TARIH - osmanli duraklama gerileme (Bölüm 5)
TARIH - osmanli duraklama gerileme (Bölüm 5)
Osmanlı Devleti'nde 1683 Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine toplanan Babıali toplantılarında Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa'nın önerdiği reform paketinin temel felsefesi, 'mevcut kurumları değiştirmek değil, onları özlerine döndürmek' ilkesine dayanmaktaydı. Bu yaklaşım biçimi Osmanlı ıslahat geleneğinde hangi kavramla ifade edilir ve bu anlayışın 18. yüzyıl başına kadar ıslahat düşüncesine getirdiği temel kısıt nedir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Osmanlı Devleti'nde 1683 Viyana kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine toplanan Babıali toplantılarında Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa'nın önerdiği reform paketinin temel felsefesi, 'mevcut kurumları değiştirmek değil, onları özlerine döndürmek' ilkesine dayanmaktaydı. Bu yaklaşım biçimi Osmanlı ıslahat geleneğinde hangi kavramla ifade edilir ve bu anlayışın 18. yüzyıl başına kadar ıslahat düşüncesine getirdiği temel kısıt nedir?
- A) Devlet-i Ebed-müddet anlayışı – Osmanlı'nın tarihsel üstünlüğüne duyulan inancın yapısal dönüşüm girişimlerini meşruiyet zeminsiz bırakması
- B) Islahat-ı Kanuniye – Batı kurumlarının doğrudan transfer edilmesini engellemesi
- C) Şeyhülislam denetimi – Fetva makamının her yenilik girişimini bid'at kapsamında değerlendirmesi
- D) Nizam-ı Kadim'e dönüş – Sorunun kökeninin kurumlarda değil uygulamada olduğunu varsayarak kurumsal dönüşüm yerine restorasyon politikası izlenmesine yol açması ✓
- E) Devşirme reformizmi – Yeniçeri ocağının tasfiyesini öncelikli hedef haline getirerek diğer yapısal sorunları görünmez kılması
Osmanlı ıslahat geleneğinde 'Nizam-ı Kadim'e dönüş' kavramı, sorunun çözümünü kurumlarda yapısal değişiklik yapmakta değil, mevcut kurumların Kanuni dönemi gibi 'altın çağ'daki işleyişine geri döndürülmesinde arayan anlayışı ifade eder. Bu zihniyet, 17. yüzyıldan 18. yüzyıl başına kadar Osmanlı ıslahatçılarının (Koçi Bey, Katip Çelebi, Köprülüler) temel referans çerçevesi olmuştur. Bunun kısıtı ise Osmanlı kurumlarının bizzat kendisinin artık değişen dünya koşullarına yanıt veremez hale geldiğini görmezden gelmesi; dolayısıyla Avrupa'daki askeri devrim ve merkezi ulus-devlet oluşumu karşısında kurumsal yenilik yerine restorasyon politikasına mahkûm edilmesidir.
2. Aşağıdaki tabloda Osmanlı-Avrupa güç dengesindeki dönüşümü belgeleyen dört antlaşma eşleştirilmiştir. Bu antlaşmalardan hangisinde 'ilk kez' Osmanlı Devleti, savaşta yenilmemesine karşın görüşme masasında toprak kaybetmiş; bu durum Osmanlı diplomasisindeki 'kolektif Avrupa baskısı' olgusunun öncülü sayılmıştır? 1699 Karlofça – Osmanlı'nın büyük toprak kayıpları 1718 Pasarofça – Osmanlı'nın savaş meydanında yenilgisi sonucu toprak kaybı 1739 Belgrad – Osmanlı lehine toprak geri kazanımı 1774 Küçük Kaynarca – Diplomatik baskı altında toprak ve egemenlik devri
- A) Zitvatorok Antlaşması – Osmanlı'nın Habsburg İmparatoru'nu eşit statüde muhatap kabul etmek zorunda kalması
- B) Küçük Kaynarca Antlaşması – Rusya'nın Kırım üzerindeki siyasi nüfuzunu salt askeri güçle değil hukuki-diplomatik mekanizmalarla pekiştirmesi ✓
- C) Belgrad Antlaşması – Fransa'nın arabuluculuğuyla Osmanlı'nın fiili askeri üstünlüğünü müzakerede kullanamaması
- D) Pasarofça Antlaşması – Prens Öjeni'nin askeri zaferi olmaksızın İngiliz ve Hollandalı arabulucuların Osmanlı'yı müzakere masasında köşeye sıkıştırması
- E) Karlofça Antlaşması – Avusturya, Venedik, Polonya ve Rusya'nın eş zamanlı baskısının ürünü olması
1774 Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı tarihinde salt askeri yenilginin ötesinde diplomatik ve hukuki mekanizmalar aracılığıyla egemenlik haklarının devredilmesinin ilk kapsamlı örneğidir. Rusya, antlaşmayla yalnızca toprak kazanmakla kalmamış; Ortodoks Hristiyanlar üzerinde himaye hakkı, Boğazlarda ticaret serbestisi ve ileriki Kırım ilhakını meşrulaştıracak diplomatik zeminleri elde etmiştir. Bu, Osmanlı'nın savaş meydanındaki performansından bağımsız biçimde müzakere masasında egemenlik kaybı yaşadığının ilk sistematik örneği sayılır ve 19. yüzyıldaki 'Şark Meselesi' diplomatik çerçevesinin öncülüdür.
