TURKCE - paragraf (Bölüm 8)
TURKCE - paragraf (Bölüm 8)
Bu parçada altı çizili sözcüğün anlamca eşdeğeri hangisidir? Bilim insanları uzun süre boyunca hafızanın sabit ve güvenilir bir depolama sistemi gibi işlediğini varsaydı. Ancak nörobilim araştırmaları, hafızanın her hatırlanma eyleminde yeniden inşa edildiğini, dolayısıyla zamanla ayrıntıların bozulabileceğini ya da değişebileceğini ortaya koydu. Bu bulgu, tanıklık gibi kritik alanlarda hafızaya duyulan sarsılmaz güvenin ne denli sorunlu olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Bu parçada altı çizili sözcüğün anlamca eşdeğeri hangisidir? Bilim insanları uzun süre boyunca hafızanın sabit ve güvenilir bir depolama sistemi gibi işlediğini varsaydı. Ancak nörobilim araştırmaları, hafızanın her hatırlanma eyleminde yeniden inşa edildiğini, dolayısıyla zamanla ayrıntıların bozulabileceğini ya da değişebileceğini ortaya koydu. Bu bulgu, tanıklık gibi kritik alanlarda hafızaya duyulan sarsılmaz güvenin ne denli sorunlu olduğunu gözler önüne sermektedir.
- A) Değişmez
- B) Öngörülen
- C) Aşırı
- D) Mutlak ✓
- E) Köklü
'Sarsılmaz güven' ifadesi, hiçbir koşulda sorgulanmayan, mutlak kabul edilen bir güveni anlatmaktadır. 'Mutlak' sözcüğü bu anlamı en doğru biçimde karşılar. 'Öngörülen güven' farklı bir anlam taşır, 'köklü' ise daha çok köklü bir gelenek/alışkanlık için kullanılır. 'Değişmez' de anlama yakın görünse de 'sarsılmaz' sözcüğündeki 'hiçbir kanıt veya argümanla sarsılamama' nüansını tam yansıtmaz; 'mutlak' ise bu nüansı ve bağlamı daha iyi kapsar.
2. Aşağıdaki parçada yazar, bilim ile teknolojiyi birbirinden ayırt etmek için hangi ölçütü kullanmaktadır? Bilim ve teknoloji, günlük dilde çoğunlukla birbirinin yerine kullanılır; oysa bu iki etkinlik farklı sorulara yanıt arar. Bilim, 'neden' ve 'nasıl' sorularına odaklanarak doğanın işleyişini anlamayı hedefler. Teknoloji ise bu anlayışı 'ne işe yarar' sorusunun rehberliğinde pratiğe dönüştürür. Birini diğerinin önkoşulu saymak yanıltıcı olur; tarihte teknolojinin bilimsel anlayıştan önce geldiği pek çok örnek mevcuttur.
- A) Akademik çevrelerde gördükleri ilginin yoğunluğu
- B) Amaçladıkları soruların niteliği ✓
- C) Kullandıkları yöntemlerin farklılığı
- D) Tarihsel olarak ortaya çıkış sıraları
- E) Topluma sağladıkları faydanın büyüklüğü
Yazar, bilim ile teknolojiyi birbirinden ayırt etmek için her birinin yanıt aradığı soru türlerini ölçüt olarak kullanır: Bilim 'neden/nasıl', teknoloji 'ne işe yarar' sorusuna odaklanır. B şıkkındaki yöntem farklılığına parçada değinilmemektedir. C şıkkındaki tarihsel sıra ise ayrımı tanımlamak için değil, 'birinin diğerinin önkoşulu sayılmasının yanlışlığını' pekiştirmek için kullanılmıştır; bu nedenle ölçüt değil, destekleyici bir gözlemdir.
3. Bu parçanın son cümlesi aşağıdakilerden hangisi olmalıdır? Sanatın işlevi üzerine yüzyıllardır süren tartışmada iki temel görüş öne çıkmaktadır. Birincisine göre sanat, estetik bir haz sunmak için vardır ve toplumsal ya da ahlaki bir amaca hizmet etmek zorunda değildir. İkinci görüş ise sanatın toplumsal gerçekliği yansıtması, eleştirmesi ve dönüştürmesi gerektiğini savunur. Her iki görüşün de güçlü argümanları olduğu kabul edilmeli; ancak bu tartışmayı bir 'ya - ya da' seçimine indirgemek, sanatın doğasını daraltır. _____
- A) Bu nedenle sanatçılar, eserlerini herhangi bir ideolojiye hizmet etmeden üretmelidir.
- B) Sanatın tanımı öznel olduğundan bu tartışmanın kesin bir yanıtı hiçbir zaman bulunamaz.
- C) Estetik kaygıyla üretilen yapıtlar, toplumsal değişime katkıda bulunamazlar.
- D) Toplumsal mesajı güçlü eserler, her zaman estetik açıdan da başarılı kabul edilmiştir.
- E) Sanatın estetik ve toplumsal boyutları birbiriyle çelişmez; aksine birbirini besleyebilir. ✓
Paragrafın akışı, iki karşıt görüşü sunmakta ve son olarak bu ayrımın 'ya-ya da' seçimine indirgenmesinin sanatı daralttığını belirtmektedir. Bu noktadan sonra gelmesi beklenen sonuç cümlesi, iki boyutun birbiriyle çelişmediğini, hatta birbirini beslediğini ifade etmelidir. B şıkkı bu mantıksal sonucu taşır. D şıkkı da bir sonuç içermekle birlikte 'kesin yanıt bulunamaz' ifadesi tartışmayı kapatmakta; paragrafın yapıcı bir sentez arayan tonuyla örtüşmemektedir.
