girişin tek belirleyici nedeni olmuştur.
- D) Gemiler Osmanlı bayrağı çekerek Karadeniz'e geçmiş, böylece Osmanlı-Alman ittifakı fiilen gizli tutulmuştur.
- E) Gemilerin Osmanlı'ya devri, İngiltere'nin Osmanlı siparişi olan savaş gemilerini elinde tutmasından sonra gelişen sürecin bir parçasıdır ve gemiler Yavuz ile Midilli adını alarak Karadeniz'de Rus limanlarını bombalamıştır. ✓
İngiltere, Osmanlı'nın sipariş ettiği Sultan Osman ve Reşadiye zırhlılarına el koyunca Osmanlı kamuoyu İngiltere'ye karşı tepki gösterdi. Bu ortamda Almanya, Akdeniz'den Osmanlı'ya sığınan Goeben ve Breslau'yu sembolik bir satışla Yavuz Sultan Selim ve Midilli adlarıyla Osmanlı'ya devretti. Alman mürettebatı Osmanlı üniforması giyerek görevde kaldı. Ekim 1914'te bu gemiler Amiral Souchon komutasında Rus limanlarını (Sivastopol, Odessa) bombalayarak Osmanlı'yı fiilen savaşa soktu.
5. I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın dört cephede birden savaşması stratejik açıdan değerlendirildiğinde, aşağıdaki yorumlardan hangisi tarihsel verilerle en tutarlıdır?
- A) Osmanlı, kısa sürede zafer kazanmayı hedeflediği için dört cepheli savaş bilinçli bir tercihti.
- B) Osmanlı'nın dört cephede savaşması, İtilaf Devletleri'nin güçlerini bölmesine neden olarak Almanya'nın Batı Cephesi'ndeki yükünü önemli ölçüde hafifletmiştir.
- C) İttihat ve Terakki Cemiyeti liderlerinin pan-İslamizm ve pan-Türkizm idealleri doğrultusunda açtığı ek cepheler (Kafkasya ve Kanal), zaten yetersiz olan askeri ve lojistik kaynakların dağılmasına yol açarak savaşın seyrini Osmanlı aleyhine hızlandırmıştır. ✓
- D) Dört cepheli savaş stratejisi, Osmanlı'nın İngiltere ile gizli yürüttüğü müzakerelerin bir parçasıydı.
- E) Alman askeri danışmanlar dört cepheli savaşı zorunlu görmüş ve Osmanlı komutanlarını bu yönde yönlendirmiştir.
Enver Paşa'nın pan-Türkizm ideali doğrultusunda yürüttüğü Kafkasya Harekâtı (Sarıkamış, Aralık 1914) 90.000'den fazla askerin donarak ve savaşarak yitirilmesiyle büyük bir fiyaskoyla sonuçlandı. Aynı dönemde Cemal Paşa'nın Süveyş Kanalı harekâtı da başarısız oldu. Bu gereksiz taarruz cepheleri, Çanakkale ve Irak gibi zorunlu savunma cephelerinde kullanılabilecek kaynakları tüketerek Osmanlı'nın erken çöküşünü hazırladı.
6. Çanakkale Cephesi'nin stratejik önemine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
- A) Winston Churchill'in savunduğu bu plan, Batı Cephesi'ndeki kilitlenmeyi kırmak için tasarlanmış bir 'Doğu Stratejisi'ydi.
- B) Mustafa Kemal'in Anafartalar'daki başarısı, İngilizlerin deniz harekâtının başarıya ulaşmasını mümkün kılmıştır. ✓
- C) Boğazın açılması, Rusya'ya deniz yoluyla ikmal ve cephane ulaştırılmasını sağlayacaktı.
- D) Çanakkale'nin başarısızlıkla sonuçlanması, Rusya'nın batı müttefikleriyle bağlantısını kopararak 1917 Bolşevik Devrimi'nin zeminini hazırlayan etkenlerden biri olmuştur.
- E) İtilaf Devletleri, Çanakkale'yi aşarak İstanbul'u almayı ve Osmanlı'yı savaş dışı bırakmayı hedefliyordu.
E şıkkı yanlıştır; çünkü Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu komutanlığı sırasındaki başarısı İngilizlerin harekâtını değil, Türk savunmasını güçlendirmiş ve İngilizlerin kara harekâtını durdurmalarını sağlamıştır. İtilaf Devletleri nihayetinde Ocak 1916'da yarımadadan çekilmek zorunda kalmıştır. Diğer şıklar tarihsel açıdan doğrudur.
