TARIH - turk i slam devletleri (Bölüm 10)
TARIH - turk i slam devletleri (Bölüm 10)
Büyük Selçuklu Devleti'nde 'iktâ sistemi'nin yaygınlaşması, aşağıdaki sonuçlardan hangisini doğrudan tetiklemiştir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (14 soru)
1. Büyük Selçuklu Devleti'nde 'iktâ sistemi'nin yaygınlaşması, aşağıdaki sonuçlardan hangisini doğrudan tetiklemiştir?
- A) Merkezi hazineye bağlı düzenli bir vergi gelirinin güvence altına alınması
- B) Halkın toprağa bağlı kölelik statüsüne sokularak üretimin artırılması
- C) Türkmen boylarının yerleşik düzene geçişinin hızlanarak şehirlerin nüfusunun artması
- D) Askeri komutanların bölgesel güç odaklarına dönüşerek taht kavgalarını körüklemesi ✓
- E) Divan teşkilatının askeri bürokrasiyi denetleme yetkisini kalıcı biçimde yitirmesi
İktâ sistemi; toprağın gelirinin, merkezi hazineye aktarılmak yerine belirli askeri görevliler (iktâ sahipleri) tarafından doğrudan toplanmasına dayanıyordu. Bu sistem zamanla söz konusu komutanların elinde geniş ekonomik ve askeri kaynak birikimine yol açtı. Özellikle Büyük Selçuklular'ın çöküş sürecinde iktâ sahiplerinin bağımsızlaşarak farklı taht adaylarını desteklemesi, taht mücadelelerini körükledi ve devletin parçalanmasını hızlandırdı. Merkezi denetim zayıfladı; ancak bu divan'ın yetkisini kalıcı olarak yitirmesi anlamına gelmez. Kölelik veya Türkmen yerleşimi gibi diğer seçenekler iktânın doğrudan sonucu değildir.
2. Gazneli Mahmud'un Hindistan'a düzenlediği 17 seferin siyasi, ekonomik ve dinî boyutları birlikte değerlendirildiğinde, bu seferler için yapılan aşağıdaki nitelendirmelerden hangisi tarihsel gerçeklikle en fazla örtüşmektedir?
- A) Gazneli Mahmud, seferleri Abbasi halifesini Şii Büveyhoğulları baskısından kurtarmak için düzenlemiştir.
- B) Hindistan seferleri, Türk boylarının Gazne'den uzaklaştırılarak iç isyanların önlenmesi stratejisinin ürünüdür.
- C) Seferler salt dinî amaçla gerçekleştirilmiş olup elde edilen ganimetler vakıflara aktarılmıştır.
- D) Seferler Hint kültürünü İslam medeniyetiyle kaynaştırma ve kalıcı eyaletler oluşturma hedefine yönelik planlanmıştır.
- E) Seferler kalıcı bir İslam yönetimi kurmaktan çok yağma ve ganimet temelli ekonomik hedeflere hizmet etmiştir. ✓
Gazneli Mahmud her ne kadar seferlerini 'gazâ' (din uğruna savaş) söylemiyle meşrulaştırsa da 17 seferin hiçbirinde kalıcı bir İslami idari yapı kurulmamıştır. Seferler büyük ölçüde Somnath ve benzeri tapınaklardaki zenginlikleri Gazne'ye taşımaya yönelikti; bu ganimet Gazne şehrinin ihtişamını finanse etti. Tarihçilerin büyük çoğunluğu bu seferleri karma (ekonomik+siyasi+dinî söylem) bir yapıda değerlendirmektedir. Abbasi halifesiyle ilişki doğrudur ancak bu seferlerin temel motivasyonu değildir. Türkmen isyanını önleme argümanı ise daha çok Horasan bölgesine uygun bir stratejidir, Hindistan seferlerini açıklamaz.
3. Dandanakan Savaşı'nın (1040) sonuçları, yalnızca Gazne-Selçuklu ilişkisi açısından değil, Orta Asya ve Anadolu tarihi açısından da belirleyici olmuştur. Bu savaşın uzun vadeli sonuçları arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?