4. Aşağıdaki parçanın ana fikrini en doğru biçimde özetleyen cümle hangisidir? İnsanlar uzun süredir mutluluğu kalıcı bir hedef olarak kavramaktadır: Doğru kararlar alınırsa, yeterli maddi güvence sağlanırsa, doğru ilişkiler kurulursa mutluluk kazanılacak ve sürekli hissedilecektir. Oysa pozitif psikoloji araştırmaları, mutluluğun bir varış noktası değil dinamik bir süreç olduğunu ortaya koymaktadır. İnsanlar ani sevinç anlarını ve derin tatmin duygularını aynı çatı altında beklemenin bir yanılsamadan ibaret olduğunu fark ettikçe, mutluluğu daha gerçekçi biçimde deneyimlemeye başlar.
- A) Maddi güvence ve sağlıklı ilişkiler, mutluluğun temel koşullarıdır.
- B) Ani sevinçler ile derin tatmin, birbirinden bağımsız ve farklı psikolojik olgulardır.
- C) Pozitif psikoloji, mutluluğun bireysel farklılıklara göre değiştiğini kanıtlamaktadır.
- D) Araştırmalar, mutluluğun büyük ölçüde bireyin tutumuna bağlı olduğunu göstermektedir.
- E) Mutluluk, kalıcı değil döngüsel bir süreçtir ve bu gerçekle yüzleşmek onu daha erişilebilir kılar. ✓
Parçanın ana fikri, mutluluğun kalıcı bir varış noktası olarak değil dinamik bir süreç olarak anlaşılması gerektiğidir; bu yanılsamadan kurtulanların mutluluğu daha gerçekçi yaşadığı vurgulanmaktadır. B şıkkı bu özeti en doğru biçimde yansıtır. C şıkkı 'bireysel farklılıkları' gündeme getirir, ancak parçada bu boyuta değinilmemektedir. E şıkkındaki 'tutum' vurgusu da parçanın odağından farklıdır; parça tutumu değil, kavrayış biçiminin değişmesini ön plana çıkarır.
5. Bu parçada sözü edilen paradoks aşağıdakilerden hangisidir? Modern tüketici kültürü, bireye giderek artan bir seçenek yelpazesi sunmaktadır. Bu durum ilk bakışta özgürlüğün genişlemesi gibi görünür; daha çok seçenek demek daha fazla özerklik demektir. Ancak araştırmalar, seçenek sayısı belli bir eşiği aştığında kararlar üzerindeki tatminin azaldığını ve karar verme sürecinin çoğunlukla kaygı ve pişmanlıkla sonuçlandığını ortaya koymaktadır. Seçenek bolluğu, paradoksal biçimde özgürleştirmek yerine tükenmişliğe ve ataletin artmasına yol açmaktadır.
- A) Araştırmaların bireyin özerkliğini kısıtlamayı haklı göstermesi
- B) Özgürlük arttıkça sorumluluk duygusunun da orantılı olarak artması
- C) Seçenek sayısı arttıkça özgürlük hissinin değil kaygının artması ✓
- D) Maddi refahın yükselmesine karşın genel yaşam doyumunun düşmesi
- E) Tüketici kültürünün mutluluğu teşvik ederken onu aslında engellemesi
Parçada tanımlanan paradoks, daha fazla seçeneğin daha fazla özgürlük getireceği beklentisinin aksine, seçenek bolluğunun kaygı, pişmanlık ve atalet üretmesidir. Bu, seçenek artışı ile özgürlük hissi arasındaki beklenen ilişkinin tersine işlemesidir. C şıkkı bu paradoksu doğrudan ifade eder. B şıkkı cazip görünse de parçanın odağı 'tüketici kültürünün mutluluğu engellemesi' değil özellikle 'seçenek bolluğunun özgürleştirmemesi' üzerinedir.
6. Aşağıdaki parçada yazar aşağıdaki görüşlerden hangisine katılmamaktadır? Doğayı koruma çabalarında iki farklı yaklaşım belirginleşmektedir. Birinci yaklaşıma göre doğanın korunması, insanlığa sağladığı faydalar (temiz su, hava, gıda güvencesi) temelinde savunulmalıdır; aksi hâlde ekonomik gelişmeyle rekabet edemez. İkinci yaklaşım ise doğanın içsel bir değere sahip olduğunu, yani insanlar için yararlı olup olmadığından bağımsız olarak korunmayı hak ettiğini öne sürer. Yazar, doğanın değerini yalnızca insan yararına indirgeyen bir anlayışın hem felsefi hem de pratik açıdan yetersiz kaldığını düşünmektedir.
- A) Doğanın insanlara sağladığı faydalar, onu korumak için tek ve yeterli temeldir. ✓
- B) İnsan merkezli çevreci yaklaşım, felsefi açıdan eksik kalmaktadır.
- C) Doğanın korunması, ekonomik argümanlarla da desteklenebilir.
- D) Pratik argümanlar tek başına alındığında doğa koruma konusunda yetersiz kalır.
- E) Doğanın içsel değeri, onun korunması için yeterli bir gerekçedir.
Yazar açıkça, doğanın değerini yalnızca insan yararına indirgeyen anlayışın yetersiz kaldığını savunmaktadır. Bu nedenle D şıkkındaki 'faydanın tek ve yeterli temel olduğu' görüşüne yazarın katılmadığı kesindir. A şıkkına bakıldığında, yazar ekonomik argümanların kullanılabileceğini reddetmemekte; yalnızca bunların tek temel olamayacağını söylemektedir. B ve C şıkları yazarın desteklediği görüşlerdir. E şıkkı da yazarın benimsediği bir yargıdır.
7. Bu parçadaki anlatım tekniği için en doğru değerlendirme hangisidir? Yıllarca aynı masada oturmuş, aynı çayı içmişlerdi. Küçük çay bardağının dışında biriken su damlacıkları, yüzlerce sabahın ortak tanığıydı. Sonra bir gün masa orada kaldı ama sandalye boşaldı. Artık tek bardak için su kaynatmak tuhaf geliyordu; çaydanlık hep fazlası için doluydu.