7. I. Dünya Savaşı'nda kullanılan aşağıdaki savaş yöntem ve teknolojilerinden hangisi, savaşın niteliğini değiştirme bakımından diğerlerinden daha köklü bir dönüşüme yol açmıştır?
- A) Siper savaşı, çünkü saldırı avantajını tamamen ortadan kaldırarak yıllarca süren statik bir cepheye zemin hazırlamış ve savaşın bireysel kahramanlıktan endüstriyel katliama dönüşümünü somutlaştırmıştır. ✓
- B) Denizaltı savaşı, çünkü Almanya'nın kısıtlısız denizaltı savaşı ilan etmesi savaşın sonucunu doğrudan belirlemiştir.
- C) Uçakların keşif ve bombalama amacıyla kullanılması, çünkü hava üstünlüğü cephe gerisini ilk kez tehdit altına almıştır.
- D) Tank kullanımı, çünkü Somme Muharebesi'nde ilk kez kullanılan tanklar savaşın gidişatını anında değiştirmiştir.
- E) Zehirli gaz kullanımı, çünkü ilk kez Almanlar tarafından İpres'te denenerek toplu ölüme yol açmıştır.
Bu soru analitik düşünce gerektirmektedir. Diğer tüm gelişmeler önemli olmakla birlikte, siper savaşı savaşın temel mantığını ve niteliğini en köklü biçimde dönüştürmüştür. Batı Cephesi'nde İsviçre'den Manş Denizi'ne kadar uzanan yaklaşık 700 km'lik siper hattı, harekât savaşını tamamen kilitlemiş; milyonlarca askerin metre kazanmak için ölmesine yol açmıştır. Somme'da tek günde 57.000 İngiliz askeri hayatını kaybetmiştir. Bu yapı, savaşın tüm teknolojik, ekonomik ve sosyal boyutlarını şekillendiren çerçeve olmuştur.
8. Almanya'nın 'Schlieffen Planı' başarısız olsaydı bile Almanya'nın iki cepheli savaşı kazanamayacağını öne süren tarih tezine göre planın temel yapısal zaafiyeti aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Belçika'nın tarafsızlığının ihlal edilerek İngiltere'nin savaşa çekilmesine neden olunması.
- B) Planın Rusya'nın seferberlik hızını yanlış hesaplamış olması.
- C) Fransız Maginot hattının Alman kuvvetlerini durdurmuş olması.
- D) Planın Avusturya-Macaristan'ın Rusya karşısındaki performansını fazla yüksek öngörmesi.
- E) Fransa'nın yenilmesi için öngörülen 6 haftanın, sanayi devrimi sonrası kitlesel ordular ve demiryolu ikmal sistemi karşısında gerçekçi bir varsayıma dayanmaması; planın tüm hesaplamalarının tek bir değişkenin (Fransa'nın hızlı çöküşü) doğru olmasına bağlı olması. ✓
Schlieffen Planı, Fransa'nın 6 haftada çöküşünü ön koşul olarak kabul eden tek seçenekli bir strateji üzerine kuruluydu. Bu planın temel yapısal zaafiyeti, başarının tamamen bu tek varsayıma bağlanmış olmasıydı. Üstelik plan teoride bile riskli görülmüş; Schlieffen ölüm döşeğinde 'sağ kanadı güçlü tutun' demiştir. Moltke planı uygulamada seyreltmiş, Marne Muharebesi'nde Alman sağ kanadı durduğunda Fransa düşmedi ve Almanya hiç hazır olmadığı uzun soluklu iki cepheli savaşa mahkûm oldu. E şıkkı kronolojik olarak da yanlıştır; Maginot Hattı II. Dünya Savaşı dönemine aittir.
9. I. Dünya Savaşı'nın sona ermesine giden süreçte Almanya'nın Kasım 1918'de teslim olmasını kaçınılmaz kılan iç çöküşün temel dinamiği aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde açıklanabilir?
- A) Alman ordusunun askeri açıdan tamamen yenilgiye uğraması ve cephe hattının çökmesi.
- B) Amerikan kuvvetlerinin Batı Cephesi'ne katılmasıyla birlikte sayısal üstünlüğü kaybeden Almanya'nın savaşı sürdürecek insan gücünden yoksun kalması.
