menu
MemurOl
Tarih Testleri

TARIH - osmanli duraklama gerileme (Bölüm 4)

TARIH - osmanli duraklama gerileme (Bölüm 4)

Soru 1 / 25

Osmanlı ordusunda tımar sisteminin bozulmasının doğrudan neden olduğu gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Osmanlı ordusunda tımar sisteminin bozulmasının doğrudan neden olduğu gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Kapıkulu sayısının azaltılması
    • B) Yeniçeri Ocağı'nın kapatılması
    • C) Deniz kuvvetlerinin kara kuvvetleri aleyhine güçlenmesi
    • D) Merkezi hazineye olan yükün artması ve eyalet düzeninin bozulması
    • E) Devşirme sisteminin işlevsiz hale gelmesi

    Tımar sistemi, sipahilerin toprağın gelirleri karşılığında devlete asker beslemesi esasına dayanıyordu. Bu sistemin bozulmasıyla birlikte sipahiler işlevsiz kaldı, eyaletlerdeki asayiş ve vergi düzeni çöktü. Boşalan görevi doldurmak için merkezi hazineden ücret alan kapıkulu ve paralı asker sayısı arttı; bu durum hazine üzerinde büyük baskı yarattı. Yeniçeri Ocağı'nın kapatılması çok daha sonraki bir dönemin (1826) ürünüdür.

  2. 2. Osmanlı'da 'Celali İsyanları'nın yoğunlaştığı dönemde, isyanların kalıcı bir sonuca ulaşamamasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) İsyanların yalnızca Anadolu'nun belirli bölgelerinde sınırlı kalması
    • B) Avrupa devletlerinin isyancılara destek vermemesi
    • C) Yeniçerilerin isyancılara karşı etkin biçimde savaşması
    • D) İsyancıların ortak bir siyasi program ve ideolojiden yoksun olması
    • E) Osmanlı'nın isyancılara toprak tavizi vererek uzlaşması

    Celali İsyanları büyük bir kalabalığı harekete geçirmiş olsa da köylü, eşkıya, esnaf ve çeşitli grupların oluşturduğu bu hareketlerin ortak bir ideolojik hedefi ya da iktidarı devirip alternatif bir düzen kurma amacı yoktu. Bu örgütsüzlük, isyanların bastırılmasını kolaylaştırdı. Avrupa müdahalesi söz konusu olmadı; ancak bunun isyanların başarısızlığındaki temel açıklayıcı neden olmadığı görülmektedir.

  3. 3. Aşağıdakilerden hangisi, Osmanlı'da 17. yüzyılda padişahların güçsüzleşmesinin kurumsal bir yansıması olarak değerlendirilebilir?

    • A) Harem'in devlet yönetimindeki etkinliğinin artması ve 'Kadınlar Saltanatı' döneminin yaşanması
    • B) Sadrazamlık kurumunun kaldırılarak yerini şeyhülislamlığa bırakması
    • C) Divanıhümayun toplantılarının padişah başkanlığında zorunlu hale getirilmesi
    • D) Yeniçerilerin Rumeli'deki toprak kontrolünü doğrudan ele geçirmesi
    • E) Şeyhülislamların kapıkulu askerlerine doğrudan komuta etmesi

    17. yüzyılda 'Kadınlar Saltanatı' dönemi, küçük yaşta ya da iradesiz padişahların tahta geçmesiyle valide sultanlar ve saray kadınlarının yönetimde fiili güce sahip olduğu bir dönemi ifade eder. Bu durum, padişahın kurumsal olarak güçsüzleşmesinin somut bir yansımasıdır. Sadrazamlığın kaldırılması söz konusu değildir; aksine bu dönemde sadrazamlar da büyük güç kazanmıştır.

  4. 4. Osmanlı Devleti'nde kapitülasyonlar ilk verildiğinde yabancı tacirlerin kendi hukuk sistemlerine göre yargılanma hakkını tanımaktaydı. 16. yüzyılda karşılıklılık ilkesine dayanan bu ayrıcalıklar, 19. yüzyıla gelindiğinde neden tamamen farklı bir anlam kazanmıştır?

    • A) Osmanlı'nın kapitülasyonları tek taraflı olarak genişletmesi
    • B) Osmanlı ekonomisinin güçlenmesiyle birlikte yabancı tacirlerin ayrıcalıklardan daha fazla yararlanmak istemesi
    • C) Avrupa devletlerinin kapitülasyonları kendi aralarında yeniden müzakere etmesi
    • D) Osmanlı'nın ekonomik ve askeri güç kaybetmesiyle birlikte bu ayrıcalıkların baskı aracına dönüşmesi
    • E) Osmanlı mahkemelerinin Avrupalı tacirler lehine kararlar vermeye başlaması

    Kapitülasyonlar başlangıçta Osmanlı'nın güçlü bir devlet olduğu dönemde kendi inisiyatifiyle verilen, ticari ilişkileri düzenleyen araçlardı. Ancak Osmanlı'nın siyasi ve ekonomik gerilemesiyle birlikte bu ayrıcalıklar Avrupalı devletler tarafından bir baskı ve sömürü aracına dönüştürüldü; Osmanlı artık bu ayrıcalıkları kaldırma gücünden yoksundu. Bu yapısal güç kayması, kapitülasyonların anlamını köklü biçimde değiştirdi.