- A) Nesnel bir bakış açısıyla sosyal yalnızlık olgusu istatistiksel verilerle aktarılmıştır.
- B) Kişileştirme yoluyla nesnelere insan özellikleri kazandırılarak metafor oluşturulmuştur.
- C) Karşılaştırmalı bir anlatım yöntemiyle iki farklı dönem arasındaki çelişki vurgulanmıştır.
- D) Somut nesneler aracılığıyla soyut bir duygusal yitim dolaylı yoldan anlatılmıştır. ✓
- E) Bilinç akışı tekniğiyle karakterin iç dünyasına doğrudan girilmiştir.
Parçada bir kaybın (birinin yokluğunun) verdiği acı ve yalnızlık duygusu doğrudan anlatılmamış; bunun yerine çay bardağı, masa, sandalye ve çaydanlık gibi somut nesneler aracılığıyla bu soyut duygusal durum dolaylı biçimde aktarılmıştır. Bu teknik, göstererek anlatma (show, don't tell) olarak da bilinir. C şıkkındaki bilinç akışı için karakterin iç sesinin ve düşünce süreçlerinin doğrudan verilmesi gerekir; burada ise nesnel dış gözlem kullanılmıştır. E şıkkında sözü edilen kişileştirme ise parçanın temel anlatım tekniği değildir.
8. Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere anlam bakımından en uygun seçenek hangisidir? Uzun yıllar boyunca tarih yazımı, büyük liderleri, savaşları ve hanedanları merkeze alarak ilerledi. Bu yaklaşım, tarihin yalnızca seçkinlerin eylemi olduğunu ima ediyordu. Sonraki dönemlerde sosyal tarih, bu anlayışa itiraz ederek sıradan insanların, anonim kalabalıkların ve toplumsal yapıların tarihsel süreçlerdeki belirleyiciliğini ön plana çıkardı. _____ Bununla birlikte bu iki yaklaşımın birbirini dışlayan değil tamamlayan araçlar olduğu artık daha yaygın biçimde kabul görmektedir.
- A) Sosyal tarihin yükselişi, akademik çevrelerde büyük tartışmalara yol açmıştır.
- B) Tarih yazımının nesnelliği, hangi yöntemi benimsediğinden bağımsız olarak her zaman sorgulanmıştır.
- C) Tarihçiler bu tartışmayı kesin olarak sosyal tarihin lehine sonuçlandırmıştır.
- D) Siyasi tarih, bu eleştirilerden etkilenmeyerek özgünlüğünü korumuştur.
- E) Bu dönüşüm, tarih yazımında siyasi anlatının tamamen terk edilmesi anlamına gelmedi. ✓
Boşluktan sonraki cümle 'bununla birlikte' bağlacıyla iki yaklaşımın tamamlayıcı olduğunu söylemektedir. Bu cümle bir uzlaşma ifadesidir ve kendinden önceki cümlenin bir karşı yönde olası bir aşırı yorumu yumuşatıyor olması beklenir. C şıkkı, sosyal tarihin yükselişinin siyasi tarihi tamamen silmediğini belirterek bu uzlaşma cümlesi için doğal bir zemin hazırlar. A şıkkı ise kesin bir üstünlük iddiası taşıdığından ardından gelen uzlaşmacı tona uymaz. D şıkkı içerik olarak doğru bir gözlem olsa da boşluk sonrasındaki 'bununla birlikte' bağlacıyla mantıksal bir zincir oluşturmaz.
9. Bu parçada aşağıdaki iddialardan hangisinin kanıtı doğrudan yer almaktadır? Yazar olmak, yalnızca iyi cümleler kurmaktan ibaret değildir. Yazarlık, aynı zamanda bir okuma birikimi, gözlem disiplini ve sabır işidir. Büyük romancıların biyografileri incelendiğinde ortak bir örüntü dikkat çeker: Hepsi yoğun okuyuculardır ve kaleme aldıkları ilk eserler genellikle defalarca yeniden yazılmıştır. Nabokov, Lolita'yı yazmadan önce binlerce sayfalık not tutmuş; Flaubert bir cümleyi mükemmelleştirmek için günlerce çalışmıştır. Bu örnekler, edebi ustalığın doğuştan gelen bir yetenekten değil birikimli bir emekten kaynaklandığını güçlü biçimde düşündürmektedir.
- A) Yazarlık, okuma birikimi ve gözlem disiplini gerektiren bir süreçtir.
- B) Büyük romancıların ilk eserleri genellikle defalarca yeniden yazılmıştır. ✓
- C) İyi bir yazar olmak için bol miktarda okumak zorunludur.
- D) Flaubert ve Nabokov, tarihsel süreçteki en üretken yazarlar arasında yer alır.
- E) Edebi ustalık, doğuştan gelen yetenekten değil birikimli emekten kaynaklanır.
Parçada doğrudan kanıt sunulan iddia B şıkkıdır: 'Büyük romancıların ilk eserleri defalarca yeniden yazılmıştır' iddiası, parçada 'biyografiler incelendiğinde dikkat çeker' ve ardından Nabokov ile Flaubert'e ait somut örneklerle desteklenmektedir. A şıkkı, 'hepsi yoğun okuyuculardır' ifadesiyle geçmekte ancak okuma ile iyi yazarlık arasındaki zorunluluk ilişkisi kanıtlanmamaktadır. C şıkkı ise parçanın genel sonuç yargısıdır; somut kanıtlar bu yargıyı desteklemek için kullanılmaktadır, doğrudan kanıtı sunulan iddia değildir.