- C) Avusturya-Macaristan'ın çöküşünün Almanya'nın güney sınırını tehdit altına alması ve Almanya'yı üç cepheli savaşa zorlaması.
- D) İngiltere'nin deniz ablukasının yarattığı gıda ve hammadde kıtlığı, cephedeki Ludendorff taarruzlarının başarısız olmasıyla birleşen moral çöküşü ve 'hançer darbesi efsanesi'ni doğuran iç siyasi çalkantının oluşturduğu çok katmanlı bir bütünleşik kriz. ✓
- E) Osmanlı'nın Mondros Mütarekesi'ni imzalamasının yarattığı stratejik boşluğun Alman lojistik hatlarını çöküşe sürüklemesi.
Almanya'nın çöküşü tek bir nedene indirgenemez. İngiliz deniz ablukası 1914'ten itibaren Almanya'yı yavaş yavaş savaş öncesi kalori tüketiminin yüzde 50'sine inen açlık sınırına getirdi. Ludendorff'un Mart-Temmuz 1918 taarruzları başlangıçta başarılı göründü, ancak stratejik hedeflere ulaşamadan durdu. Ağustos 1918'deki 'Kara Gün'de İtilaf karşı taarruzu Alman hatlarını sardı. Bu askeri gelişmelere iç cephede işçi-asker ayaklanmaları (Kiel Deniz İsyanı, Kasım 1918) eşlik etti. Tüm bu etkenler birbirini besleyen bir çöküş sarmalı oluşturdu.
10. Versailles Antlaşması'nın (1919) Almanya'ya getirdiği koşullar, II. Dünya Savaşı'nın zeminini hazırlamak bakımından değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi tarih yazımındaki ana tartışmayı en doğru biçimde yansıtmaktadır?
- A) Antlaşma Almanya'yı ekonomik olarak tamamen çökertti; bu nedenle Nazizmin yükselişi tamamen Versailles'ın kaçınılmaz bir sonucudur.
- B) Versailles koşulları diğer yenik devletlere uygulananlarla kıyaslandığında oldukça ılımlıydı ve Nazi propagandasının abartması olmasaydı Almanya bunu kolayca kabullenirdi.
- C) Antlaşma sembolik açıdan son derece aşağılayıcıydı ancak ekonomik koşulları sonraki on yıllarda büyük ölçüde hafifletildi; asıl belirleyici olan Büyük Buhran ve Almanya'nın zaten kırılgan olan Weimar demokrasisinin kurumsal zayıflığıydı. ✓
- D) ABD Senatosu antlaşmayı onaylasaydı Almanya'nın ekonomik toparlanması sağlanabilir ve II. Dünya Savaşı önlenebilirdi.
- E) Antlaşmanın en yıkıcı maddesi toprak kayıpları değil, savaş suçluluğunu tescil eden 231. maddenin Almanya'nın oy hakkını uluslararası arenada kaldırmış olmasıdır.
Tarih yazımındaki ana tartışma A ve B şıkları arasında yoğunlaşmaktadır. Keynes gibi iktisatçılar antlaşmanın yıkıcılığını vurgulasa da, revizyonist tarihçiler (Marks, Ferguson) antlaşmanın Almanya'ya yüklediği tazminatın fiilen hiçbir zaman tam olarak ödenmediğini ve 1920'lerde ekonomik toparlanmanın mümkün olduğunu göstermiştir. Asıl yıkıcı olan 'savaş suçluluğu' (Kriegsschuld) maddesiyle yaratılan psikolojik aşağılanma, Büyük Buhranın 1929'da tetiklediği ekonomik çöküş ve Weimar'ın seçim sistemi (nispi temsil) ile kurumsal kırılganlığıdır. B şıkkı bu çok katmanlı tarihin en dengeli özetidir.
11. I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere'nin Araplarla yaptığı Hüseyin-McMahon yazışmaları (1915-1916), Fransızlarla imzaladığı Sykes-Picot Anlaşması (1916) ve Siyonistlere verdiği Balfour Deklarasyonu (1917) birbiriyle çelişen taahhütler içermekteydi. Bu çelişkinin jeopolitik mirası değerlendirildiğinde aşağıdaki yargılardan hangisi en kapsamlı ve tutarlı olanıdır?
- A) Sykes-Picot'un gerçek mirası, bölgede güçlü ulus-devletler yaratmış olmasıdır; bugünkü çatışmalar bu devletlerin dağılmasından kaynaklanmaktadır.
