TURKCE - sozcukte anlam (Bölüm 10)
TURKCE - sozcukte anlam (Bölüm 10)
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcükler arasında 'anlam daralması' sonucu oluşmuş bir kullanım örneği vardır?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcükler arasında 'anlam daralması' sonucu oluşmuş bir kullanım örneği vardır?
- A) Kadın, çarşıdan en taze ekmekleri aldı.
- B) Hoca, öğrencilere uzun uzun nasihat etti.
- C) Bu gece misafirimiz gelecek, erken gel eve.
- D) Eti bıçakla değil, kıyma makinesiyle çektiler.
- E) Çocuk büyüdü, artık oğlan oldu. ✓
B seçeneğinde 'oğlan' sözcüğü dikkat çekicidir. Tarihsel süreçte Türkçede 'oğlan' sözcüğü 'çocuk' anlamını kapsayan geniş bir anlama sahipken zamanla anlam daralmasına uğramış ve yalnızca 'erkek çocuk' anlamında kullanılır hâle gelmiştir. Cümlede bu daralmış anlam pekiştirilmektedir. Diğer seçeneklerde anlam daralması örneği değil; genel, temel ya da mecaz kullanımlar söz konusudur.
2. Türkçede bazı sözcükler, cümlede üstlendikleri işleve göre farklı anlam ilişkileri kurar. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, 'ad aktarması (mecaz-ı mürsel)' yoluyla kullanılmıştır?
- A) Onun kalbi taş gibi sertti.
- B) Hayat, sert bir öğretmendir.
- C) Ankara, bu konuda kesin kararını açıkladı. ✓
- D) Zamanın dişleri her şeyi yiyor.
- E) Aslan gibi savaştı meydanda.
B seçeneğinde 'Ankara' sözcüğü, şehrin kendisini değil orada bulunan hükümeti, devlet organlarını ya da yetkili makamları temsil etmektedir. Bu, 'yer adını o yerde bulunan kurum ya da kişiler için kullanma' biçiminde tanımlanan ad aktarması (mecaz-ı mürsel) örneğidir. A'da teşbih, C'de teşbih, D'de kişileştirme, E'de istiare söz konusudur. Bu sanatların hiçbiri ad aktarması değildir.
3. Aşağıdaki sözcük çiftlerinden hangisi 'sesteş (eşsesli)' değil, 'çok anlamlı' sözcük ilişkisi içindedir?
- A) Ben yaz – Mevsim yaz.
- B) Koy burnu – Koy hayvanı içeri.
- C) Kiraz dalı kesti – Fabrikayı elektrik kesti.
- D) İplik yumağı – Sorun yumağı. ✓
- E) Demir kapı – Demir yumruk.
C seçeneğinde 'yumak' sözcüğü her iki cümlede de aynı kökten gelip birbirine bağlı anlam katmanları taşımaktadır: 'iplik yumağı' somut kullanım, 'sorun yumağı' ise mecaza dayalı genişlemiş anlamdır. İkisi de aynı sözcüğün anlam genişlemesiyle oluşmuştur; bu çok anlamlılık ilişkisidir. A'da 'kes-' farklı kökenli değil ama bağlantısız anlam taşımakta, B ve E'de sesteşlik (yazılış aynı, köken/anlam farklı) mevcuttur. D'de 'demir' sözcüğü ise bağlamsal mecaz içerir. C en belirgin çok anlamlılık örneğidir.
4. Bir sözcüğün, cümledeki diğer sözcüklerle anlam ilişkisi kurarak kazandığı geçici anlama 'bağlam anlamı' denir. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'ince' sözcüğünün bağlam anlamı diğerlerinden farklıdır?
- A) İnce bir hesap yapıyordu zihninde.
- B) Üstadın ince zekâsını herkes takdir ederdi.
- C) İp çok inceydi, taşıyamaz bu ağırlığı. ✓
- D) Çok ince davrandı o kalabalıkta.
- E) İnce sesli bir çocuktu, herkes sever onu.
E seçeneğinde 'ince' sözcüğü fiziksel ve somut bir özelliği, yani bir nesnenin kalınlığının az olmasını anlatmaktadır; bu temel/sözlük anlamıdır. A, B, C ve D seçeneklerinde ise 'ince' sözcüğü sırasıyla nazik, kibar, zarif, zeki ve hesaplayıcı gibi soyut insan niteliklerini ya da düşünce özelliklerini ifade etmektedir. Bu dört cümlede sözcük bağlam yoluyla kazanılmış mecaz/yan anlam taşımaktadır. E'deki kullanım ise temel anlamda kaldığından diğerlerinden ayrılır.
5. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcüğün anlamını belirleyen unsur, yalnızca sözdizimsel konum değil, sözcüğün biçimbirimsel yapısıdır?
- A) Bugün çarşıya inecekmiş, hazırlansın.
- B) Çocukluk anılarını unutamıyordu bir türlü.
- C) Kapıyı kapayıverin şu rüzgâr kesilsin.
- D) Adamcağız bütün gece uyuyamamış. ✓
- E) Bu kitabı okusaydın çok şey öğrenirdin.
C seçeneğinde 'adamcağız' sözcüğü, 'adam' köküne '-cağız' küçültme/acıma ekinin getirilmesiyle oluşmuştur. Bu biçimbirim, sözcüğe yalnızca boyut küçüklüğü değil, aynı zamanda 'zavallı, biçare, acınası' gibi duygusal ve anlam katmanları ekler. Sözcüğün anlamını belirleyen unsur doğrudan biçimbirimsel yapıdır. Diğer seçeneklerde sözcüklerin anlamı büyük ölçüde sözdizimsel konumdan ve bağlamdan kaynaklanmakta; kök dışı eklerin anlama bu denli belirleyici katkısı bulunmamaktadır.
6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük öbeği, 'deyim' niteliği taşımamaktadır?
- A) Dedikodular kulağına çalınmış ama aldırış etmemişti.
- B) Çocuk, babası gelince ağzını bıçak açmadı.
- C) O konuşmadan sonra ikisi arasına soğuk girdi.
- D) Müdür, toplantıda lafı dolandırmadan konuya girdi.
- E) Hava soğuk, üstüne kalın bir kat daha giysene. ✓
E seçeneğinde 'kalın bir kat giymek' ifadesi herhangi bir anlam kaymasına uğramamıştır; sözcükler gerçek anlamlarını korumakta ve tam anlamıyla anlaşılabilir bir eylem betimlemektedir. Bu nedenle deyim değildir. A'da 'soğuk girmek' (ilişkilerin bozulması), B'de 'lafı dolandırmak' (dolambaçlı konuşmak), C'de 'ağzını bıçak açmamak' (hiç konuşmamak), D'de 'kulağına çalınmak' (duyulmak) birer deyimdir; bu ifadelerin gerçek anlamlarından saptığı açıktır.
7. Türkçede anlam ilişkileri bakımından 'eş anlamlılık' görünür bir ilişki olsa da bağlama göre anlam farklılıkları ortaya çıkabilir. Aşağıdaki cümle çiftlerinden hangisinde altı çizili sözcükler birbirinin yerine kullanıldığında anlam değişimi en belirgin biçimde hissedilir?
- A) Yüz / surat ✓
- B) Israr etmek / direnmek
- C) Yaşlı / ihtiyar
- D) Kahraman / yiğit
- E) Ev / konut
D seçeneğinde 'yüz' ve 'surat' sözcükleri her ne kadar eş anlamlı görünse de duygu değerleri (konotasyon) belirgin biçimde ayrışır. 'Yüz' nötr ya da nazik bir çağrışım taşırken 'surat' olumsuz, kaba veya küçümseyici bir çağrışım içerir. 'Güzel bir yüzü vardı' yerine 'güzel bir suratı vardı' denildiğinde anlam ve ton kökten değişir. Diğer çiftlerde de anlam nüansları bulunmakla birlikte yüz/surat arasındaki konotasyonel fark en belirgin olanıdır.
8. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcük, sözlükteki birincil anlamıyla değil, toplumsal uzlaşıya dayalı 'terim anlamı' ile kullanılmıştır?
- A) Mahkeme, davayı düşürdü. ✓
- B) Kardeşinin gözünden düşmüştü bu olaydan sonra.
- C) Hisse senetleri bugün düştü.
- D) Kış gelince yapraklar döküldü, ağaç çıplak kaldı.
- E) Adam düştü, yardım edin!
A seçeneğinde 'düşürmek' sözcüğü hukuk terimi olarak kullanılmıştır. 'Davayı düşürmek' ifadesi, yargılama hukukunda 'davanın usul veya esastan sonuçlandırılmadan sona erdirilmesi' anlamını taşır ve bu anlam toplumsal uzlaşıya dayalı bir terim anlamıdır. B'de sözcük fiziksel düşmeyi, C'de değer azalmasını (mecaz), D'de dökülerek ağaçtan ayrılmayı, E'de ise gözden düşmeyi (deyim) ifade eder. Bunlar içinde yalnızca A, hukuki terim anlamı taşımaktadır.
9. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'somutlaştırma (soyutu somutlaştırma)' sanatı en belirgin biçimde kullanılmıştır?
- A) Sevinci içine sığdıramıyordu.
- B) Hüzün, odanın her köşesine sinmişti.
- C) Umudu tükenmişti artık, geri dönmeyecekti.
- D) Öfkesi dört duvar arasında dolaşıyordu.
- E) Kederin ağırlığı çökmüştü omuzlarına. ✓
B seçeneğinde 'keder' soyut bir duygu olmasına karşın 'ağırlık' gibi fiziksel bir nitelikle somutlaştırılmış ve bu soyut kavramın 'omuzlara çökmesi' ile bir cisim gibi taşınabilir hale getirilmiştir. Hem soyutun fiziksel ağırlık olarak nitelendirilmesi hem de bedensel bir lokasyona (omuzlar) yerleştirilmesi, somutlaştırmanın en gelişkin örneğini oluşturmaktadır. A'da kapsama metaforu, C'de mekânsal yayılma, D'de devimsellik, E'de bitmişlik ifadesi varken B'deki fiziksel somutlaştırma en belirgindir.
10. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcüğün anlamı, cümlenin bütününden bağımsız olarak doğru yorumlanamaz ve yanlış anlama 'sözdizimsel belirsizlik' nedeniyle kaynaklanır?
- A) Yaşlı kadın ve çocuklar arabaya bindi. ✓
- B) Sabah erkenden gelen paket masada duruyor.
- C) Güzel kızların anneleri de güzelmiş.
- D) Çay soğudu, artık içemem bunu.
- E) Hızlı arabalar sürmekten hoşlanıyor.
D seçeneğinde 'yaşlı' sözcüğünün etki alanı sözdizimsel olarak belirsizdir. Bu cümle iki şekilde yorumlanabilir: (1) Yaşlı olan kadın ve çocuklar, (2) Yaşlı kadın ile (ayrı bir grup olan) çocuklar arabaya bindi. 'Yaşlı' sıfatı yalnızca 'kadın'ı mı yoksa 'kadın ve çocuklar'ı birlikte mi nitelendirdiği belirsizdir. Bu belirsizlik sözdizimsel yapıdan kaynaklanmaktadır. Diğer seçeneklerde sözdizimsel belirsizlik bu düzeyde değildir ya da bağlamla kolayca çözülebilmektedir.
11. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde 'anlam yükü' en ağır sözcük, aynı zamanda cümlenin odak noktasını oluşturmakta ve çıkarıldığında cümlenin anlamı en fazla değişmektedir?
- A) Sadece sen anlamıştın o sessizliğin ne demek olduğunu. ✓
- B) Kardeşi, yıllarca kendisini bekleyip durmuştu.
- C) Adam, köşeye geçip oturdu sessizce.
- D) Hava, akşamüstü birden bire soğudu.
- E) Çocuk, sabahleyin hızlıca okuluna koştu.
C seçeneğinde 'sadece' sözcüğü hem odaklama (yalnızca seni seçerek diğerlerini dışlama) hem de cümlenin temel anlamsal çerçevesini belirleyen işlev üstlenmiştir. 'Sadece' çıkarıldığında cümle 'Sen anlamıştın o sessizliğin ne demek olduğunu' biçimine dönüşür; bu durumda başkalarının anlayıp anlamaması konusundaki karşıtlık ve vurgu tamamen ortadan kalkar. Cümlenin taşıdığı yalnızlık, özel anlayış ve dışlama iması yalnızca bu sözcüğe bağlıdır. Diğer seçeneklerde herhangi bir sözcüğün çıkarılması anlamı bu denli köklü değiştirmez.
12. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, diğerlerinden farklı bir anlam özelliği taşımaktadır? A) Adamın sözleri beni derinden _sarstı_. B) Deprem, kenti yerle bir _sarstı_. C) Bebek beşiği yavaşça _salladı_. D) Bu haber kamuoyunu _sarstı_. E) Skandal, partinin temellerini _sarstı_.
- A) Skandal, partinin temellerini sarstı.
- B) Adamın sözleri beni derinden sarstı.
- C) Bebek beşiği yavaşça salladı. ✓
- D) Deprem, kenti yerle bir sarstı.
- E) Bu haber kamuoyunu sarstı.