- A) Türkmen boylarının Anadolu'ya akınlar düzenleme sürecinin dolaylı olarak hızlanması
- B) Selçukluların İran coğrafyasında hâkimiyet kurarak batıya yönelmesi
- C) Gaznelilerin Hindistan merkezli bir devlete dönüşmek zorunda kalması
- D) Karahanlıların Maveraünnehir'deki topraklarını tamamen Selçuklu idaresine devretmesi ✓
- E) Abbasi halifesinin Selçuklu sultanını siyasi meşruiyet zeminine oturtmak için tebrik mektubu göndermesi
Dandanakan Savaşı (1040) Selçukluların Gazneliler'i yenerek Horasan'ın hâkimini olduğu tarihi dönüm noktasıdır. Bu zaferle Gazneliler Hindistan'a çekilmek zorunda kaldı (B doğru), Selçuklular batıya Anadolu kapılarına kadar yayılmaya başladı (A doğru), Türkmen boylarının Anadolu üzerine baskısı arttı (C doğru) ve Abbasi halifesi Selçukluları meşru güç olarak tanıdı (D doğru). Ancak Karahanlılar bu savaşın doğrudan bir sonucu olarak topraklarını Selçuklulara devretmedi; Karahanlılar bağımsızlıklarını sürdürdü, siyasi ilişki karmaşık bir denge ve dalgalanma içinde devam etti. Dolayısıyla E şıkkı savaşın sonuçları arasında yer almaz.
4. Nizamülmülk'ün 'Siyasetnâme' adlı eserinde 'hükümdarın Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi olduğu' anlayışı işlenmiştir. Bu anlayışın Selçuklu devlet yönetimine yansıması, aşağıdaki kurumsal yapılardan hangisiyle en doğrudan ilişkilendirilebilir?
- A) Divan-ı Mezalim'in sultan adına halkın şikâyetlerini dinleyen yargı mercii işlevi görmesi ✓
- B) Türkmen boylarına verilen otlaklarla merkezi otoritenin aşiret liderlerine devredilmesi
- C) Sultan'ın dinî konularda Abbasi halifesinin fetvasına her durumda uymakla yükümlü tutulması
- D) Nizamiye medreselerinin yalnızca Hanefi fıkhını öğreterek mezhep birliğini sağlaması
- E) Ordu komutanlarının doğrudan Abbasi halifesi tarafından atanarak sultandan bağımsız kılınması
Nizamülmülk'ün 'sultan=Tanrı'nın gölgesi' anlayışı, hükümdarın mutlak adalet ve koruyuculuk misyonunu ön plana çıkarır. Divan-ı Mezalim (şikâyet divanı) bu anlayışın kurumsal yansımasıdır: Sultan, doğrudan halkın şikâyetlerini dinleyerek ya da vekili aracılığıyla adaleti bizzat tesis eder. Bu yapı, sultanı salt bir savaş lideri değil, ilahi bir adalet dağıtıcısı olarak konumlandırır. Nizamiye medreseleri önemli bir kurumdur; ancak orada salt Hanefi eğitimi değil, geniş İslami ilimler verilmiştir. Diğer şıklar ya olgusal olarak yanlıştır ya da söz konusu anlayışla doğrudan ilişkili değildir.
5. Türk-İslam tarihinde 'hâcib' ve 'vezir' unvanlarının işlevleri karşılaştırıldığında, bu iki makam arasındaki temel ayrım aşağıdakilerden hangisiyle en doğru biçimde ifade edilmiştir?
- A) İkisi de aynı işlevi görmüş; Gazneliler'de hâcib, Selçuklular'da ise vezir terimi tercih edilmiştir.
- B) Hâcib ordu komutanlığını, vezir ise divan başkanlığını yürütmüştür.
- C) Hâcib sultanın sarayına erişimi denetlerken vezir idari ve mali yönetimi üstlenmiştir. ✓
- D) Vezir yalnızca halife tarafından atanırken hâcib sultana karşı sorumludur.
- E) Vezir dini, hâcib ise askeri işlerden sorumludur.
Türk-İslam devletlerinde 'hâcib' (çoğulu: hüccab), saray protokolünü yönetir, sultanın huzuruna kimlerin kabul edileceğini belirler ve sarayın iç işleyişini denetlerdi; özellikle Gaznelilerde çok güçlü bir konuma sahipti. 'Vezir' ise devletin genel idari, mali ve sivil yönetiminden sorumlu bakanlar kurulu başkanı konumundaydı. Bu iki makam işlev olarak farklıdır; her ikisi de sultanın otoritesi altında çalışır. Vezirin yalnızca halife tarafından atandığı ya da hâcibin ordu komutanlığı yaptığı gibi ifadeler olgusal olarak yanlıştır.