- B) Söz konusu belgeler geriye dönük olarak abartılmış olup Orta Doğu'daki çatışmaların temel nedeni değildir.
- C) İngiltere'nin çelişkili taahhütleri stratejik değil, diplomatik yetersizlikten kaynaklanmıştır.
- D) Balfour Deklarasyonu Filistin'de Yahudi vatanı için kesin sınırlar çizmiş olsaydı, sonraki çatışmaların tamamından kaçınılabilirdi.
- E) Bu çelişkili taahhütler, ulus-devlet sınırlarının etnik ve dinî gerçeklerle örtüşmediği yapay bir Orta Doğu düzeni kurarak hem Filistin meselesinin hem de bölgedeki devlet başarısızlıklarının uzun vadeli yapısal zeminini oluşturmuştur. ✓
İngilizler, savaş koşullarında farklı aktörleri kazanmak amacıyla birbirleriyle çelişen taahhütlerde bulundu. Hüseyin'e bağımsız Arap devleti vaadedilirken Sykes-Picot ile Fransa ve İngiltere bölgeyi nüfuz bölgelerine ayırdı. Balfour ise Filistin'de Yahudi yurdu kurulmasına destek verdi. Bu üçlü çelişki; kurgusal sınırlar, mezhep ve etnik grupları bölen ya da dayatmacı biçimde birleştiren yapay devletler ve Filistin meselesinin çözümsüz kalmasının yapısal zeminini hazırladı. Modern Orta Doğu çatışmalarının büyük bölümünü bu mirasla doğrudan ilişkilendiren kapsamlı akademik literatür mevcuttur.
12. I. Dünya Savaşı'nda savaşa giren devletlerin neredeyse tamamının kısa sürede zafer kazanacaklarını öngörmesi, ancak savaşın dört yıl sürmesi, aşağıdaki kavramlardan hangisiyle en doğru biçimde açıklanabilir?
- A) Ekonomik karşılıklı bağımlılık teorisi; çünkü tarafların ekonomileri o denli iç içe geçmişti ki savaşı sürdürmek her ikisi için de karlıydı.
- B) Güç dengesi teorisi; çünkü tüm devletler birbirine denk güçteydi ve bu denge savaşı uzattı.
- C) Kitle imha silahları paradoksu; çünkü zehirli gaz gibi yeni silahlar her iki tarafı da nötralize ederek dengeyi bozdu.
- D) Nükleer caydırıcılık teorisinin öncülü; taraflar birbirinin topçu kapasitesinden korktukları için harekâta geçemedi.
- E) Saldırı-savunma dengesi teorisi; çünkü makineli tüfek, topçu ve siper sistemleri savunmayı saldırıya karşı yapısal olarak üstün kılmış, ancak tüm tarafların askeri doktrinleri hâlâ saldırı üstünlüğünü varsayan 19. yüzyıl anlayışına dayanıyordu. ✓
Uluslararası ilişkiler teorisinde 'saldırı-savunma dengesi' (offense-defense balance) kavramı bu paradoksu en iyi açıklayan çerçevedir. 1914'te tüm büyük güçlerin askeri doktrinleri saldırının belirleyici olduğu ve kısa, hızlı bir savaşın kazanılabileceği ön kabulüne dayanıyordu (Alman Schlieffen Planı, Fransız Plan XVII gibi). Ancak sanayi devrimi, savunma teknolojisini saldırıya karşı yapısal üstünlük kazandıracak biçimde dönüştürmüştü. Makineli tüfek, tel örgü ve topçu, savunmayı kolaylaştırırken saldırıyı son derece maliyetli kılıyordu. Bu teknolojik gerçekle örtüşmeyen askeri doktrinlerin çatışması, cepheleri yıllarca kilitledi.
13. ABD'nin 1917'de I. Dünya Savaşı'na girmesini açıklayan tek etken olarak Almanya'nın kısıtlısız denizaltı savaşı gösterilmektedir. Ancak bu açıklamanın yetersizliğini ortaya koyan tarihsel kanıt aşağıdakilerden hangisidir?
- A) ABD'nin İngiltere ve Fransa'ya verdiği dev krediler, ittifak devletleri yenilirse batacaktı; dolayısıyla ekonomik çıkar, denizaltı meselesinden bağımsız olarak savaşa girişi neredeyse kaçınılmaz kılıyordu.