3. Osmanlı mali tarihçisi Mehmet Genç'in kavramsallaştırmasına göre Osmanlı iktisat zihniyetinin üç temel ilkesi 'iaşecilik, gelenekselcilik ve fiskalizm' olarak tanımlanmaktadır. Bu çerçevede 17.-18. yüzyıllarda Avrupa'da gelişen merkantilizm ile Osmanlı iktisat anlayışı arasındaki en temel epistemolojik ayrım hangisidir?
- A) Merkantilizm ihracatı teşvik ederken Osmanlı ihracatı kısıtlamıştır; bu fark sanayileşme hızını doğrudan belirlemiştir
- B) Merkantilizm serveti dinamik ve birikimsel görürken Osmanlı iaşecilik anlayışı ekonomiyi sabit bir pastanın yönetimi olarak ele almış, bu da üretim artışına yönelik kurumsal teşvikleri yapısal olarak engellemiştir ✓
- C) Merkantilizm altın stoğunu esas alırken Osmanlı gümüş standardına bağlı kalmış; bu tercih döviz krizlerinin temel nedenidir
- D) Osmanlı'da loncaların varlığı rekabeti önlerken Avrupa'da serbest piyasa ilkeleri çok daha erken benimsenmiştir
- E) Osmanlı'da toprak mülkiyetinin devlete ait olması ticari sermaye birikimini fiziksel olarak imkânsız kılmıştır
Mehmet Genç'in analitik çerçevesinde Osmanlı'nın 'iaşecilik' ilkesi, ekonominin amacını üretim artışı ve birikim değil, mevcut üretimin adil dağılımı ve tüketici güvencesi olarak tanımlar. Bu anlayışta piyasa fiyatları devlet tarafından narh yoluyla sabitlenir, ihracat kısıtlanır ve ticaret bir artı değer yaratma aracı değil lojistik bir sorun olarak ele alınır. Avrupa merkantilizminde ise servet dinamik ve birikimsel bir sürecin ürünüdür; devlet bu birikimi kolaylaştırmak için kurumlar inşa eder. Bu epistemolojik farklılık, Osmanlı'nın kapital birikim ve sanayi yatırımına yönelik kurumsal altyapıyı neden geliştirmediğini açıklar; diğer şıklar ya abartılı ya da tarihsel açıdan yanıltıcı genellemeler içermektedir.
4. III. Selim döneminde (1789-1807) hayata geçirilen Nizam-ı Cedit reformlarının, aynı dönemdeki Fransız Devrimi'nden ilham aldığı iddiasıyla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi tarih yazımı açısından en doğru analizi sunmaktadır?
- A) İddia yanıltıcıdır; Nizam-ı Cedit'in kurumsal modeli Fransız Devrimi'nden değil, Fransa'nın Ancien Régime döneminin askeri reformlarından (özellikle Comte de Bonneval ve Baron de Tott kanalıyla) beslenmiş, reform felsefesi halk egemenliğini değil merkezi otoriteyi pekiştirmeyi amaçlamıştır ✓
- B) İddia doğrudur; ancak Yeniçerilerin muhalefeti değil, ulema sınıfının Fransız etkisini reddetmesi reformların önündeki asıl engeldir
- C) İddia kısmen doğrudur; Nizam-ı Cedit salt askeri alanda modernleşmeyi hedeflemiş, ancak eşitlik ve halk egemenliği gibi siyasi ilkeler bilinçli olarak dışlanmıştır
- D) İddia tamamen yanlıştır; III. Selim döneminde Batı etkisi bulunmamakta, reformlar tamamen Osmanlı içi deneyimlerden kaynaklanmaktadır
- E) İddia doğrudur; III. Selim, Fransız elçisi Sebastiani aracılığıyla devrim ilkelerini Osmanlı bürokratik yapısına adapte etmeye çalışmıştır
Nizam-ı Cedit reformlarının entelektüel kaynağı değerlendirildiğinde, doğrudan Fransız Devrimi'nden değil; devrim öncesi Fransa'sının Aydınlanma çağı askeri reformlarından beslendiği görülür. Osmanlı sarayına hizmet eden Fransız askeri danışmanlar (Bonneval/Humbaracı Ahmet Paşa ve de Tott) bu aktarımın önemli kanallarıdır. III. Selim, askeri modernleşmeyi merkezileştirme ve mali disiplin çerçevesinde ele almış; Fransız Devrimi'nin 'halk egemenliği' ve 'yurttaşlık hakları' gibi siyasi boyutlarını bilinçli olarak gündemine almamıştır. Dolayısıyla 'Fransız Devrimi etkisi' iddiası, kronolojik örtüşmeden doğan bir tarih yazımı yanılgısıdır; reform modeli devrimci değil, Aydınlanmacı-monarşik bir çerçevededir.