10. Bir romancı, eserlerinde toplumsal gerçekliği yansıtmak amacıyla bireyin iç dünyasını değil, dış çevreyi merkeze alır. Karakterlerini toplumsal koşulların bir ürünü olarak sunar; onların kaderini belirleyenin kişisel irade değil, içinde bulundukları sınıf ve çevre olduğunu savunur. Karakterlerin eylemlerini belirleyen etkenler büyük ölçüde ekonomik ve toplumsal baskılardır. Bu romancı için "psikolojik çözümleme yapmak yerine toplumcu bir perspektif benimsemek" yetersiz kalır; zira yazarın asıl amacı bireyin bilincinden bağımsız olarak onu şekillendiren nesnel koşulları gözler önüne sermektir. Bu parçada sözü edilen romancının edebi anlayışıyla en fazla çelişen yargı aşağıdakilerdir?
- A) Bireysel bilinç akışı, toplumsal gerçekliğin önüne geçemez.
- B) Ekonomik koşullar, bireyin tercihlerini belirleyici biçimde etkiler.
- C) Toplumsal baskılar, bireyin özgür iradesini geçersiz kılar.
- D) Karakterin davranışları sınıfsal konumunun doğal bir yansımasıdır.
- E) Karakter, içinde bulunduğu çevreyi dönüştürme kapasitesine sahip devingen bir varlıktır. ✓
Parçada söz edilen romancı, bireyin kaderini belirleyenin kişisel irade değil toplumsal/ekonomik koşullar olduğunu savunmaktadır. Bu anlayışa göre birey edilgen bir konumdadır; çevreyi değiştiren değil, çevre tarafından şekillendirilen bir varlıktır. D seçeneği ise bireyin çevreyi dönüştürebileceğini, yani devingen ve etkin bir özne olduğunu öne sürmektedir. Bu yargı, parçadaki anlayışla doğrudan çelişmektedir. Diğer seçenekler ise parçadaki görüşü pekiştirmekte ya da desteklemektedir.
11. Aşağıdaki parçada boş bırakılan yere düşünce akışını en iyi tamamlayan seçenek hangisidir? "Edebiyat tarihi yazımı, yalnızca eserlerin kronolojik sıralanmasından ibaret değildir. Dönemin siyasi iklimi, ekonomik dönüşümler ve toplumsal hareketler; yazarların hem biçim hem içerik tercihlerini derinden etkiler. Bununla birlikte salt dış etkenlerle açıklanan bir edebiyat tarihi, eserin özgün dilsel ve estetik boyutunu göz ardı eder. _______ Bu nedenle sağlıklı bir edebiyat tarihi yazımı, her iki boyutu da dengeleyici bir perspektife muhtaçtır."
- A) Bu yüzden estetik kaygılar tarihsel koşulların önüne geçmelidir.
- B) Dolayısıyla yazarın niyeti, metnin anlamını belirlemeye yetmez.
- C) Oysa eser, dönemin ruhunu yansıtmakla birlikte bu ruhu aşan bir iç tutarlılığa da sahiptir. ✓
- D) Nitekim biçimsel özellikler içerikten bağımsız ele alınmalıdır.
- E) Edebiyat tarihi ancak sosyoloji ve tarih disiplinleriyle iş birliği yapılarak yazılabilir.
Parça, edebiyat tarihinin hem dış etkenler hem de eserin iç estetik boyutu gözetilerek yazılması gerektiğini savunmaktadır. Boşluktan önce 'salt dış etkenlerle açıklamanın yetersizliği' vurgulanmakta; boşluktan sonra 'iki boyutu dengeleyen perspektife ihtiyaç' dile getirilmektedir. B seçeneği, eserin dönemin ruhunu taşıdığını ama onu aşan bir iç tutarlılığa sahip olduğunu belirterek bu köprüyü en mantıklı biçimde kurmaktadır. Diğer seçenekler ya konudan uzaklaşmakta ya da parçanın ana argümanıyla uyuşmamaktadır.
12. I. Yazarın kurmaca evreninde zaman, doğrusal bir çizgi izlemez; geçmiş ve gelecek iç içe geçer. II. Anlatıcı, olayları yaşandıktan sonra geriye dönüp aktarmaz; okuyucu olayları karakterle eş zamanlı deneyimler. III. Romandaki diyaloglar, karakterlerin toplumsal statüsünü yansıtacak biçimde kurgulanmıştır. IV. Yazar, okuyucunun metne müdahil olmasına olanak tanıyan açık uçlu bir yapı benimsemiştir. V. Eserde simgesel imgeler, gerçekçi bir zemin üzerine oturtulmuştur. Bu cümlelerden hangileri, yazarın modernist bir anlatı tekniği benimsediğinin kanıtı olarak değerlendirilebilir?
- A) II, III ve V
- B) I ve II
- C) III, IV ve V
- D) I, III ve V
- E) I, II ve IV ✓
Modernist anlatı teknikleri; doğrusal olmayan zaman yapısı (I), akış bilinci/eş zamanlı anlatım (II) ve okuyucuyu metne dahil eden açık yapı (IV) gibi özellikleri kapsar. Bu üç cümle modernist tekniğin belirgin göstergeleridir. III. cümledeki toplumsal statünün diyaloglara yansıtılması gerçekçi/natüralist bir kaygıya işaret eder; V. cümledeki simgeciliğin gerçekçi zemine oturtulması ise modernizmden çok sembolizm ile gerçekçiliğin bileşimidir. Dolayısıyla yalnızca I, II ve IV modernist anlatı tekniğinin kanıtı sayılabilir.