- B) Wilson, Almanya'nın denizaltı savaşını durduracağına söz vermesi üzerine savaşa girme kararından vazgeçmiştir.
- C) Hem B hem de D şıkları doğrudur ve birbirini tamamlayarak tek etken açıklamasının yetersizliğini ortaya koyar. ✓
- D) Zimmermann Telgrafı, Meksika'yı ABD'ye karşı kışkırtmaya çalışmış ve ABD'nin savaşa girme kararının ardındaki iç kamuoyu desteğini güçlendiren ek bir etken olmuştur; bu durum, savaşa girişin denizaltı meselesine indirgenemeyeceğini gösterir.
- E) ABD, denizaltı savaşı başlamadan önce de Almanya'ya savaş açmayı planlamaktaydı.
Bu soru, tarihsel nedenselliği tek faktöre indirgemekten kaçınmayı ölçmektedir. ABD'nin 1917'de savaşa girmesi çok etkenli bir karardır. İlk olarak, ABD bankaları İngiltere ve Fransa'ya yaklaşık 2,3 milyar dolarlık kredi açmıştı; ittifak devletleri yenilseydi bu krediler büyük ihtimalle geri ödenmezdi. İkinci olarak, Ocak 1917'de deşifre edilen Zimmermann Telgrafı (Almanya'nın Meksika'yı ABD'ye karşı kışkırtma girişimi), Amerikan kamuoyunda Almanya'ya karşı derin bir tepkiye yol açtı. Dolayısıyla E şıkkı en doğru yanıttır; denizaltı meselesi tetikleyici olmakla birlikte belirleyici tek etken değildi.
14. Aşağıdaki önermelerden hangisi, I. Dünya Savaşı'nın çıkışında 'yapısal nedenler' ile 'aktörlerin bilinçli tercihleri' arasındaki tarih yazımı tartışmasını en doğru biçimde özetlemektedir?
- A) Almanya'nın savaş suçluluğunu tescil eden Versailles Antlaşması'nın 231. maddesi, bugünkü tarih yazımında da genel kabul görmektedir.
- B) Savaş, Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a savaş açma kararıyla başladığı için sorumluluk tartışması yalnızca bu iki devletle sınırlı tutulmalıdır.
- C) Christopher Clark'ın 'Uyurgezerler' tezi, tüm büyük güçlerin eşit derecede ve bilinçsizce savaşa sürüklendiğini savunarak sorumluluk meselesini tamamen çözümsüz bırakır.
- D) Fritz Fischer'in tezi, Almanya'nın kıtasal hegemonya planladığını ve savaşı kasıtlı olarak tetiklediğini savunurken, Clark savaşa gidişin hiçbir aktörün tümüyle öngöremediği sistemik bir çöküş olduğunu öne sürer; bu iki tez, sorumluluk ve yapısal kısıtlar arasındaki gerilimi farklı biçimlerde ağırlıklandırır. ✓
- E) Yapısal nedenler (ittifak sistemi, silahlanma yarışı, emperyalist rekabet) savaşı kaçınılmaz kılmıştı; aktörlerin kararları yalnızca zamanlamayı etkiledi.
Bu soru, tarih yazımı (historiography) bilgisini ölçmektedir. Fritz Fischer, 1961 tarihli 'Almanya'nın Dünya Gücü için Uğraşı' adlı eserinde Almanya'nın genişlemeci hedeflere sahip olduğunu ve savaşı kasten körüklediğini savundu. Bu tez, Almanya'da büyük tartışma yarattı. Christopher Clark ise 2012'de yayımlanan 'Uyurgezerler'de tüm büyük güçlerin yarı bilinçli kararlarla ve birbirini besleyen yanlış algılarla savaşa sürüklendiğini öne sürerek sorumluluğu dağıtır. Bu iki tez, savaşın nedenselliğine dair yapısal-bireysel açıklama gerilimini en iyi yansıtan kutupları temsil eder.
15. I. Dünya Savaşı'nın sosyal tarih boyutunda 'toplumsal cinsiyet' perspektifinden değerlendirildiğinde, savaşın kadınlar üzerindeki uzun vadeli etkisi konusunda aşağıdaki yorumlardan hangisi tarihsel kanıtlarla en az örtüşmektedir?