6. Malazgirt Savaşı'nın (1071) Bizans açısından en kritik yapısal sonucu, Türklerin Anadolu'yu fethetmesi değil, aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Rum Ortodoks kilisesinin Bizans'tan bağımsızlaşarak Selçukluların korumasına girmesi
- B) Bizans'ın Haçlı seferlerine öncülük ederek Türkleri Orta Asya'ya geri sürmesi
- C) Bizans'ın Venedik ile yaptığı ticaret anlaşmalarını iptal ederek ekonomik izolasyona girmesi
- D) Bizans'ın Balkanlar'daki topraklarını tamamen yitirerek İstanbul'a sıkışması
- E) Bizans taht mücadelelerinin hız kazanması ve merkezi otoritenin çöküşünün derinleşmesi ✓
Malazgirt Savaşı'nın Bizans üzerindeki en derin yapısal etkisi, Romanos Diogenes'in esir alınmasının ardından patlak veren taht krizleridir. İmparatorun geri dönüşünde bile iktidar için birden fazla rakip ortaya çıktı; bu durum merkezi otoriteyi sarstı ve Bizans'ın Anadolu'daki savunma kapasitesini ciddi biçimde zayıflattı. Türklerin Anadolu'yu fethetmesi aslında bu iç çöküşün dolaylı bir sonucudur; Selçuklular, güçlü bir merkezi Bizans karşısında değil, parçalanmış bir yapıya karşı ilerledi. Diğer şıklar ya tarihsel açıdan yanlış ya da savaşın doğrudan sonuçlarıyla ilgisizdir.
7. Aşağıdaki Türk-İslam devletlerini kuruluş dönemlerindeki hâkimiyet alanlarına göre batıdan doğuya doğru sıralamanız istense, doğru sıralama hangisidir?
- A) Büyük Selçuklular – Harzemşahlar – Gazneliler – Karahanlılar ✓
- B) Harzemşahlar – Büyük Selçuklular – Gazneliler – Karahanlılar
- C) Gazneliler – Karahanlılar – Büyük Selçuklular – Harzemşahlar
- D) Karahanlılar – Gazneliler – Harzemşahlar – Büyük Selçuklular
- E) Harzemşahlar – Karahanlılar – Büyük Selçuklular – Gazneliler
Kuruluş dönemlerindeki coğrafi ağırlık merkezleri batıdan doğuya şöyle sıralanabilir: Büyük Selçuklular (İran, Irak, Anadolu'ya uzanan batı ekseni, merkez Horasan'ın batısı) → Harzemşahlar (Hazar'ın güneyindoğu, Harezm bölgesi) → Gazneliler (Afganistan-Gazne merkezli, Horasan'ın doğusu ve Hindistan sınırı) → Karahanlılar (Maveraünnehir ve Doğu Türkistan, en doğu). Bu sıralama coğrafi açıdan en tutarlı olanıdır. Diğer seçeneklerdeki sıralamalar coğrafi konumlarla çelişmektedir.
8. Büyük Selçuklu Devleti'nin dağılma sürecinde ortaya çıkan Suriye, Kirman, Irak ve Horasan Selçuklu kolları ile Türkiye Selçukluları karşılaştırıldığında, Türkiye (Anadolu) Selçuklularını diğer kollardan işlevsel açıdan ayıran en belirleyici özellik nedir?