13. "Eleştirmen, bir eseri yalnızca yazarın yaşam öyküsüyle açıklamaya çalışırsa metnin özerkliğini yok saymış olur. Ancak yazarı bütünüyle dışlayan bir okuma da metnin üretildiği tarihsel ve bireysel bağlamı silip atar. Metnin anlamı ne yazarın zihninde gizlidir ne de okuyucunun keyfi yorumuna terk edilmiştir; anlam, metnin kendi dilsel örüntüsünde aranmalıdır." Bu parçanın yazarı, aşağıdaki eleştiri anlayışlarından hangisine en yakın bir tutum sergilemektedir?
- A) Psikanalitik eleştiri — yazarın bilinçdışını metne taşıması
- B) Alımlama estetiği — anlamın okuyucu tarafından inşa edildiğini savunmak
- C) Toplumsal eleştiri — eseri sınıf ilişkileri bağlamında yorumlamak
- D) Yeni eleştiri — anlam için metnin dil yapısına odaklanmak ✓
- E) Biyografik eleştiri — eseri yazarın hayatının yansıması olarak okumak
Parçada yazar; biyografik okumanın (yazarın hayatına dayanan yorumun) ve okuyucu merkezli keyfi yorumun her ikisinin de yetersiz olduğunu, anlamın metnin 'dilsel örüntüsünde' aranması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım, 'Yeni Eleştiri' (New Criticism) akımının temel ilkesiyle örtüşmektedir: metin özerk bir yapı olarak ele alınmalı, anlam yalnızca metnin iç dilsel/estetik örgüsünden çıkarılmalıdır. Diğer seçenekler parçada açıkça reddedilen ya da söz edilmeyen yaklaşımlardır.
14. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, cümlenin anlam bütünlüğünü bozacak biçimde yanlış kullanılmıştır? (Not: Altı çizili sözcükler köşeli parantezle gösterilmiştir.)
- A) Eleştirmenler, yazarın üslubunu [irdelemiş]; ancak eserlerinin toplumsal boyutuna yeterince değinmemiştir.
- B) Sanatçının bu dönem eserleri, biçimsel açıdan [devrimci] bir nitelik taşımakla birlikte içerik bakımından geleneğe bağlı kalmaktadır.
- C) Yazarın eserleri, dönemin siyasi atmosferini [yansıtmakla] kalmayıp onu biçimlendirmeye de katkıda bulunur.
- D) Roman, okuyucuyu belirli bir sonuca yönlendiren [didaktik] bir yapıdan uzak durarak yorumu tamamen okurun takdirine bırakır.
- E) Şairin imgelem dünyası, gerçeklikle fantastik öğeleri [ihmal ederek] birbirine bağlar. ✓
'İhmal etmek' sözcüğü 'önemsememek, göz ardı etmek' anlamına gelir. D seçeneğinde 'gerçeklikle fantastik öğeleri ihmal ederek birbirine bağlar' ifadesi çelişkili ve anlamsızdır; zira birleştirme eylemi göz ardı etmeyi değil, tam tersine gözetmeyi gerektirir. Burada 'harmanlayarak', 'kaynaştırarak' veya 'iç içe geçirerek' gibi bir sözcük kullanılmalıydı. Diğer seçeneklerde altı çizili sözcükler cümlenin anlam bütünlüğüyle uyumludur.
15. Yazarın ilk dönem romanlarında birey, topluma karşı direnişini yalnız ve sessiz bir isyan biçiminde ortaya koyar; sesini topluma değil, kendi iç dünyasına yükseltir. Geç dönem romanlarında ise bu bireysel isyan, kolektif eyleme dönüşür; kahraman artık yalnız değil, bir topluluğun sesi hâline gelir. Ancak dikkat çekici olan şu ki geç dönem romanlarında toplumsal sesini bulan kahraman, paradoks biçimde bireysel derinliğini yitirir; kalabalık içinde erir. Bu parçadan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Erken dönem bireysel isyanı, geç dönemde işlevini kaybetmiş ve yerini kolektif eyleme bırakmıştır.
- B) Yazarın romanlarında bireyden toplumsala doğru bir evrim yaşanmaktadır.
- C) Geç dönem kahramanları kolektif kimliği benimsedikçe öznel derinliklerini yitirmektedir.
- D) Yazar, geç dönem eserlerinde bireysel derinliği kasıtlı olarak feda etmeyi tercih etmiştir. ✓
- E) Toplumsal sesini bulan kahraman ile bireysel derinliğini koruyan kahraman arasında bir gerilim bulunmaktadır.
Parça, geç dönem kahramanlarının kalabalık içinde bireysel derinliğini yitirdiğini gözlemsel bir tespit olarak aktarmaktadır. Ancak bu yitirişin yazarın bilinçli ve kasıtlı bir tercihi olup olmadığına dair parçada hiçbir bilgi yer almamaktadır. D seçeneği 'kasıtlı olarak feda etmeyi tercih etmiştir' yargısını içermekte, bu ise parçadan çıkarılamayan bir yorumdur. Diğer seçenekler parçanın içeriğiyle doğrudan örtüşmektedir.
16. Aşağıdaki parçada numaralandırılmış cümlelerden hangisi, parçanın ana fikriyle çelişmektedir? (I) Dil, yalnızca iletişim aracı değil; düşüncenin kendisini biçimlendiren bir yapıdır. (II) Bir kavramı adlandırmak, o kavramı zihinde var etmektir; adı olmayan şey düşüncede de belirsiz kalır. (III) Bu nedenle sözcük dağarcığı geniş olan bireyler daha özgür ve çok katmanlı düşünebilir. (IV) Bununla birlikte dilin bu belirleyiciliği mutlak değildir; insanlar zaman zaman dili aşan deneyimler yaşar ve bu deneyimleri ifade etmek için yeni sözcükler üretir. (V) Sonuç olarak dilin düşünceyi belirlemesi, düşüncenin dili aşamaması anlamına gelir.