  5. 5. Lale Devri'nde (1718-1730) gerçekleştirilen yeniliklerin Patrona Halil İsyanı ile sona ermesinin temel toplumsal nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yeni kurulan Batı tarzı askeri birliklerin halktan ağır vergi toplaması
    • B) Sadrazam İbrahim Paşa'nın yabancı devletlere toprak satması
    • C) Yeniliklerin yalnızca saray çevresinde kalan ve halka yansımayan bir lüks ve eğlence kültürü yaratması
    • D) Avrupalı elçilerin İstanbul'dan sınır dışı edilmek istenmesi
    • E) Matbaanın dini metinler için de kullanılmaya başlanması

    Lale Devri'ndeki reformlar matbaa, çiçekçilik, mimari gibi alanlarda yenilikler getirdi; ancak bunlar büyük ölçüde saray ve çevresine hitap eden, halka ulaşmayan bir yaşam tarzı oluşturdu. Halk bu lüks yaşamın yükünü vergi ve savaş yorgunluğu biçiminde sırtlanırken yönetici sınıf sefahate dalıyordu. Patrona Halil önderliğindeki isyan, bu toplumsal uçurumun patlamasıdır. Matbaanın dini metinler için kullanımı zaten yasaktı.

  6. 6. Osmanlı tarihçileri içinde ilk kez duraklama nedenlerini sistematik olarak ele alan ve 'Kitab-ı Müstetab', 'Koçi Bey Risalesi' gibi eserlerin kaleme alındığı dönemde bu yazarların önerdiği ortak çözüm modeli aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Avrupa tarzı parlamenter bir meclisin kurulması
    • B) Klasik Osmanlı kurumlarına ve 'Kanuni dönemi'ne dönüş
    • C) Batı kurumlarının doğrudan ülkeye aktarılması
    • D) Padişahın tüm yetkilerini şeyhülislama devretmesi
    • E) Devşirme sisteminin kaldırılarak Türk asıllı ailelerin devlete alınması

    17. yüzyıl Osmanlı ıslahat risaleleri, bozulan düzenin çaresini geçmişteki 'altın çağ'da arıyordu. Koçi Bey, Katip Çelebi ve diğer yazarlar devletin temellerini sarsan yolsuzlukları ve kurumların çöküşünü tespit etmiş, ancak çözüm olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminin kurumsal yapısına ve geleneklerine dönülmesini önermiştir. Bu 'restorasyon' modeli, Batılılaşmacı bir perspektiften değil, içe dönük geleneksel bir anlayıştan kaynaklanmaktaydı.

  7. 7. Osmanlı'da 17. yüzyılda 'ulufe' zamlarıyla sürekli büyüyen Yeniçeri Ocağı'nın ordunun savaş gücünü düşürmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Devşirme sisteminin yeniden güçlendirilmesiyle ocak üyelerinin sık sık değişmesi
    • B) Yeniçeri subaylarının Avrupalı devletlerle gizlice irtibat kurması
    • C) Ocağa esnaf ve şehirlilerin kayıt yaptırarak askerlik dışı işlerle uğraşması ve eğitimin ihmal edilmesi
    • D) Yeniçerilerin yeni silah teknolojilerini öğrenmeyi reddetmesi
    • E) Yeniçerilerin Anadolu'daki tımar arazilerini ele geçirerek toprağa bağlanması

    Yeniçeri Ocağı'nın bozulmasında en belirleyici etken, devşirme kurallarının çiğnenerek ocağa şehirli ve esnafın alınmasıdır. Bu kişiler maaş almak için kayıtlı olmakla birlikte gerçek askerlik eğitiminden uzak, zanaat ve ticaretle meşguldü. Zamanla ocak bir meslek birliğine dönüştü; savaş verimliliği dramatik biçimde düştü. Yeni silah teknolojileri reddi ikincil bir faktördür ve asıl sorun bu değildi.

  8. 8. 1683 İkinci Viyana Kuşatması'nın başarısızlıkla sonuçlanmasının Osmanlı Devleti açısından önemi aşağıdakilerden hangisiyle en doğru biçimde açıklanabilir?