- A) Türkiye Selçuklularının Abbasi halifeliğini tanımayarak bağımsız bir İslam anlayışı geliştirmesi
- B) Türkiye Selçuklularının saltanatı doğrudan sultandan bağımsız bir meşveret meclisiyle yönetmesi
- C) Türkiye Selçuklularının Oğuz boylarını değil, ağırlıklı olarak Kıpçak ve Karluk unsurlarını bünyesinde barındırması
- D) Türkiye Selçuklularının, diğer kolların aksine ağırlıklı olarak Bizans gibi Hristiyan bir devletle sınır tutarak yeni bir İslam-Hristiyan temas bölgesi oluşturması ✓
- E) Türkiye Selçuklularının Moğol istilasından en geç etkilenerek Orta Asya göç dalgasının tampon bölgesi işlevi görmesi
Büyük Selçuklu'nun diğer kolları; Kirman, Suriye, Irak gibi hâlihazırda İslamlaşmış bölgelerde kurulmuştu. Türkiye Selçukluları ise Anadolu'da Bizans gibi köklü bir Hristiyan medeniyetiyle doğrudan sınır oluşturdu. Bu durum, gazi ve uç kültürünün gelişmesine, Türkmen boylarının Anadolu'ya yerleşmesine ve ilerleyen süreçte Osmanlı öncesi siyasi-kültürel zeminin oluşmasına katkıda bulundu. Moğol istilasına karşı tampon rolü kısmen doğru olmakla birlikte bu durum Türkiye Selçuklularını işlevsel olarak ayıran birincil özellik değildir. Abbasi'yi tanımama ve meşveret meclisi iddiaları olgusal olarak yanlıştır.
9. İlk Türk-İslam devleti tartışmasında Karahanlılar ve İdil (Volga) Bulgar Hanlığı'nın her ikisi de aday gösterilmektedir. Bu iki siyasi yapının İslamlaşma biçimleri karşılaştırıldığında, temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İdil Bulgarları Şii İslamı benimseyerek Abbasi halifeliğine değil Fatımi halifeliğine bağlandı.
- B) Karahanlılarda hanedan ve devlet kitlesel biçimde İslamiyete geçerken Bulgar Hanlığı'nda İslamiyet önce hanedan düzeyinde kabul edilmiş, ancak kalıcı bir İslam devleti yapısı oluşturulamamıştır. ✓
- C) Karahanlılar İslamiyeti savaş yoluyla, Bulgarlar ise ticaret ilişkileriyle benimsemiştir.
- D) Her iki devlette de İslamiyet aynı anda ve benzer koşullarda kabul edildiğinden aralarında anlamlı bir fark yoktur.
- E) Karahanlılarda devlet yapısı değişmeden kalırken Bulgar Hanlığı bütünüyle İslam hukukuna göre yeniden düzenlenmiştir.
İdil Bulgar Hanı Almış Han 922'de Abbasi halifesine elçi göndererek İslamiyeti benimsedi; bu geçiş büyük ölçüde hanedan merkezli ve dışarıdan gelen bir diplomatik temasa dayalıydı. Ancak İdil Bulgar Hanlığı kalıcı bir Türk-İslam devlet geleneği oluşturamadan tarihe karıştı. Karahanlılarda ise (özellikle Satuk Buğra Han döneminden itibaren) devlet ve toplumun kitlesel İslamlaşması söz konusuydu; bu geçiş kurumsal, kültürel ve askeri boyutlarıyla derinleşti. Bu nedenle tarih yazımında Karahanlılar 'ilk Müslüman Türk devleti' kabul edilmektedir. Diğer şıklardaki iddialar olgusal olarak doğrulanamamaktadır.
10. Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün kurduğu Nizamiye medreselerinin yalnızca eğitim kurumu olarak değil siyasi bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan tarihçiler, bu argümanlarını öncelikle hangi olguya dayandırmaktadır?
- A) Medreselerin yalnızca asker yetiştirmesi ve mezunların ordu komutanlığına atanması
- B) Medreselerin Orta Asya'dan gelen Türkmen boylarını uygarlaştırma projesi olarak tasarlanması
- C) Medreselerin Sünni Hanefi-Şafii çizgisinde eğitim vererek Şii Fatımi ve Büveyhoğulları etkisine karşı ideolojik bir denge oluşturması ✓
- D) Medreselerin yalnızca Türk kökenli öğrencilere açık olması ve diğer Müslümanları dışlaması
- E) Medreselerin halife tarafından finanse edilerek sultandan bağımsız bir eğitim kurumuna dönüşmesi
Nizamiye medreseleri, özellikle Bağdat, Nişabur ve İsfahan gibi büyük şehirlerde kurulmuştu. Bu medreseler Sünni İslam anlayışını (ağırlıklı olarak Şafii ve Hanefi fıkhı, Eş'ari kelam) sistematik biçimde yaygınlaştırıyordu. 11. yüzyılda Mısır merkezli Şii Fatımi halifeliği ve İran'da hâlâ etkili olan Şii Büveyhoğulları geleneği Sünni Abbasi halifeliğini tehdit ediyordu. Nizamülmülk, medreseleri bu tehdide karşı Sünni ideolojik cephe oluşturmak amacıyla kullandı; bu yüzden söz konusu kurumlar salt eğitimsel değil siyasi bir işlev de üstlendi. Diğer şıklar olgusal olarak yanlış ya da yanıltıcıdır.