5. Celali isyanlarının (1590-1610) Osmanlı'nın uzun vadeli tarihsel yörüngesi üzerindeki demografik etkisiyle ilgili yapılan araştırmalar, Anadolu'da 'büyük kaçgunluk' (celali kaçgunluğu) olgusunu belgelemiştir. Bu sürecin Osmanlı taşra yönetimi ve mali yapısı üzerindeki en kalıcı yapısal sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Devşirme sisteminin çöküşü, celali ağalarının yeniçeri ocağına entegre edilmesini zorunlu kılmış ve ocağın askeri niteliğini kalıcı biçimde bozmuştur
- B) Nüfus kaybı, vergi tabanının Rumeli'ye kaymasına neden olmuş ve bu gelişme Osmanlı'nın Avrupa politikasında kalıcı saldırgan bir tutum benimsemesini zorunlu kılmıştır
- C) Köylü nüfusunun şehirlere göç etmesi, erken kentleşmeyi ve ticaret burjuvazisinin doğuşunu hızlandırmıştır
- D) Tarım arazilerinin büyük ölçüde terkedilmesi, tımar gelirlerinde kalıcı erozyon yaratmış; bu durum tımar sisteminin çöküşünü hızlandırarak merkezi hazinenin iltizam sistemine bağımlılığını yapısal hale getirmiştir ✓
- E) Anadolu'da kalıcı bir otonom beylikler sisteminin doğmasına yol açmış; bu durum Osmanlı'nın Balkanlardaki merkezi otoritesini zayıflatmıştır
Celali isyanları döneminde yaşanan 'büyük kaçgunluk', Anadolu'da köylü nüfusunun şehir surları içine ya da dağlık bölgelere sığınmasına, tarım arazilerinin ise büyük ölçüde terk edilmesine yol açmıştır. Bu sürecin en kalıcı yapısal sonucu mali alandadır: Tımar sistemi, sipahinin belirli bir bölgeden vergi geliri toplayarak karşılığında sefere katılması ilkesine dayanıyordu. Tarım alanlarının terk edilmesi tımar gelirlerini eritmiş; devlet bu açığı kapatmak için mültezimlere (vergi mültezimlerine) dayanan iltizam sistemini yaygınlaştırmak zorunda kalmıştır. Bu dönüşüm, tımar sisteminin ve buna dayalı sipahi ordusunun yapısal çöküşünü hızlandırmış; merkezin iltizama bağımlılığı ise uzun vadede ayan sınıfının güçlenmesiyle sonuçlanmıştır.