    • A) Fransa ile kurulan ittifakın ortadan kalkması
    • B) Osmanlı'nın Akdeniz'deki üstünlüğünü kaybetmesi
    • C) Venedik'in Osmanlı'ya savaş ilan etmesine zemin hazırlaması
    • D) Osmanlı'nın ilk kez İran ile barış antlaşması imzalamasına yol açması
    • E) Osmanlı'nın Orta Avrupa'ya yönelik yayılma politikasının fiilen sona ermesi

    1683 yılında Kara Mustafa Paşa komutasında gerçekleştirilen İkinci Viyana Kuşatması'nın Avusturya ve Kutsal İttifak kuvvetlerine yenilgiyle sonuçlanması, Osmanlı'nın Avrupa içlerine yönelik yüzyıllık yayılma politikasının artık sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koydu. Bu yenilgiden sonra Osmanlı savunmaya çekildi; Karlofça'ya giden süreç başladı. Fransa ile ittifak bu dönemde hâlâ sürmekteydi; Akdeniz üstünlüğünün kaybı daha önceki tarihlere (İnebahtı, 1571) dayanmaktadır.

  9. 9. Osmanlı'da 'malikane sistemi'nin uygulamaya konulmasının (1695) devlet maliyesine uzun vadeli etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Yabancı sermayenin taşra ekonomisine çekilmesi
    • B) Tarım üretiminin ve köylü refahının artması
    • C) Tımar sisteminin yeniden canlandırılarak sipahi sınıfının güçlenmesi
    • D) Vergi gelirlerinin merkezileşmesi ve hazinenin güçlenmesi
    • E) Vergi gelirlerinin özel kişilerin elinde birikmesiyle ayanların güçlenmesi

    Malikane sistemi, devletin acil nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla vergi toplama haklarını peşin bedel karşılığında özel kişilere ömür boyu devretmesini öngörüyordu. Kısa vadede hazineye kaynak sağlasa da uzun vadede taşradaki gelirler ayanlar ve yerel güçlerin elinde yoğunlaştı. Bu durum merkeziyetçi yapıyı zayıflattı, ayanların siyasi ve ekonomik gücünü artırdı. Tımar sisteminin yeniden canlandırılmasıyla değil, aksine tam olarak çöküşüyle eş zamanlıdır.

  10. 10. Aşağıdaki antlaşmalardan hangisi, Osmanlı'nın bir Avrupa devletiyle eşit statüde değil, açıkça mağlup taraf sıfatıyla müzakere masasına oturduğunun belgesi sayılmaz?

    • A) Küçük Kaynarca Antlaşması (1774)
    • B) Pasarofça Antlaşması (1718)
    • C) Karlofça Antlaşması (1699)
    • D) Zitvatorok Antlaşması (1606)
    • E) Yaş Antlaşması (1792)

    Zitvatorok Antlaşması (1606), Osmanlı ile Avusturya arasında imzalanmış olmakla birlikte Osmanlı'nın toprak kaybetmediği ve Avusturya İmparatoru'nu teorik olarak eşit statüde tanımak zorunda kaldığı bir antlaşmadır. Osmanlı açısından bir gerileme işareti sayılsa da açık bir mağlubiyet belgesi değildir; aksine savaşın askeri bir çıkmaza girmesiyle uzlaşma yoluyla yapılmıştır. Diğer antlaşmalar ağır toprak kayıpları ve koşulların Osmanlı'ya dayatıldığı belgelerdir.

  11. 11. Osmanlı Devleti'nde 17. yüzyılda yaşanan 'Suhte İsyanları'nın temel nedeni değerlendirildiğinde, bu isyanların aynı dönemde görülen Celali İsyanları'ndan ayrılan en belirgin özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Devlet otoritesine karşı değil, medrese sisteminin çöküşüne karşı bir tepki niteliği taşıması
    • B) Sadece Şii grupları kapsayan mezhepsel bir isyan niteliği taşıması
    • C) Yeniçeri desteği ile bastırılamamış olması
    • D) Anadolu'da değil Rumeli'de ortaya çıkması
    • E) Ekonomik değil dinî-ideolojik temelli olması

    Suhte İsyanları, medreselerde eğitim gören öğrencilerin (suhteler) kadılık ve müderrislik gibi görevlere atanamaması, devletin bu pozisyonları rüşvet ve kayırmacılıkla dağıtması nedeniyle patlak vermiştir. Bu yönüyle Celali İsyanları'ndan ayrılır; Celali İsyanları ağırlıklı olarak işsiz kalan levent ve sekban gibi askerî sınıfların ekonomik sıkıntılardan kaynaklanan isyanlarıdır. Suhteler ise sistemin adil işlememesini ve bilginin değersizleşmesini protesto etmiştir.