11. Harzemşahlar Devleti'nin Moğollar tarafından yıkılmasında (1220-1231) iç dinamiklerin belirleyici rol oynadığını savunan bir tarihçi, öncelikle hangi argümanı öne çıkarır?
- A) Karahitayların Harzemşah topraklarına güneyden saldırarak Moğollarla koordineli hareket etmesi
- B) Abbasi halifesinin Harzemşahlara destek vermeyerek Moğollarla gizli bir uzlaşmaya gitmesi
- C) Sultan Muhammed'in aşiret komutanlarıyla çatışması, annesinin rakip otorite oluşturması ve kuvvetlerin şehirlere dağıtılması gibi iç çöküş dinamiklerinin Moğol saldırısını kolaylaştırması ✓
- D) Sultan Celaleddin'in Moğollarla erken dönemde barış antlaşması imzalayarak direnişi sonlandırması
- E) Harzemşah ordusunun Moğol savaş teknolojisi karşısında sayısal açıdan çok yetersiz kalması
Harzemşah Sultan Alaeddin Muhammed, büyük bir devlet kurmuş olmasına karşın iç yönetimde ciddi sorunlar yaşıyordu: Türkmen aşiret komutanları üzerinde tam denetim kuramamış, annesi Terken Hatun fiilen rakip bir otorite odağı oluşturmuştu. En kritik hata ise savunmayı tek bir merkezi cephede yapmak yerine kuvvetleri bağımsız şehir garnizonlarına dağıtmasıydı; bu tercih Moğolların her şehri teker teker fethetmesini kolaylaştırdı. Cengiz Han'ın Harzemşah ticaretine zarar veren olayları öne sürerek saldırıya geçmesi de zemini hazırlamıştı. Bu nedenle iç çöküş dinamikleri Moğol yenilgisini belirleyici biçimde kolaylaştırmıştır. Diğer seçenekler ya tarihsel açıdan yanlıştır ya da ikincil faktörlerdir.
12. Türk-İslam tarihinde 'melikşahlık' ve 'sultanat' kavramları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, Büyük Selçuklu taht anlayışında 'ülkenin hanedan üyeleri arasında paylaşılması' geleneğinin yarattığı temel siyasi paradoks nedir?
- A) Ülkenin paylaşılması dinî hukuka aykırı görülmüş; bu yüzden Abbasi halifesi Selçuklu taht mücadelelerine sürekli müdahale etmiştir.
- B) Bu gelenek Selçuklu'yu Türkmen boylarından uzaklaştırarak tamamen İranlı bürokratlara teslim etmiştir.
- C) Paylaşım ilkesi merkezi sultana meşruiyet sağlarken aynı zamanda rakip güç odakları üreterek merkezi otoriteyi yapısal olarak zayıflatmıştır. ✓
- D) Bu gelenek, hanedan dışından vezir ve komutanların devlet yönetimine tamamen hâkim olmasını kaçınılmaz kılmıştır.
- E) Paylaşım ilkesi yalnızca teoride kalmış, pratikte hiçbir zaman uygulanmamıştır.
Türk devlet geleneğindeki 'ülke hanedan'ın ortak malıdır' anlayışı, büyük sultan ile onun gölgesinde yönetici melikler arasında süregelen bir gerilim yaratıyordu. Her melik, kendi bölgesinde ordu, divan ve saray oluşturabiliyordu. Bu durum, merkezi otoritenin güçlü bir sultan döneminde işlev görmesine karşın sultanın zayıfladığı dönemlerde melikler arasında taht savaşlarını körükledi. Kısaca sistem meşruiyet üretirken eş zamanlı olarak bölünme tohumları ekiyordu; bu, Selçuklu tarihindeki paradoksun özüdür. Diğer şıklar ya olgusal yanlışlık içermekte ya da abartılı genellemeler sunmaktadır.