6. Osmanlı tarih yazımında 'Duraklama Dönemi' (1579-1699) kavramı, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ciddi eleştirilere konu olmuştur. Halil İnalcık, Rifa'at Abou-El-Haj ve Cornell Fleischer gibi tarihçilerin bu kavrama yönelik revizyonist eleştirilerinin ortak epistemolojik temeli aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Bu tarihçiler, 'duraklama'nın 1579 yerine 1453'te başladığını; Fatih'in merkezileşme politikasının uzun vadeli çöküşü programladığını ileri sürmüşlerdir
- B) Eleştirinin özü, 'duraklama' kavramının Osmanlı'yı sabit ve değişmez bir standarda göre ölçen teleolojik bir çöküş anlatısı kurduğu; oysa bu dönemde de Osmanlı içinde dinamik siyasi mücadele, kurumsal adaptasyon ve bölgesel farklılaşma süreçlerinin yaşandığıdır ✓
- C) Revizyonist tarihçiler Osmanlı duraklama ve gerileme sürecinin tamamen dış faktörlerden (Avrupa ekonomik yayılması) kaynaklandığını kanıtlamışlardır
- D) Bu tarihçiler Osmanlı'nın söz konusu dönemde gerçek anlamda gerileme yaşamadığını, aksine Avrupa'ya rakip olduğunu savunmuşlardır
- E) Revizyon, yalnızca dönemin başlangıç ve bitiş tarihlerinin yanlış seçildiğini ileri sürmekte; kronolojik bir düzeltme önermektedir
Revizyonist Osmanlı tarih yazımının bu kavrama yönelik eleştirisi epistemolojik düzeydedir. 'Duraklama Dönemi' kavramı, tarih yazımsal açıdan sorunludur çünkü: (1) Osmanlı tarihini doğrusal bir yükseliş-duraklama-gerileme anlatısı içine hapseder (teleoloji), (2) Avrupa'nın güçlenmesini evrensel norm kabul ederek Osmanlı farklılığını 'başarısızlık' olarak çerçeveler, (3) Dönemin iç dinamizmini, siyasi çekişmelerini ve kurumsal dönüşümlerini görünmez kılar. İnalcık ve diğerleri, bu dönemde Osmanlı'nın saray siyasetinin, taşra özerkleşmesinin ve toplumsal hareketliliğin son derece canlı olduğunu; dolayısıyla 'duraklama'nın bir gerçeklik tanımlaması değil, sonraki Osmanlı reformcularının ve Batılı tarihçilerin geriye dönük olarak ürettiği bir çerçeve olduğunu savunmuşlardır.
7. 17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde 'kadın sultanlar dönemi' (Valide Sultan etkinliği) ve 'Divan'ın güç kaybederek Babıali'nin öne çıkması' gibi kurumsal dönüşümler yaşanmıştır. Bu değişimleri 'çöküşün kanıtı' olarak yorumlayan klasik tarih yazımına karşı en güçlü karşı argüman hangisidir?
- A) Valide Sultan etkisi ve Babıali'nin öne çıkması tamamen birbirinden bağımsız olgulardır ve aynı çerçeve içinde değerlendirilemez
- B) Bu kurumsal dönüşümler, Osmanlı'nın katı bir hiyerarşik saray sisteminden, artan devlet karmaşıklığına uyum sağlayan daha esnek ve çok merkezli bir yönetim yapısına evrildiğinin göstergesi olarak da okunabilir; 'çöküş' yorumu ancak sonucu bilerek geriye dönük yapılan bir anakronizmdir ✓
- C) Klasik tarih yazımının hatası yalnızca cinsiyetçi bir önyargıdan kaynaklanmaktadır; yapısal faktörler bu tarihçiler tarafından doğru biçimde tespit edilmiştir
- D) Valide Sultanların yönetimi döneminde hiçbir toprak kaybı yaşanmamıştır; dolayısıyla etkinlikleri olumlu bir istikrar unsuruydu
- E) Bu dönemde Osmanlı'nın askeri harcamaları artmış; bu durum kurumsal değişimlerin çöküşü değil, güçlenmeyi yansıttığını kanıtlar
Klasik Osmanlı tarih yazımı, 17. yüzyıldaki kurumsal dönüşümleri (harem etkisi, saray dışı güç merkezleri, Divan'ın zayıflaması) 'bozulma'nın somut göstergesi olarak sunar. Oysa bu olguları farklı biçimde yorumlamak da mümkündür: Büyüyen ve karmaşıklaşan bir imparatorluk yönetimi, katı tek merkezli saray hiyerarşisinin ötesinde alternatif koordinasyon kanalları geliştirmek zorundadır. Valide Sultan arabuluculuğu, hanedan fraksiyonlarını dengeleme işlevi; Babıali'nin öne çıkması ise uzmanlaşan bürokratik yönetimin gelişimi olarak da okunabilir. Bu dönüşümleri 'çöküş' olarak çerçevelemek, sonucu önceden bilerek (Karlofça'yı görerek) yapılan bir anakronizmdir. Tarihsel açıdan dürüst değerlendirme, bu kurumsal dönüşümlerin çoğu imparatorlukta görülen olgunlaşma süreçleriyle karşılaştırmalı biçimde incelenmesini gerektirir.
8. Osmanlı Devleti'nde 1695'te uygulamaya konan 'malikane sistemi'nin, daha önce yaygınlaşmış olan iltizam sisteminden temel farkı ve bu farkın uzun vadeli siyasi sonuçları nedir?