- A) Savaş yıllarında kadınların fabrika, ulaşım ve kamu hizmetlerinde kitlesel biçimde çalışmaya başlaması, savaş sonrası oy hakkı mücadelelerini meşrulaştıran önemli bir argüman sağladı.
- B) Savaşta on milyonlarca erkeğin ölümü, pek çok toplumda demografik dengesizliklere ve 'dul kadınlar kuşağı' olgusuna yol açtı.
- C) İngiltere'de 1918, Almanya ve Avusturya'da 1918, Fransa'da ise 1944'te oy hakkının tanınması, savaşın toplumsal cinsiyet eşitliğine otomatik ve evrensel bir ivme kazandırdığı tezini çürütür.
- D) Savaş döneminde kadınların işgücüne katılımı kalıcıydı; savaş sonrasında işgücü piyasasındaki konumları savaş öncesi döneme kıyasla belirgin biçimde güçlenmiş olarak kaldı. ✓
- E) Savaşın kadınlara toplumlarda yarattığı değişim homojen değildi; sınıf, etnik köken ve coğrafyaya göre önemli ölçüde farklılaştı.
C şıkkı tarihsel kanıtlarla en az örtüşen yargıdır. Savaş döneminde kadınların ağır sanayide, silah fabrikalarında ve ulaşımda kitlesel olarak çalışmaya başlaması, savaşın sona ermesiyle birlikte büyük ölçüde geri alındı. Dönen erkek askerler işgücü piyasasına yeniden girince kadınların büyük çoğunluğu geleneksel rollerine döndürüldü veya işlerini kaybetti. Savaş sonrası dönemde 'ev kadını' ideolojisi güçlendi. İşgücündeki kalıcı iyileşme ancak II. Dünya Savaşı ve sonrasında gerçekleşebildi. Oy hakkı bazı ülkelerde tanınmış olsa da bu hakkın kapsamı ve kullanımı da kısıtlıydı.
16. Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki Suriye ve Filistin Cephesi'nde uğradığı yenilginin ardından imzalanan Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) ile Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922) arasındaki temel fark, Türk Kurtuluş Savaşı'nın niteliğini anlamak bakımından kritik öneme sahiptir. Bu iki belge karşılaştırıldığında aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?
- A) Her iki mütareke de galip tarafın koşullarını belirlediği eşitsiz belgelerdir; aralarındaki fark yalnızca siyasi değil, özünde hukukidir.
- B) Mudanya Mütarekesi yalnızca Doğu Trakya meselesini çözüme kavuşturmuştur; Anadolu'nun kaderi Lozan'a bırakılmıştır.
- C) Mondros, yenik bir imparatorluğun koşulsuz teslimiyetini belgelerken Mudanya, askeri zafer kazanmış Türk kuvvetlerinin fiilen galip taraf sıfatıyla koşulları dikte ettiği bir belgedir; bu fark Kurtuluş Savaşı'nın salt bir bağımsızlık mücadelesinden öte, uluslararası hukuki statüyü de tersine çeviren bir süreç olduğunu gösterir. ✓
- D) Mondros ve Mudanya arasındaki temel fark, Mondros'un deniz kuvvetlerine odaklanırken Mudanya'nın kara kuvvetlerini düzenlemesidir.
- E) Her iki belge de Osmanlı Devleti'nin hukuki mirasçısı olan İstanbul hükümetiyle imzalanmıştır.
Mondros Mütarekesi, yenik Osmanlı'nın İtilaf Devletleri'ne fiilen teslim olmasını belgeleyen ve İtilaf'a İstanbul dahil Osmanlı topraklarını işgal etme hakkı tanıyan bir belgedir. Mudanya ise Türk ordusunun Yunan kuvvetlerini Anadolu'dan attıktan sonra askeri güç üstünlüğünden hareketle İngiltere, Fransa ve İtalya ile müzakere ettiği bir ateşkestir; İngilizler Çanakkale'yi tahliye etmeyi kabul etmiş, Doğu Trakya Türk yönetimine bırakılmıştır. D şıkkı yanlıştır; Mudanya, Ankara merkezli TBMM hükümeti adına imzalanmıştır. Kurtuluş Savaşı bu sayede hem fiili hem hukuki bir statü dönüşümünü simgeler.
17. I. Dünya Savaşı'nın ekonomik boyutunda 'savaş ekonomisi' kavramı değerlendirildiğinde, İngiltere'nin Almanya'ya uyguladığı deniz ablukasının ve Almanya'nın denizaltı savaşının asimetrik sonuçları aşağıdakilerden hangisinde doğru karşılaştırılmıştır?