- A) II
- B) III
- C) V ✓
- D) I
- E) IV
Parçanın genel seyri şöyledir: dil düşünceyi biçimlendirir (I, II, III), ancak bu belirleyicilik mutlak değildir; düşünce bazen dili aşar ve yeni sözcükler üretilir (IV). IV. cümle bu dengeyi açıkça ortaya koyar. V. cümle ise 'dilin düşünceyi belirlemesi, düşüncenin dili aşamaması anlamına gelir' demektedir. Bu yargı, IV. cümledeki 'insanlar dili aşan deneyimler yaşar' ifadesiyle ve parçanın genel argümanıyla doğrudan çelişmektedir; zira parça dili aşmanın mümkün olduğunu kabul etmektedir.
17. "Şiirde anlam, sözcüklerin tek tek taşıdığı anlamların toplamı değildir. Sözcükler bir araya geldiğinde birbirlerini dönüştürür; ses, ritim ve imge; anlamı çoğaltır ve kayar. Bu nedenle şiiri düz yazıya 'çevirmek', şiiri yok etmektir. Düz yazı çevirisi şiirin iskeletini aktarabilir; ama etini, kanını ve ruhunu aktaramaz." Bu parçanın yazarı, şiir çevirisi konusundaki hangi görüşe en güçlü biçimde karşı çıkmaktadır?
- A) Çeviri, her zaman özgün esere kıyasla bir kayıp içerir.
- B) Şiirde ritim ve ses, anlamla iç içe geçmiş ayrılmaz öğelerdir.
- C) Her dil şiiri kendi kültürel örüntüsüyle farklı biçimde dönüştürür.
- D) Şiir çevirisi, özgün eserin yaratıcı bir yeniden yorumudur.
- E) Şiirin anlamı tam ve eksiksiz biçimde düz yazıya aktarılabilir. ✓
Parça, şiirin düz yazıya çevrilmesinin şiiri yok ettiğini, çünkü ses, ritim ve imgenin anlamı çoğalttığını ve bu öğelerin aktarılamayacağını savunmaktadır. Bu yaklaşım, C seçeneğindeki 'şiirin anlamı tam ve eksiksiz biçimde düz yazıya aktarılabilir' görüşüne en sert biçimde karşı çıkmaktadır. A seçeneği çevirinin yaratıcı bir yorum olduğunu söylemekte ki bu görüşle parça çelişmez. E seçeneği ise parçayla uyumlu bir görüştür; parça bu 'kaybın' tam ve eksiksizlik iddiasını reddederken E bu kaybı zaten kabul etmektedir.
18. Aşağıdaki parçada anlam belirsizliğine yol açan cümle hangisidir? I. Edebiyat dergisi, yıllık değerlendirme sayısında önemli yazarlara yer verdi. II. Eleştirmenler, romanın dil açısından özgün olduğunu vurguladı. III. Genç yazarların eserleri, jüri tarafından beğeniyle karşılandı. IV. Ödülü kazanan yazar, törende konuşma yapmak istemediğini belirtti. V. Derginin bu sayısı, geçen yılki sayısından çok daha fazla ilgi gördü.
- A) V
- B) II
- C) I
- D) III
- E) IV ✓
'Ödülü kazanan yazar, törende konuşma yapmak istemediğini belirtti.' cümlesinde anlam belirsizliği vardır. Bu cümle iki biçimde yorumlanabilir: (1) Yazar, törende [o an, törenin içinde] konuşmak istemediğini belirtti. (2) Yazar, törende [törendeyken, törenin içinde bulunurken] konuşma yapmak istemediğini [başka bir ortamda önceden] belirtti. Yani 'törende' zarfı hem 'belirtme' eylemine hem de 'konuşma' eylemine bağlanabilmekte; bu durum yapısal anlam belirsizliği yaratmaktadır. Diğer cümleler bu tür bir çift anlamlılık içermemektedir.
19. Bir edebiyat akımı olarak natüralizm, insan davranışını kalıtım ve çevre koşullarının kaçınılmaz bir sonucu olarak ele alır. İnsan iradesinin bu koşullar karşısında ne denli özgür olabileceği tartışmalıdır. Natüralist yazarlar bu belirlenimci bakış açısını benimseyerek toplumun alt kesimlerindeki yaşamı, sansürsüz ve bilimsel bir gözlemcinin soğukkanlılığıyla aktarmayı amaçlamıştır. Aşağıdaki eser tanımlamalarından hangisi bu akımın ilkeleriyle en çok örtüşür?
- A) Mitolojik figürlerin simgesel düzlemde insanlığın varoluşsal sorularını yanıtladığı bir roman.
- B) Yazarın kendi duygusal deneyimlerini şiirsel bir dille aktardığı lirik bir roman.
- C) Bireyin toplumsal baskılara rağmen ahlaki tercihlerini özgürce yapabildiğini gösteren bir roman.
- D) Aristokrat bir ailenin çöküşünü, kalıtsal hastalıklar ve ekonomik yıkımın kaçınılmaz sarmalında belgeleyen bir roman. ✓
- E) Köy yaşamını idealize eden, doğayla uyum içindeki saf insanın mutluluğunu anlatan bir roman.
Natüralizmin temel ilkeleri şunlardır: kalıtım ve çevrenin insan kaderini belirlemesi, alt sınıf yaşamının belgesele yakın aktarımı, bireyin iradesinin çevre ve kalıtım karşısında çaresizliği. B seçeneği 'kalıtsal hastalıklar ve ekonomik yıkımın kaçınılmaz sarmalı' ifadesiyle hem kalıtım hem çevre belirlenimciliğini, hem de aile üzerindeki kaçınılmaz tahribatı yansıtmaktadır. Bu, Zola'nın Rougon-Macquart serisi gibi natüralist eserlerin tipik yapısıyla birebir örtüşür. A idealizasyon içermekte, C özgür iradeyi öne sürmekte, D ve E ise natüralizmin dışında kalan romantik/mitolojik/lirik anlayışları yansıtmaktadır.