- A) Malikane sisteminde vergi toplama hakkı yalnızca devşirme kökenli bürokratlara verilmiş; bu durum taşra üzerindeki Türk-Müslüman etkisini kırmayı amaçlamıştır
- B) Malikane, iltizamdan farklı olarak vergi gelirlerinin doğrudan merkezi hazineye aktarılmasını sağlamış; bu sistem mali merkezileşmeyi güçlendirmiştir
- C) Malikane ile iltizam arasındaki fark yalnızca süreyle sınırlıdır; uzun vadeli siyasi sonuçları bakımından iki sistem birbirinin işlevsel eşdeğeridir
- D) Malikane, vergi toplama hakkının yıllık yerine ömür boyu satılmasıdır; bu durum uzun vadeli gelir garantisi yaratan mültezimlerin yerel güç odaklarına dönüşmesini hızlandırmış ve ayan sınıfının güçlenmesine zemin hazırlamıştır ✓
- E) Malikane, taşra yönetimini valilerin doğrudan denetimine bırakmış; merkez-taşra çatışmasını iltizam dönemine kıyasla önemli ölçüde azaltmıştır
Malikane sistemi, vergi gelirlerinin toplanması hakkının muaccele (peşin ödeme) karşılığında ve mültezimlerin hayatı boyunca geçerli olmak üzere satılmasıdır. İltizamda bu hak kısa vadeli (genellikle 1-3 yıllık) ve rekabetçi açık artırmalarla belirleniyordu. Malikane'nin kritik farkı zaman boyutudur: Ömür boyu tekel alan mültezim, bölgede uzun vadeli ekonomik ve siyasi kökleniyor; yatırım yapmak için teşviki oluyor; ancak aynı zamanda merkezi denetimden kaçınma imkânı da buluyordu. Bu sistem, kısa vadede hazineye büyük peşin gelir sağlamış; ancak uzun vadede taşrada ayan denen yerel güç odaklarının (Karaosmanogulları, Çapanoğulları vb.) oluşumunu yapısal olarak mümkün kılmıştır. Bu gelişme, 18. yüzyıl sonunda ayan iktidarının zirveye ulaşmasını ve Sened-i İttifak'ı (1808) doğrudan hazırlamıştır.
9. Osmanlı-Safevi rekabetinin, Osmanlı'nın Batı cephesindeki askeri kapasitesi üzerindeki dolaylı etkisini değerlendiren bir tarih analizi yapılmaktadır. Aşağıdakilerden hangisi bu ilişkiyi en isabetli biçimde kurmaktadır?
- A) Safevilerin Anadolu Alevileri üzerindeki etkisi, Celali isyanlarının yegâne nedenidir; bu nedenle Osmanlı-Safevi gerginliği iç isyanlarla doğrudan özdeşleştirilebilir
- B) Safevi tehdidi, Osmanlı'nın neredeyse sürekli iki cepheli savaşa mahkûm olmasına yol açmış; bu durum uzun süreli Batı seferlerini imkânsız kılarak Viyana dahil birçok hedefin alınmasını önlemiştir ✓
- C) Osmanlı-Safevi rekabeti, Avrupalı güçlerle geçici ittifak arayışlarını hızlandırmış; bu durum Osmanlı'nın Avrupa diplomasisindeki ilk 'eşit statülü aktör' olarak tanınmasına yol açmıştır
- D) Safevi etkisi olumludur; Şii-Sünni çatışması Osmanlı ordusunu sürekli savaşta tutmuş ve bu sürekli savaş hali yeniçerilerin muharebe tecrübesini artırmıştır
- E) Osmanlı-Safevi mücadelesi yalnızca Anadolu'da yürütüldüğünden Balkanlardaki Osmanlı gücünü hiç etkilememiştir
Osmanlı-Safevi rekabeti, Osmanlı'nın stratejik kapasitesi üzerinde kalıcı bir 'iki cephe' baskısı yaratmıştır. Kanuni döneminden itibaren Doğu cephesinde Safevilerle süregelen çatışma (Çaldıran 1514, Otlukbeli sonrası mücadeleler, 1578-90 savaşı, 1603-18 savaşı, 1624-39 savaşı), Osmanlı askeri ve mali kaynaklarını sürekli bölmüştür. Özellikle 1593-1606 Uzun Türk Harbi sırasında hem Habsburg cephesinde hem de Safevi cephesinde aktif olan Osmanlı, sınırlı kaynaklarını optimize edememiştir. Bu stratejik yük, Batı cephesinde gerektiğinde tam güçle yoğunlaşmayı engelleyen yapısal bir kısıt olarak işlev görmüştür. Diğer şıklar ise tarihsel açıdan yetersiz (B, C) ya da yanıltıcı nedensellik kuran (D, E) ifadeler içermektedir.
10. Tanzimat'ın (1839) ilanını salt 'Batı baskısı karşısında savunmacı modernleşme' olarak açıklayan yaklaşıma karşı 'iç dinamikler' tezini savunan tarihçiler, aşağıdaki hangi olgu ve süreçler bütününe dayanmaktadır?