  12. 12. Aşağıdaki tabloda Osmanlı Devleti'ndeki bazı kurumsal dönüşümler ve bunlara atfedilen sonuçlar verilmiştir: I. Devşirme sisteminin zayıflaması → Kapıkulu ocaklarının yabancı unsurlardan arındırılması II. Tımar sisteminin bozulması → Hazineye doğrudan vergi gelirinin azalması III. Şehzadelerin sancağa çıkma geleneğinin sona ermesi → Yönetim deneyimsizliği ve taht kavgalarının saray içine taşınması IV. Esnaf loncalarının narh sistemine bağımlılığının artması → Osmanlı sanayisinin Avrupa mallarına karşı rekabet gücünü yitirmesi Neden-sonuç ilişkisi doğru kurulan ifadeler hangileridir?

    • A) Yalnız I ve II
    • B) I, II ve IV
    • C) Yalnız II ve III
    • D) II, III ve IV
    • E) I, II, III ve IV

    I. yanlıştır; devşirme sisteminin bozulması, kapıkulu ocaklarına Müslüman Türk ve diğer unsurların alınmasına yol açmış, bu da disiplini ve uzmanlaşmayı zedelemiştir, 'yabancı unsurlardan arındırılma' doğru bir sonuç değildir. II. doğrudur; tımar sahipleri vergiyi sipahi aracılığıyla devşirirdi, sistem bozulunca hazine bu kaynaktan yoksun kaldı. III. doğrudur; şehzadelerin sancak deneyiminden yoksun yetişmesi, kafes usulüyle sonuçlanmış ve taht mücadeleleri saray içi entrikayla sürdürülmüştür. IV. doğrudur; lonca-narh sistemi fiyatları ve üretimi dondurmuş, esnafın teknolojiyi benimsemesini engellemiştir.

  13. 13. Osmanlı tarihçisi Koçi Bey, Koçi Bey Risalesi'nde devletin çöküşünü anlattığı bölümde şu tespiti yapar: 'Padişahlar divan-ı hümayuna çıkmaz oldu, devlet işleri has odalarda görülür oldu.' Bu tespite göre Osmanlı yönetiminde yaşanan yapısal dönüşümün en doğru analizi aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Divan-ı Hümayun'un işlevini yitirmesi, yürütme erkinin denetlenemeyen gayri resmi ağlara kaymasına ve saray kadınlarıyla harem ağalarının siyasi nüfuzuna zemin hazırlamıştır
    • B) Osmanlı bürokrasisinin profesyonelleştiği ve padişahın stratejik düzeyde kalarak operasyonel işlerden uzaklaştığını gösterir
    • C) Bu dönüşüm yalnızca Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşanmış olup sonraki dönemlerde tekrar divan aktif hale getirilmiştir
    • D) Sadrazamlık kurumunun güçlenip padişahın sembolik bir konuma gerilediği anlamına gelir ve bu durum devlet için olumludur
    • E) Padişahın divana katılmaması, Osmanlı hukuk devleti anlayışının güçlendiğini ve yargı bağımsızlığının sağlandığını kanıtlar

    Padişahın Divan-ı Hümayun'a katılmayı bırakması, kararların şeffaf, kurumsal bir zeminde değil; kafes hayatı yaşayan padişahları etkisi altına alabilen valide sultanlar, harem ağaları ve sadrazamlar arasındaki gayri resmi güç mücadelelerinde alınmasına yol açmıştır. Bu durum 'Kadınlar Saltanatı' ve 'Köprülüler Devri' gibi olguları doğurmuştur. Kurumsal denetim zayıflamış, hesap verebilirlik ortadan kalkmıştır.

  14. 14. 1683 Viyana Kuşatması'nın başarısızlıkla sonuçlanması Osmanlı tarihinde bir dönüm noktası sayılmaktadır. Ancak bu başarısızlığın salt askerî nedenlere bağlanamayacağını savunan bir tarihçi aşağıdaki argümanlardan hangisini öne süremez?

    • A) Osmanlı lojistik hattının aşırı uzaması ve ikmal güçlüğü
    • B) Osmanlı topçusunun Avrupa topçusuna kıyasla daha gelişmiş olması nedeniyle surlara zamanında müdahale etmemesi
    • C) Osmanlı Devleti'nin bu dönemde Doğu'da Safevilerle de mücadele etmekte olması
    • D) Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın kuşatma stratejisine ilişkin komuta hataları
    • E) Avrupa'da Otuz Yıl Savaşları'nın sona ermesiyle oluşan yeni ittifak dinamiklerinin Osmanlı aleyhine işlemesi

    Viyana Kuşatması döneminde Avrupa, Vauban sistemi surları ve gelişmiş topçu tekniklerini geliştirmiş durumdaydı. Osmanlı topçusu bu dönemde Avrupa'dan geride kalmaya başlamıştı. Dolayısıyla 'Osmanlı topçusunun daha gelişmiş olduğu' iddiası tarihsel gerçekle çelişmektedir ve bu argümanı söz konusu tarihçi öne süremez. Diğer seçenekler gerçekçi ve savunulabilir argümanlardır.