13. Türk-İslam devletlerinde 'gulam sistemi' ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi en kapsamlı ve doğru yorumu yansıtmaktadır?
- A) Gulamlar dinî eğitim almış medrese mezunlarıdır ve ordu yerine divan örgütlenmesinde görev yapmışlardır.
- B) Gulamlar, köle statüsündeki yabancı askerlerden oluşan; ancak yüksek eğitimleri ve sultana olan mutlak bağlılıkları sayesinde önemli askeri ve idari makamlara yükselebilen özel bir zümreyi oluşturmuştur. ✓
- C) Bu sistem Moğol istilasıyla birlikte Orta Asya'dan Anadolu'ya taşınmış; Osmanlı'daki devşirme sisteminin doğrudan öncülü değil tamamen bağımsız bir uygulamadır.
- D) Gulam sistemi, hür Türkmen savaşçıların üst düzey subaylıklara getirildiği kurum olarak tanımlanabilir.
- E) Gulam sistemi yalnızca Gaznelilere özgü bir uygulamadır; Selçuklular bu sistemi reddetmiştir.
Gulam sistemi; köle ya da esir asker statüsündeki genç erkeklerin saraya alınarak yoğun askeri ve kültürel eğitimden geçirildiği bir sistemdir. Abbasilerden itibaren yaygınlaşmış, Gazneliler ve Selçuklularda doruk noktasına ulaşmıştır. Gulamlar yasal olarak köle sayılsa da sultanın mutlak güveniyle önemli komutanlık ve idari görevlere yükselebildi; Gazneli Mahmud'un kendisi de bir gulam hanedanının soyundan gelir. Selçuklular bu sistemi uygulamıştır; yalnızca Gaznelilere özgü değildir (A yanlış). Türkmen savaşçılarla karıştırılmamalıdır (C yanlış). Divan değil ordu örgütüyle ilişkilidir (D yanlış). Osmanlı devşirme sistemiyle yapısal benzerlikler tartışmalı olmakla birlikte 'tamamen bağımsız' nitelemesi aşırıdır (E tartışmalı ve yanıltıcı).
14. Aşağıda Türk-İslam tarihiyle ilgili dört önerme verilmiştir. Bu önermelerden hangisi/hangileri tarihsel açıdan doğrudur? I. Karahanlılar, Türk-İslam sentezini yansıtan ilk edebi eserlerin üretildiği siyasi ortamı sağlamıştır. II. Büyük Selçuklu Devleti, Abbasi halifeliğini ortadan kaldırarak 'sultan-halife' birliği oluşturmuştur. III. Gaznelilerin Hindistan seferlerinde kalıcı eyaletler kurmak yerine ganimet odaklı hareket etmesi, devletin uzun ömürlü bir Hint-İslam yönetimi oluşturamamasının temel nedenleri arasında gösterilmektedir. IV. Malazgirt Savaşı'ndan sonra Anadolu'nun Türkleşmesi, Selçuklu sultanlarının merkezi planlı iskân politikasının doğrudan sonucudur.
- A) I, II, III ve IV
- B) Yalnızca II ve IV
- C) Yalnızca I ve III ✓
- D) I, III ve IV
- E) Yalnızca I ve II
Önerme I doğrudur: Kutadgu Bilig, Divânü Lügâti't-Türk gibi eserler Karahanlı döneminde üretilmiştir. Önerme II yanlıştır: Selçuklular Abbasi halifeliğini ortadan kaldırmamış; aksine onu korumuş ve meşruiyet kaynağı olarak kullanmıştır. Önerme III büyük ölçüde doğrudur: Gazneli Mahmud'un seferleri kalıcı idari yapı kurmaktan ziyade ganimet ve prestij hedefliydi; bu yaklaşım Hindistan'da köklü bir Gazneli yönetiminin oluşmasını engelledi. Önerme IV ise tartışmalıdır ve büyük ölçüde yanlıştır: Anadolu'nun Türkleşmesi merkezi ve planlı bir iskân politikasının değil, Türkmen boylarının kendi inisiyatifleriyle ve savaş koşullarının yarattığı fırsatla gerçekleştirdiği organik bir sürecin ürünüdür. Dolayısıyla yalnızca I ve III doğrudur.