- A) Tanzimat'ın iç dinamiği, yeniçerilerin kaldırılmasının (1826) ardından oluşan ideolojik boşluğu doldurmak ve ordunun meşruiyet temelini yeniden inşa etmek kaygısına dayanır
- B) İç dinamikler tezi; devlet içindeki bürokratik reformcu grubun (Mustafa Reşit Paşa ve çevresinin), Sened-i İttifak'tan bu yana birikmiş ayan-merkez gerilimini çözmek, vergi ve askerlik yükümlülüklerini hukuki zemine oturtmak ve mali öngörülebilirliği artırmak için kurumsal bir çerçeve oluşturma çabasına dayandığını vurgular ✓
- C) İç dinamikler tezi, Tanzimat'ın aslında bir Rum-Ermeni ticaret burjuvazisinin talepleri doğrultusunda şekillendiğini; gayrimüslim tüccarların hukuki eşitlik ve mülkiyet güvencesi taleplerinin belirleyici baskı unsuru olduğunu kanıtlamıştır
- D) Tanzimat, Fransız Devrimi'nin 50. yıldönümünde Avrupa kamuoyunu etkilemek amacıyla hesaplanmış zamanlama bilinciyle ilan edilmiş salt dış kamuoyu yönetimi operasyonudur
- E) 1839'da Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da gerçekleştirdiği reformlar, İstanbul'un da benzer adımlar atmasını doğrudan zorunlu kılmış; Tanzimat yalnızca bu taklitçi refleksin ürünüdür
Tanzimat'ın 'yalnızca dış baskı' açıklaması tarihsel açıdan yetersizdir. İç dinamikler perspektifi, özellikle şu unsurlara dikkat çeker: (1) Mustafa Reşit Paşa gibi bürokrat-reformcuların, uzun yıllar boyunca geliştirdikleri kurumsal reform gündeminin varlığı; (2) 18. yüzyıl sonundan bu yana devlet gelirlerini istikrarsızlaştıran ayan iktidarı ve taşra serbestleşmesini hukuki çerçeveye alma gerekliliği; (3) Yeni ordunun (Asakir-i Mansure) işlevli kılınması için vergi ve askerlik yükümlülüklerini kodlamak zorunluluğu; (4) Mali açıkların kapatılması için vergi tabanının güvenilir biçimde belirlenmesi ihtiyacı. Tanzimat Fermanı'nın can, mal ve namus güvencesi getiren maddeleri, bu iç bürokratik gündemin ürünüdür. Dış baskı (Mehmet Ali krizi, İngiliz desteği) süreci hızlandırmış; ancak reformun içeriğini ve mantığını belirlememiştir.
11. Osmanlı Devleti'nde 'Duraklama Dönemi'nin başlangıcı olarak kabul edilen antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Pasarofça Antlaşması
- B) Zitvatorok Antlaşması ✓
- C) Küçük Kaynarca Antlaşması
- D) Edirne Antlaşması
- E) Karlofça Antlaşması
1606 yılında imzalanan Zitvatorok Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin Duraklama Dönemi'nin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu antlaşmayla Osmanlı, Avusturya İmparatoru'nu padişaha eşit statüde tanımış; Avrupa devletleri karşısındaki üstünlüğü sona ermeye başlamıştır.
12. Osmanlı Devleti'nde 'Gerileme Dönemi'nin başlangıcı olarak kabul edilen antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Küçük Kaynarca Antlaşması
- B) Karlofça Antlaşması ✓
- C) Zitvatorok Antlaşması
- D) Bükreş Antlaşması
- E) Pasarofça Antlaşması
1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin Gerileme Dönemi'nin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu antlaşmayla Osmanlı ilk kez büyük toprak kayıpları yaşamış; Macaristan, Mora ve Podolya gibi önemli toprakları kaybetmiştir.
13. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti'nde duraklama döneminin iç nedenlerinden biri değildir?
- A) Coğrafi keşiflerin ticaret yollarını değiştirmesi ✓
- B) Devşirme sisteminin bozulması
- C) Şehzadelerin sancağa çıkma geleneğinin kaldırılması
- D) Kapıkulu ocaklarına her kesimden asker alınması
- E) Tımar sisteminin çöküşü
Coğrafi keşiflerin ticaret yollarını değiştirmesi Osmanlı Devleti'nin dış ekonomik sorunlarından biridir; iç neden değildir. Devşirme sisteminin bozulması, tımar sisteminin çöküşü, şehzadelerin sancağa çıkmaması ve kapıkulu ocaklarına yabancı unsurların alınması ise doğrudan iç bozulma nedenleri arasında sayılmaktadır.