  15. 15. Osmanlı Devleti'nde tımar sisteminin çöküşüyle birlikte ortaya çıkan 'levent' ve 'sekban' sorunu, aşağıdaki hangi zincirleme süreci en doğru şekilde yansıtmaktadır?

    • A) Tımar erozyonu → Sipahi sayısında azalma → Devletin ücretli asker kullanımına geçmesi → Levent ve sekbanların savaş sonrası işsiz kalması → Eşkıyalık ve Celali İsyanları
    • B) Coğrafi Keşifler → Tımar topraklarının değer kazanması → Levent sınıfının ortaya çıkması → Celali İsyanları → Yeniçeri ocağının güçlenmesi
    • C) Celali İsyanları → Tımar sisteminin bozulması → Levent ve sekbanların ortaya çıkması → Sipahi sınıfının tasfiyesi → Kapıkulu ocaklarının güçlenmesi
    • D) Yeniçeri isyanları → Levent sınıfının doğması → Tımar arazilerinin müsaderesi → Sekbanların Anadolu'ya yerleşmesi → Ekonomik canlanma
    • E) Sekban istihdamı → Tımar sisteminin yeniden yapılandırılması → Sipahi sınıfının güçlenmesi → Celali İsyanlarının bastırılması → Anadolu'da istikrar

    Doğru zincirleme A şıkkında verilmiştir. Tımar sisteminin bozulmasıyla birlikte merkezi ordu ihtiyacını karşılamak için ücretli levent ve sekbanlar istihdam edildi. Savaş dönemlerinde silah altına alınan bu kişiler, barış dönemlerinde işsiz bırakıldıklarında Anadolu'ya dağılarak eşkıyalık yapmaya başladılar. Bu durum özellikle 17. yüzyılda Celali İsyanları'nın kronik bir hal almasında belirleyici rol oynadı.

  16. 16. Aşağıdaki padişah-ıslahat girişimi eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

    • A) IV. Murat – İçki ve tütün yasakları ile sıkı merkeziyetçi uygulamalarla otorite tesisi
    • B) II. Mustafa – Edirne'yi fiilen başkent olarak kullanma girişimi ve Edirne Vakası ile tahtını kaybetmesi
    • C) II. Osman (Genç Osman) – Yeniçeri ocağını kaldırarak Anadolu ve Suriye halkından yeni bir ordu kurmayı planlamak
    • D) Köprülü Mehmed Paşa – Sadrazam sıfatıyla yeniçeri isyanlarını bastırması ve devlet otoritesini yeniden tesis etmesi
    • E) III. Selim – Nizam-ı Cedid ordusunu kurarak Yeniçeri ocağını tamamen ve kalıcı biçimde lağvetmesi

    III. Selim, Nizam-ı Cedid adıyla yeni bir ordu birimi kurmuş; ancak Yeniçeri ocağını lağvedememiştir. Aksine 1807'deki Kabakçı Mustafa İsyanı'yla hem Nizam-ı Cedid kaldırılmış hem de III. Selim tahttan indirilmiştir. Yeniçeri ocağını kalıcı biçimde lağveden padişah II. Mahmut'tur (Vaka-i Hayriye, 1826). Bu nedenle D şıkkındaki eşleştirme yanlıştır.

  17. 17. 17. yüzyılda Osmanlı maliyesinin içine girdiği krizin yapısal nedenlerini inceleyen bir tarihçi, 'Osmanlı fiyat devriminin Avrupa fiyat devriminden farklı sonuçlar doğurduğunu' ileri sürmektedir. Bu farklılığın temel açıklaması aşağıdakilerden hangisi olamaz?

    • A) Osmanlı'da fiyat devriminin neden olduğu enflasyonun yeniçeri maaşlarını eritip ocak isyanlarını tetiklemesi
    • B) Osmanlı'nın para ekonomisine geçişinin tımar sistemini ve sabit gelirleri çökertmesi
    • C) Avrupa'da fiyat devriminin ticari kapitalizmin gelişmesine zemin hazırlarken Osmanlı'da bu sürecin lonca ve narh sisteminin baskısıyla engellenmesi
    • D) Osmanlı devletinin fiyat devrimine yanıt olarak tımar topraklarını giderek artan oranda iltizama açması ve bu sürecin ayan sınıfının doğuşunu hızlandırması
    • E) Osmanlı'nın Amerika gümüşünü ticaretten kazandığı için fiyat devriminden hiç etkilenmemesi

    Amerika'dan Avrupa'ya akan gümüşün Osmanlı piyasalarını da derinden etkilediği bilinmektedir; Osmanlı bu gümüşten ticaret yoluyla pay alarak fiyat enflasyonunun yayılmasına zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla 'Osmanlı'nın hiç etkilenmediği' iddiası tamamen yanlıştır. Diğer seçenekler tarihsel olarak savunulabilir ve gerçek neden-sonuç ilişkilerine dayanmaktadır.