20. Aşağıdaki parçada yazar, bir kavramı ele alırken hangi düşünce hatasına düşmektedir? "Geleneksel edebiyat anlayışını benimseyenler daima muhafazakâr siyasi görüşlere sahiptir. Nitekim tarihsel süreçte büyük muhafazakâr düşünürler, geleneği yücelten eserler yazmıştır. Öte yandan avangard sanatçıların tamamının sol görüşlü olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bir sanatçının edebi tercihleri, onun siyasi kimliğini doğrudan yansıtır."
- A) Yanlış ikilem — yalnızca iki seçenek varmış gibi sunmak
- B) Ad hominem — kişinin kimliğini argümanın temeli yapmak
- C) Döngüsel akıl yürütme — sonucu öncül olarak kullanmak
- D) Genelleme hatası — sınırlı örneklerden evrensel sonuçlar çıkarmak ✓
- E) Otorite kanıtı — görüşü büyük isimlere dayandırarak desteklemek
Parçada yazar, 'büyük muhafazakâr düşünürler geleneği yüceltmiştir' ve 'avangard sanatçıların tamamı sol görüşlüdür' gibi seçilmiş ya da abartılmış örneklerden yola çıkarak 'bir sanatçının edebi tercihleri siyasi kimliğini doğrudan yansıtır' biçiminde evrensel ve kesin bir yargıya ulaşmaktadır. Bu, sınırlı ya da önyargılı örneklemden tüm evrene yönelik mutlak sonuçlar çıkarma olan 'genelleme hatası'dır (acele genelleme / hasty generalization). Öte yandan 'tamamının sol görüşlü olduğu bilinmektedir' ifadesi de hiçbir kanıt sunulmaksızın iddia olarak öne sürülmüştür.
21. Aşağıda bir yazarın üslubuyla ilgili beş yargı sıralanmıştır. Bu yargılardan hangileri birbiriyle çelişmektedir? I. Yazar, sözcükleri titizlikle seçer; ifadelerinde herhangi bir fazlalığa yer vermez. II. Yazar, uzun ve sarmal cümleler kurarak okuyucuyu derin bir düşünce labirentine çeker. III. Yazar, anlatımında yoğun imgeler ve simgeler kullanır; düz bir anlatımdan kaçınır. IV. Yazar, gereksiz sözcüklerden kaçınmaz; aksine doldurma ifadelerle metnini zenginleştirir. V. Yazar, okuyucunun metne aktif katılımını sağlamak amacıyla açık uçlu ifadeler tercih eder.
- A) II ile V
- B) I ile III
- C) I ile IV ✓
- D) III ile V
- E) II ile III
I. yargı yazarın ifadelerinde herhangi bir 'fazlalığa yer vermediğini', yani ekonomik ve yalın bir dil kullandığını belirtmektedir. IV. yargı ise yazarın 'gereksiz sözcüklerden kaçınmadığını' ve 'doldurma ifadeler' kullandığını söylemektedir. Bu iki yargı birbirini doğrudan çürütmektedir: biri fazlalığı yok sayarken diğeri fazlalığı onaylamaktadır. Diğer çiftler arasında (I-III, II-V, III-V, II-III) doğrudan bir mantıksal çelişki bulunmamaktadır; örneğin kısa cümlelerle de imgeli anlatım yapılabilir.
22. "Bir metnin anlamı, okuyucudan okuyucuya değişir; bu nedenle 'doğru yorum' diye bir şey yoktur. Her okuma, metni yeniden yaratır ve bu yaratma eylemi, yazarın niyetiyle ilgisizdir. Yazarın ölümü, metnin doğumudur." Bu görüşe en güçlü felsefi itirazı aşağıdakilerden hangisi oluşturur?
- A) Tüm okumalar eşit değerde olmayabilir; bazı yorumlar metnin dilsel kanıtlarına daha fazla dayanabilir.
- B) Yazar, metni yazarken belirli bir niyete sahiptir ve bu niyet, metnin yorumlanmasında belirleyici olmalıdır.
- C) Anlam okuyucu tarafından inşa edilirse, 'yanlış yorum' da mümkün olmayacak; bu ise bir metnin herhangi bir şekilde okunabileceği anlamına gelir; böylece anlam kavramı kendini iptal eder. ✓
- D) Postmodern eleştiri, metnin anlamını belirsizleştirerek edebiyat eğitimini güçleştirmektedir.
- E) Yazarın biyografisi, metnin yorumlanmasında yardımcı bir araç olarak kullanılabilir.
Parçadaki görüş, anlamın okuyucuya özgü ve göreceli olduğunu, dolayısıyla 'doğru yorum' bulunmadığını savunmaktadır. A seçeneği bu görüşe içsel tutarsızlık (kendi kendini çürütme) argümanıyla itiraz etmektedir: eğer hiçbir yorum diğerinden daha geçerli değilse ve anlam tamamen göreliyse, 'yanlış yorum' da olmayacaktır; bu durumda bir metni 'beyaz fil hakkında' diye okumak da geçerli sayılabilir, bu ise 'anlam' kavramını işlevsiz kılar. Bu, en güçlü felsefi itirazı oluşturmaktadır. Diğer seçenekler ise farklı açılardan itiraz etmekle birlikte, A'nın içsel çürütme gücüne ulaşamamaktadır.