14. Osmanlı Devleti'nde 'Kafes Usulü' olarak bilinen uygulama, aşağıdaki sorunlardan hangisine yol açmıştır?
- A) Medreselerin yozlaşması
- B) Tımar sisteminin bozulması
- C) Divan-ı Hümayun'un işlevsiz hale gelmesi
- D) Yeniçerilerin siyasete karışması
- E) Şehzadelerin devlet yönetiminden uzak kalması ✓
Kafes usulü, şehzadelerin saraya kapatılarak dış dünyadan soyutlanması uygulamasıdır. Bu uygulama, tahta geçen padişahların devlet yönetimi konusunda tecrübesiz ve bilgisiz olmasına yol açmış; yönetim zaafiyetine neden olmuştur. Duraklama ve gerileme dönemlerinin önemli iç nedenlerinden biri sayılmaktadır.
15. Osmanlı Devleti'nde 17. yüzyılda görülen 'Celali İsyanları'nın temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Tımar sisteminin bozulması sonucu işsiz kalan sipahi ve reayadan oluşan kalabalıkların isyanı ✓
- B) Dini tarikatların siyasi güç elde etmek istemesi
- C) Şehzadelerin taht mücadelesi vermesi
- D) Devşirme sisteminin kaldırılması
- E) Yeniçerilerin ücretlerinin arttırılmak istenmesi
Celali İsyanları'nın temel nedeni, tımar sisteminin bozulmasıyla işsiz kalan sipahiler ile vergi yükünden kaçan köylülerin (reaya) bir araya gelerek Anadolu'da büyük çaplı isyanlar çıkarmasıdır. Bu isyanlar Anadolu'da büyük bir güvensizlik ortamı yaratmış ve ekonomik düzeni bozmuştur.
16. Osmanlı Devleti'nde 'Köprülüler Dönemi' olarak bilinen süreçte aşağıdakilerden hangisi gerçekleşmiştir?
- A) Yeniçeri Ocağı lağvedilmiştir.
- B) Devlet yönetiminde yeniden güç ve otorite sağlanmıştır. ✓
- C) Kapitülasyonlar kaldırılmıştır.
- D) Osmanlı Devleti ilk kez Avrupa'ya elçi göndermiştir.
- E) Tanzimat Fermanı ilan edilmiştir.
Köprülüler Dönemi, 17. yüzyılın ikinci yarısında Köprülü ailesinden yetenekli sadrazamların göreve gelmesiyle devlet otoritesinin yeniden sağlandığı bir dönemdir. Köprülü Mehmet Paşa ve oğlu Fazıl Ahmet Paşa başta olmak üzere bu dönemde sert ama etkili reformlarla devlet düzeni kısmen yeniden kurulmuştur.
17. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti'nin Gerileme Döneminde gerçekleştirilen ıslahat hareketlerinden biri değildir?
- A) Tanzimat Fermanı'nın ilanı
- B) Fatih Sultan Mehmet'in kanunname düzenlemeleri ✓
- C) III. Selim'in Nizam-ı Cedid reformları
- D) Lale Devri yenilikleri
- E) I. Mahmut dönemi askeri ıslahatları
Fatih Sultan Mehmet'in kanunname düzenlemeleri, Osmanlı'nın Yükselme Dönemi'ne aittir; Gerileme Dönemi'nde değil. Lale Devri (18. yy başı), I. Mahmut dönemi (18. yy ortası), III. Selim'in Nizam-ı Cedid (18. yy sonu) ve Tanzimat Fermanı (1839) ise Gerileme Dönemi'nin ıslahat girişimleri arasında yer almaktadır.
18. III. Selim tarafından kurulan ve Osmanlı ordusunu Avrupa tarzında yeniden düzenlemeyi amaçlayan askeri birlik aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Humbaracı Ocağı
- B) Sekban-ı Cedid
- C) Nizam-ı Cedid ✓
- D) Topçu Ocağı
- E) Asakir-i Mansure-i Muhammediye
III. Selim, Osmanlı ordusunu modernize etmek amacıyla 'Nizam-ı Cedid' (Yeni Düzen) adıyla Avrupa tarzı bir ordu kurmuştur. Bu ordu için 'İrad-ı Cedid' hazinesi de oluşturulmuştur. Ancak Yeniçerilerin ve muhafazakâr çevrelerin baskısıyla III. Selim tahttan indirilmiş ve Nizam-ı Cedid kaldırılmıştır.