  18. 18. Osmanlı Devleti'nin Duraklama Dönemi'nde (1579-1699) imzalanan antlaşmalar incelendiğinde, 1606 Zitvatorok Antlaşması'nın önceki antlaşmalardan ayrılan en özgün özelliği nedir?

    • A) Osmanlı padişahının Avusturya İmparatoru ile protokol açısından eşit sayılması ve padişahın Avusturya'dan yıllık vergi (sürsat) alımının sona ermesi
    • B) Venedik'in Osmanlı'ya karşı kazandığı zaferle sonuçlanan ilk barış antlaşması olması
    • C) İngiltere'nin arabuluculuğuyla imzalanmış ilk Osmanlı barış antlaşması olması
    • D) Osmanlı'nın Safevilerle ilişkilerini düzenleyen ilk uluslararası antlaşma olması
    • E) Osmanlı'nın ilk kez toprak kaybettiği antlaşma olması

    Zitvatorok Antlaşması (1606), daha önce Avusturya'nın Osmanlı'ya ödediği yıllık vergiyi sonlandırmış ve Kutsal Roma Cermen İmparatoru'nu Osmanlı padişahıyla protokolde eşit konuma getirmiştir. Bu, Osmanlı'nın Avrupa nezdinde eşsiz statüsünün sarsıldığının diplomatik bir göstergesidir. Osmanlı toprak kaybı bu antlaşmada değil, 1699 Karlofça Antlaşması'nda gerçekleşmiştir.

  19. 19. Osmanlı Devleti'nde 'ayan' sınıfının yükselişini açıklayan bir model oluşturulmak istendiğinde, aşağıdaki değişkenlerden hangisi bu modele dahil edilemez?

    • A) Yeniçeri ocağının ayanlara karşı her zaman merkezin yanında yer alması
    • B) Tımar sisteminin bozulmasıyla boşalan yerel güç alanının doldurulması
    • C) İltizam sisteminin yaygınlaşmasıyla yerel elitin ekonomik güç biriktirmesi
    • D) Merkezi devletin uzak eyaletlere güvenlik ve yönetim hizmeti sunamaması
    • E) Ayanlığın babadan oğula geçmesiyle bölgesel hanedanlıkların oluşması

    Yeniçeri ocağı 17-18. yüzyıllarda taşra ve merkez politikasına müdahil olmuş, ticari çıkarlar edinerek yerel ayan unsurlarıyla zaman zaman ittifak kurmuştur. Dolayısıyla yeniçerilerin her zaman merkezin yanında yer aldığı iddiası gerçekle bağdaşmaz ve bu değişken modele dahil edilemez. Diğer seçeneklerin tamamı ayan sınıfının yükselişini açıklayan geçerli etkenlerdir.

  20. 20. Osmanlı düşünürü Katip Çelebi, 17. yüzyılda kaleme aldığı 'Düsturü'l-Amel li-Islahi'l-Halel' adlı eserinde şu döngüyü tarif etmektedir: 'Hazine boşaldı, asker maaşı alamadı, asker bozuldu, savaş kaybedildi, toprak yitirildi, vergi tabanı daraldı, hazine daha da boşaldı.' Bu döngünün kırılabilmesi için önerilen tedbirler arasında en tutarsız olanı hangisidir?

    • A) Kapıkulu sisteminin genişletilmesi ve maaşlı asker sayısının artırılması
    • B) Ticaret yolları üzerindeki gümrük gelirlerinin merkezi hazineye aktarılmasının etkinleştirilmesi
    • C) Tımar sisteminin yeniden ihya edilerek üretken toprağın sipahi denetimine bırakılması
    • D) Saray masraflarının azaltılarak hazineye kaynak aktarılması
    • E) Uzak eyaletlerdeki vergi sızıntısını önlemek amacıyla güvenilir denetçilerin bölgelere gönderilmesi

    Tanımlanan döngünün özü hazinenin boşalmasıdır. Kapıkulu sistemini genişletmek ve maaşlı asker sayısını artırmak, hazine üzerindeki yükü daha da ağırlaştırır ve döngüyü derinleştirir. Bu öneri Katip Çelebi'nin betimlediği kısır döngüyle doğrudan çelişmektedir. Diğer önlemler gelirleri artırmayı ya da harcamaları kısmayı hedeflemektedir; ancak kapıkulu artışı her ikisini de tersine çalıştırır.