23. Aşağıda bir yazarın iki farklı dönemine ait eserler hakkında yapılmış değerlendirmeler verilmiştir: Erken dönem: "Anlatı, bireyin çevreyle kurduğu uyum üzerine kuruludur. Kahraman, toplumsal normlarla barışıktır ve çatışma, dışarıdan gelen geçici engellerle sınırlıdır." Geç dönem: "Anlatı, bireyin kendi içindeki çelişkileri ekseninde ilerler. Kahraman, toplumsal normların kendisinde de içselleştiğini ve bu içselleşmenin özgürlüğünü nasıl kısıtladığını fark eder." Bu iki dönemi birbirinden ayırt eden temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Erken dönemde dil yalın, geç dönemde karmaşıktır.
- B) Erken dönemde kahraman edilgen, geç dönemde etkindir.
- C) Erken dönemde birey ön planda, geç dönemde toplum ön plandadır.
- D) Erken dönemde çatışma dışsal, geç dönemde içseldir. ✓
- E) Erken dönemde toplumsal normlar yüceltilmekte, geç dönemde reddedilmektedir.
Erken dönem değerlendirmesinde 'çatışma dışarıdan gelen geçici engellerle sınırlıdır' ifadesi çatışmanın dışsal olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Geç dönem değerlendirmesinde ise kahraman 'kendi içindeki çelişkileri' fark etmekte, sorun bireyin kendisinde ve içselleştirdiği normlardadır; bu da çatışmanın içsel olduğunu göstermektedir. A seçeneği bu ayrımı tam ve doğru biçimde yakalamaktadır. B'de edilgenlik/etkinlik ayrımı metne dayanmıyor; C'de normlarin 'reddedilmesi' değil, sorgulanması söz konusu; D ve E ise parçada hiç ele alınmayan unsurlardır.
24. Aşağıdaki parça, belirli bir sanat anlayışını eleştirmektedir. Parçanın eleştirdiği sanat anlayışı hangisidir? "Sanat eserinin değeri, onun ne kadar çok insana ulaştığı ve onları ne kadar mutlu ettiğiyle ölçülür. Bu anlayışa göre sanat, zevkli ve erişilebilir olmalı; anlaşılması güç, kapalı ya da rahatsız edici eserler 'başarısız' sayılmalıdır. Oysa bu ölçüt, sanatın tarihsel olarak en dönüştürücü eserlerini — anlaşılamayan, tartışma yaratan, hatta nefret edilen eserleri — otomatik olarak dışlar. Eğer Van Gogh'un tabloları yaşadığı dönemde bu ölçütle değerlendirilseydi, 'başarısız' ilan edilirdi."
- A) Sanat için sanat anlayışı — eserin yalnızca kendi estetik değeriyle var olması
- B) Biçimci eleştiri — sanatın yalnızca teknik ve biçimsel özelliklerle değerlendirilmesi
- C) Toplumcu gerçekçilik — sanatın toplumsal dönüşüme hizmet etmesi
- D) Popüler kültür estetiği — izleyici memnuniyetini başarı ölçütü olarak benimsemek ✓
- E) Avangard estetik — yerleşik beğenileri yıkmayı amaçlamak
Parça, sanatın değerini ulaştığı kitle ve yarattığı memnuniyetle ölçen bir anlayışı eleştirmektedir. 'Zevkli ve erişilebilir olmalı', 'ne kadar çok insana ulaştığı' ve 'ne kadar mutlu ettiği' gibi ifadeler kitlesel beğeni ve izleyici memnuniyetini esas alan bir anlayışı betimlemektedir. Bu, B seçeneğindeki 'popüler kültür estetiği'yle örtüşmektedir. Van Gogh örneği, anlık popüler beğeninin sanatsal değeri belirleyemeyeceğini kanıtlamak için kullanılmaktadır. Diğer seçeneklerdeki anlayışlar parçada eleştirilen ölçütü paylaşmamaktadır.
25. Bir düşünürün görüşlerini aktaran aşağıdaki parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına en uygun cümle hangisidir? 'Tarih, yalnızca büyük olayların değil, gündelik yaşamın da kaydıdır. Ne var ki tarihçiler yüzyıllarca bu gerçeği görmezden gelmiş; savaşları, hükümdarları, antlaşmaları konu alan anlatılar yazmakla yetinmişlerdir. Oysa bir toplumun nasıl yemek yediği, nasıl yas tuttuğu, çocuklarını nasıl yetiştirdiği; o toplumun özünü, büyük savaş meydanlarından çok daha derinden yansıtır. _______ Bu nedenle tarih yazımının yöntemini köklü biçimde yeniden düşünmek zorunlu hale gelmiştir.'
- A) Nitekim arkeoloji ve antropoloji bu eksikliği kısmen gidermektedir.
- B) Ancak gündelik yaşamın incelenmesi, tarihçilere siyasi tarihten çok daha geniş bir alan sunmaktadır.
- C) Buna karşın büyük olaylar tarih yazımının merkezinden hiçbir zaman tam anlamıyla çıkarılamamıştır.
- D) Öyleyse tarihçilerin birincil kaynaklara olan bağımlılığını azaltmaları gerekmektedir.
- E) Dolayısıyla yalnızca iktidarın izini süren bir tarih, aslında insanlığın yarısını karanlıkta bırakmaktadır. ✓
Parçada 'yalnızca büyük olayları konu alan tarih anlayışının yetersizliği' savunulmakta, gündelik yaşamın toplumun özünü daha iyi yansıttığı vurgulanmaktadır. Boşluktan sonra 'tarih yazımı yönteminin yeniden düşünülmesi gerektiği' sonucuna varılmaktadır. Bu iki düşünceyi en doğal biçimde bağlayan seçenek C'dir; çünkü yalnızca iktidar odaklı tarihin insanlığın büyük kesimini görmezden geldiğini söyleyerek hem önceki argümanı pekiştirir hem de sonuçtaki zorunluluğa zemin hazırlar. A parçada doğrudan geçen argümanı tekrar eder, B ise metnin karşı tezini destekler niteliktedir.