19. Osmanlı Devleti'nde 'Lale Devri' hangi padişah döneminde yaşanmıştır?
- A) III. Selim
- B) II. Mahmut
- C) IV. Murat
- D) III. Ahmet ✓
- E) I. Abdülhamit
Lale Devri, III. Ahmet döneminde (1718-1730) yaşanmıştır. Bu dönemde Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın öncülüğünde Batı'ya yönelik ilk kapsamlı kültürel ve teknik yenilikler yapılmış; Avrupa'ya ilk resmi elçiler gönderilmiş ve Türk tarihinin ilk matbaası kurulmuştur.
20. Osmanlı Devleti'nde ilk matbaanın kurulmasında öncülük eden ve Lale Devri'nde önemli rol oynayan kişi aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Katip Çelebi
- B) İbrahim Müteferrika ✓
- C) Piri Reis
- D) Koçi Bey
- E) Evliya Çelebi
İbrahim Müteferrika, 1727 yılında Osmanlı'da ilk Türkçe matbaayı kurmuştur. Lale Devri'nde Said Mehmet Çelebi ile birlikte bu girişimi gerçekleştiren Müteferrika, matbaanın Osmanlı topraklarına getirilmesindeki en önemli isimdir. İlk basılan eserler arasında sözlükler ve coğrafya kitapları yer almaktadır.
21. Aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti'nin duraklama dönemine ait ıslahat raporlarından biridir?
- A) Koçi Bey Risalesi ✓
- B) Sened-i İttifak
- C) Tanzimat Fermanı
- D) Kanun-i Esasi
- E) Islahat Fermanı
Koçi Bey Risalesi, IV. Murat döneminde (17. yüzyıl) devlet adamı Koçi Bey tarafından kaleme alınan bir ıslahat raporudur. Osmanlı Devleti'ndeki bozulmaların nedenlerini ve çözüm önerilerini içeren bu risale, duraklama döneminin en önemli yazılı kaynaklarından biridir.
22. Karlofça Antlaşması (1699) ile Osmanlı Devleti hangi toprakları kaybetmemiştir?
- A) Mora Yarımadası
- B) Podolya
- C) Kırım ✓
- D) Erdel
- E) Macaristan
Kırım, Karlofça Antlaşması ile değil 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması'nın ardından 1783'te Rusya tarafından ilhak edilmiştir. Karlofça'da Osmanlı; Macaristan ve Erdel'i Avusturya'ya, Mora ve Dalmaçya'yı Venedik'e, Podolya'yı Polonya'ya bırakmıştır.
23. Osmanlı Devleti'nde 'Patrona Halil İsyanı' (1730) aşağıdaki gelişmelerden hangisine yol açmıştır?
- A) Nizam-ı Cedid'in kurulmasına
- B) Lale Devri'nin sona ermesine ve III. Ahmet'in tahttan indirilmesine ✓
- C) Osmanlı'nın Karlofça Antlaşması'nı imzalamasına
- D) Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesine
- E) Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasına
Patrona Halil İsyanı, 1730 yılında İstanbul'da Arnavut asıllı eski bir yeniçeri olan Patrona Halil önderliğinde patlak vermiştir. İsyan sonucunda Lale Devri sona ermiş, Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilmiş ve III. Ahmet tahttan indirilerek yerine I. Mahmut geçmiştir.
24. Osmanlı Devleti'nde 'Gerileme Dönemi'nin sona erip 'Dağılma Dönemi'nin başladığı kabul edilen antlaşma ya da olay aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Yunan bağımsızlığının tanınması
- B) Küçük Kaynarca Antlaşması ✓
- C) Sened-i İttifak
- D) Fransız İhtilali'nin etkileri
- E) Karlofça Antlaşması
1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması, pek çok tarihçi tarafından Osmanlı Devleti'nin Gerileme Dönemi'nin sona erip Dağılma Dönemi'nin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu antlaşmayla Osmanlı ilk kez Kırım üzerindeki egemenlik haklarını fiilen yitirmiş; Rusya'ya Ortodoks Hristiyanların koruyuculuğunu üstlenme hakkı tanınmıştır.
25. Osmanlı tarihinde 'Kadınlar Saltanatı' olarak adlandırılan dönem aşağıdaki hangi hükümdarın saltanatında başlamıştır?
- A) I. İbrahim
- B) III. Murat ✓
- C) I. Ahmet
- D) IV. Murat
- E) II. Osman
Kadınlar Saltanatı, III. Murat döneminde (1574-1595) başladığı kabul edilmektedir. Bu dönemde padişah anneleri ve eşleri olan valide sultanlar ile hasekiler devlet yönetiminde belirleyici rol üstlenmiştir. Özellikle Safiye Sultan ve Kösem Sultan bu dönemin önemli isimlerindendir.