  21. 21. 1699 Karlofça Antlaşması ile 1718 Pasarofça Antlaşması karşılaştırıldığında, bu iki antlaşmanın Osmanlı tarihindeki yeri açısından aralarındaki en temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

    • A) Karlofça'da Osmanlı ilk kez büyük çaplı toprak kaybederken Pasarofça'da bazı toprakları geri almıştır
    • B) Karlofça çok taraflı bir antlaşmayken Pasarofça yalnızca Avusturya ile yapılmıştır
    • C) Pasarofça, Osmanlı'nın ilk kez savaş tazminatı ödemek zorunda kaldığı antlaşmadır
    • D) Pasarofça Osmanlı'nın tüm Balkan topraklarını yitirmesine neden olmuştur
    • E) Karlofça Rusya ile imzalanmış, Pasarofça ise yalnızca Venedik ile yapılmıştır

    Karlofça Antlaşması (1699), Osmanlı'nın Macaristan başta olmak üzere büyük toprak parçalarını kaybettiği ilk kapsamlı antlaşmadır ve geri çekilme sürecinin başlangıcı sayılır. Pasarofça Antlaşması'nda (1718) ise Osmanlı bazı topraklar kaybetmekle birlikte daha önce yitirdiği Mora'yı Venedik'ten geri almıştır; dolayısıyla salt kayıp değil, kısmi toprak değişimi söz konusudur. Bu kısmi geri kazanım, iki antlaşmanın niteliğini birbirinden ayıran temel özelliktir.

  22. 22. Osmanlı Devleti'nde 'müsadere' uygulamasının ekonomik ve siyasi sonuçları analiz edildiğinde, bu uygulamanın girişimcilik üzerindeki etkisini en doğru biçimde açıklayan yorum hangisidir?

    • A) Müsadere, büyük tüccarların servetini devlete aktararak kamu yatırımlarını finanse etmiş ve ekonomik kalkınmayı desteklemiştir
    • B) Müsadere uygulaması 18. yüzyılda tamamen kaldırılmış ve bu durum Osmanlı ekonomisinin Avrupa ile rekabet etmesine olanak tanımıştır
    • C) Müsadere, yalnızca gayrimüslim tüccarları etkilediği için Müslüman Osmanlı girişimciliğini teşvik etmiştir
    • D) Müsadere, toprak sahibi sınıfı güçlendirerek sanayi devrimine benzer bir dönüşümü Osmanlı coğrafyasında da başlatmıştır
    • E) Müsadere uygulaması, özel sermaye birikimini devlet el koyması riskine karşı güvencesiz bıraktığından, Osmanlı tüccarları görünür servet yaratmaktan kaçınmış ve bu durum uzun vadeli yatırım kültürünün gelişmesini engellemiştir

    Müsadere, ölen ya da gözden düşen Osmanlı yöneticileri ve büyük tüccarların servetlerine devletin el koyması anlamına gelir. Bu uygulama, bireylerin servet biriktirmesini caydırmış; tüccarlar gizli yatırım yapmak ya da servetlerini körlemesine dağıtmak zorunda kalmıştır. Avrupa'da ticari kapitalizmin altyapısını oluşturan güvenceli özel mülkiyet hakkı Osmanlı'da hiçbir zaman tam anlamıyla tesis edilememiştir. Bu durum Osmanlı'nın özgün bir burjuva sınıfı geliştirememesinin temel nedenlerinden biridir.

  23. 23. Osmanlı klasik döneminde 'devşirme sistemi' ile bürokraside 'ulema sınıfı' arasındaki güç dengesi, Duraklama Dönemi'nde hangi yönde değişmiş ve bu değişim kurumsal çöküşü nasıl hızlandırmıştır?

    • A) Ulema sınıfı Duraklama Dönemi'nde tamamen siyasi etkinliğini yitirmiş, devşirmeler ise tek belirleyici güç haline gelmiştir
    • B) Devşirme sistemi yerini tamamen eyalet askerlerine bırakmış ve bu durum ulemanın sarayda daha fazla güç kazanmasını sağlamıştır
    • C) Devşirme sisteminin çökmesiyle birlikte kapıkulu bürokrasisindeki teknik uzmanlık alanları boşalmış; ulema yargı-eğitim tekelini pekiştirirken kadılık ve müderrislik makamları giderek artan oranda kayırmacılığa açılmış, her iki kurumun meşruiyet tabanı da erozyona uğramıştır
    • D) Devşirme sistemi güçlenmiş, ulema siyasetten uzaklaştırılmış ve bu durum laik bir yönetim anlayışının doğmasına yol açmıştır
    • E) Her iki grup da eş zamanlı olarak zayıflamış, yerini tamamen ticaret burjuvazisi almış ve yönetim sivil bir yapıya kavuşmuştur

    Duraklama Dönemi'nde devşirme sistemi bozulmuş, kapıkulunun teknik ve askeri uzmanlığı gerilemiştir. Öte yandan ulema, yargı ve eğitim alanındaki tekelini korurken bu makamlara atamalar giderek liyakat yerine rüşvet ve akrabalıkla yapılmaya başlanmıştır (ilmiye rüşveti). Böylece hem devşirme kökenli bürokrasi hem de ulema kurumu kendi içinde meşruiyet krizine girmiştir. Bu çifte kurumsal erozyon, devletin hem askerî hem de idari kapasitesini aynı anda zayıflatmıştır.