- A) İngiliz ablukası Almanya'nın savaş sanayisini felç etti; bu nedenle Almanya askeri değil, ekonomik nedenlerle teslim olmak zorunda kaldı.
- B) İngiliz ablukası Almanya'yı uzun vadede ekonomik olarak tüketirken, Almanların denizaltı savaşı kısa vadede İngiltere'yi tahıl stoklarının bitmesi tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı; ancak ABD'nin savaşa girmesi ve konvoy sisteminin geliştirilmesi denizaltı tehdidini etkisizleştirirken, ablukanın etkileri savaşı kazanan tarafta bile yıllarca sürdü. ✓
- C) Almanya'nın denizaltı savaşı İngiltere'yi ekonomik olarak çökertmeyi başardı, ancak ABD'nin müdahalesi bu başarıyı anlamsız kıldı.
- D) Her iki ekonomik savaş aracı da hedef ülkeyi savaş dışı bırakmayı başardı; fark yalnızca hızda ve yöntemde idi.
- E) Denizaltı savaşı ve ablukanın her ikisi de tarafsız devletleri büyük ölçüde etkiledi; bu nedenle uluslararası hukuk her iki uygulamayı da savaş suçu olarak tescil etti.
İngiliz deniz ablukası 1914'ten itibaren Almanya'yı hammadde ve gıdadan yoksun bıraktı; 1918'e gelindiğinde Almanya'da gıda tüketimi savaş öncesi düzeyin yüzde 50'sine kadar geriledi ve sivil halk açlık sınırına yaklaştı. Almanya'nın denizaltı savaşı ise 1917'de İngiltere'yi tehlikeli biçimde etkiledi; Nisan 1917'de İngiltere'de yalnızca altı haftalık tahıl stoğu kalmıştı. Ancak Lloyd George'un konvoy sistemini dayatmasıyla kayıplar dramatik biçimde azaldı ve ABD'nin savaşa girişi tehdidi bertaraf etti. Savaş sonrasında İngilizlerin ablukayı sürdürmesi (1919 başına kadar) Almanya'da açlık ölümlerine yol açtı ve bu mesele Versailles müzakerelerini de etkiledi.
18. I. Dünya Savaşı'nın bitiş tarihi olan 11 Kasım 1918 saat 11.00, savaşın bitirilme biçimiyle ilgili ciddi tartışmalara konu olmuştur. Bu tartışmanın odağındaki asıl tarihsel sorun aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Mütareke saat 05.00'te imzalanmış olmasına karşın bilinçli olarak saat 11.00'de yürürlüğe girdirildi; bu süre zarfında gereksiz saldırılar emredildi ve binlerce asker öldü; bu karar, askeri gerekliliklerin değil sembolik ve siyasi hesapların askerlerin hayatını ikinci plana attığının çarpıcı örneğidir. ✓
- B) Mütarekenin öngörülenden daha erken imzalanması, Almanya'nın toprak taleplerinde daha avantajlı bir konumda kalmasını sağladı.
- C) İtilaf komutanları mütarekeyi reddetmek istedi; siyasetçiler askeri itirazları görmezden gelerek imzaladı.
- D) Mütarekenin yürürlüğe girdiği saatin sembolik önemi (11/11/11), barış konferansı takvimini belirlemek açısından stratejik öneme sahipti.
- E) Mütarekenin 11 Kasım'da değil, daha önce imzalanabilmesi için Alman sivil hükümet müzakereyi kasıtlı olarak geciktirdi.
Mütareke 11 Kasım 1918 sabahı saat 05.12'de imzalandı; ancak bilinçli olarak saat 11.00'de, yani tam olarak on birinci ayın on birinci gününün on birinci saatinde yürürlüğe girmesi kararlaştırıldı. Bu altı saatlik boşlukta Müttefik komutanlar saldırı emirleri vermeyi sürdürdü; araştırmacılar bu süre zarfında yaklaşık 11.000 kayıp yaşandığını tespit etmiştir. ABD General Hunter Liggett'in Meuse bölgesindeki taarruzları bu acı örneğin en çarpıcısıdır. Tarihçiler bu kararı, askeri gereklilik değil siyasi ve sembolik hesapların insan hayatından önce tutulduğunun kanıtı olarak değerlendirmektedir.