  24. 24. Aşağıdaki tarihçi yorumlarından hangisi, Osmanlı Devleti'nin Duraklama ve Gerileme süreçlerine ilişkin tarih yazımındaki 'gerileme paradigması'na yönelik revizyonist eleştiriyi en doğru biçimde yansıtmaktadır?

    • A) Gerileme paradigması tamamen doğrudur ve çağdaş Osmanlı tarihçilerinin tamamı bu tezi benimsemektedir
    • B) Osmanlı Devleti aslında hiç gerilememiş, 1918'e kadar tam anlamıyla güçlü ve istikrarlı bir yapıya sahip olmuştur
    • C) Osmanlı gerilemiş değil, bilinçli olarak Avrupalı devletlere toprak devretmeyi seçmiştir çünkü imparatorluk yönetimi sürdürülemez bulunmuştur
    • D) Gerileme paradigması Osmanlı tarihini teleolojik ve Avrupa merkezci bir bakış açısıyla okumuş; 17-18. yüzyılları yalnızca çöküşün habercisi olarak değerlendirerek bu dönemdeki uyum, dönüşüm ve direniş kapasitesini göz ardı etmiştir
    • E) Osmanlı'nın gerilemeye başladığı dönem Fatih Sultan Mehmet ile başlamış, sonraki tüm padişahların hatalarıyla derinleşmiştir

    Cornell Fleischer, Douglas Howard, Baki Tezcan ve diğer revizyonist tarihçiler, 'gerileme paradigması'nın Osmanlı tarihini Avrupa'nın yükselişiyle kıyaslama üzerine kurulu, teleolojik ve Eurocentric bir anlatı olduğunu savunmuştur. Bu tarihçilere göre 17-18. yüzyıl Osmanlı tarihi yalnızca çöküş değil; siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümleri de barındırmaktadır. Osmanlı kurumları çeşitli baskılara uyum sağlama kapasitesi göstermiştir. Dolayısıyla B şıkkı revizyonist eleştiriyi en doğru biçimde yansıtmaktadır.

  25. 25. Osmanlı Devleti'nde 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl boyunca yaşanan 'Celali İsyanları'nın uzun vadeli demografik sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, bu isyanların Osmanlı toplumsal yapısı üzerindeki kalıcı etkisi aşağıdakilerden hangisiyle en kapsamlı biçimde açıklanabilir?

    • A) Celali İsyanları Osmanlı köylüsünü örgütleyerek güçlü bir sınıf bilinci oluşturmuş ve feodal düzeni sonlandırmıştır
    • B) İsyanlar 'büyük kaçgun' (kaçgunluk) denen köylü göçlerini tetikleyerek Anadolu'nun iç kesimlerini harabeye çevirmiş, tarımsal üretim ve vergi gelirleri uzun süre toparlanamamış, boşalan köy arazileri kalıcı çoraklığa terk edilmiş ve bu durum 17. yüzyıl Osmanlı mali krizini derinleştirmiştir
    • C) İsyanların bastırılması, Osmanlı'nın Avrupa kuvvetlerine karşı savaşma kapasitesini kalıcı olarak artırmış ve 1683 Viyana Kuşatması'nın başarılı olmasını sağlamıştır
    • D) Celali İsyanları yalnızca kısa süreli bir düzensizlik yaratmış, bastırılmalarının ardından Anadolu'da tam anlamıyla eski demografik denge yeniden kurulmuştur
    • E) İsyanlar sonucunda kentsel nüfus tamamen ortadan kalkmış, Osmanlı şehirleri yüzyıllarca ıssız kalmıştır

    Osmanlı tarihçilerinin 'büyük kaçgun' olarak adlandırdığı süreçte Celali baskısı altındaki köylüler, köylerini ve tarım arazilerini terk ederek şehirlere ya da dağlık bölgelere sığındı. Bu kitlesel göç; tarımsal üretimi çökertti, hazineye akan vergi gelirlerini azalttı ve on yıllar boyunca süren bir ekonomik durgunluğa zemin hazırladı. Terk edilen arazilerin önemli bir bölümü uzun süre işlenemez hale geldi. Bu demografik ve ekonomik hasar, Osmanlı'nın 17. yüzyıl krizini çok boyutlu hale getiren yapısal etkenlerden birini oluşturmaktadır.