A, B, D ve E seçeneklerinde 'sarstı' fiili kullanılmış olsa da A, D ve E'de bu fiil soyut/mecaz anlamda (duygusal ya da toplumsal sarsıntı), B'de somut ve gerçek anlamda kullanılmıştır. C seçeneğinde ise 'sarstı' değil 'salladı' fiili yer almaktadır; bu nedenle C, diğerlerinden farklı bir sözcük barındırmaktadır. Soru, aynı eylem alanında görünen sözcükler arasındaki farkı sınar.
13. "Yıllar önce çekilen o fotoğraf, hafızasından bir türlü _silinmiyordu_." cümlesindeki altı çizili sözcükle anlam ilişkisi bakımından en yakın olan cümle hangisidir?
- A) O acı anı zihninden bir türlü atamıyordu. ✓
- B) Fotoğraf makinesi bozulduğu için görüntü kaydedilemedi.
- C) Belgeler kasıtlı olarak imha edilmişti.
- D) Tahta üzerindeki yazılar silinmişti.
- E) Eski mahalle haritadan silindi.
Soruda 'silinmiyordu' sözcüğü 'hafızadan çıkmamak, unutulamamak' anlamında mecaz kullanılmıştır. A seçeneğinde fiziksel silme, B'de bir şeyin yok edilmesi, D'de belge imhası, E'de teknik bir kayıt sorunu söz konusudur. Yalnızca C seçeneğinde 'zihninden atamıyordu' ifadesiyle aynı mecaz anlam karşılanmaktadır.
14. Aşağıdaki dizelerin hangisinde sözcük, hem gerçek hem de yan anlam katmanlarını eş zamanlı taşıyacak biçimde kullanılmıştır?
- A) Güneş dağların ardına çekildi. ✓
- B) Kar, sessizce yere düştü.
- C) Yüreğimde bir fırtına koptu.
- D) Çiçekler sabah açtı.
- E) Duman bacadan yükseldi.
'Güneş dağların ardına çekildi' dizesinde 'çekildi' sözcüğü hem güneşin fiziksel olarak ufkun gerisine geçmesi (gerçek anlam) hem de bir varlığın kendini geri çekmesi, yorulması ya da kaybolması (yan/mecaz anlam) biçiminde okunabilir. Diğer seçeneklerde kullanılan sözcükler tek anlam katmanında işlev görmektedir: B ve D'de yalnızca somut, C ve E'de yalnızca tek yönlü anlam taşınmaktadır.
15. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ad aktarması (mecaz-ı mürsel) yoluyla oluşturulmuş bir anlam vardır?
- A) Kalbim senden yana atıyor.
- B) Hayat bir nehir gibi akıp geçiyor.
- C) Zamanın dişleri her şeyi aşındırır.
- D) Ankara bu meseleye soğuk bakıyor. ✓
- E) Gözleri yıldız gibi parlıyordu.
Ad aktarmasında (mecaz-ı mürsel) bir sözcük, benzetme amacı gütmeksizin ilgili olduğu başka bir kavramın yerine kullanılır. B seçeneğinde 'Ankara' sözcüğü benzetme unsuru taşımaksızın 'Türk hükümeti ya da dışişleri politikası' yerine kullanılmıştır; bu bir ad aktarmasıdır. C ve D'de 'gibi' bağlacıyla açık istiare/benzetme, A'da duygu aktarımı, E'de kişileştirme vardır.
16. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili sözcük, bağlamdan koparıldığında anlam değişikliğine uğramaz; yani sözcüğün bağlam dışı sözlük anlamıyla cümledeki anlamı örtüşür?
- A) Sorunun _ağır_ bir bedeli oldu.
- B) Adamın _keskin_ bakışları herkesi rahatsız etti.
- C) Çocuk, babasına _sığındı_.
- D) Kapı, rüzgârla _kapandı_. ✓
- E) Bu iş için _ince_ bir zeka gerekiyor.
D seçeneğinde 'kapandı' sözcüğü, kapının fiziksel olarak örtülmesi anlamını taşır ve bu anlam sözlük karşılığıyla tam olarak örtüşür; bağlamdan bağımsız okunduğunda da aynı anlama gelir. A'da 'ince' zekiyi nitelerken soyutlaşmış, B'de 'keskin' bakışa aktarılmış, C'de 'sığınmak' mecazi koruma anlamı kazanmış, E'de 'ağır' somut ağırlık yerine soyut yük anlamında kullanılmıştır.
17. "Eleştirmenler, yazarın son romanını _yerden yere vurdu_." cümlesinde koyu yazılmış deyimle anlam bakımından eş değer olmayan ifade aşağıdakilerin hangisinde yer almaktadır?
- A) Romanı hiç beğenmedi.
- B) Romanı titizlikle inceledi. ✓
- C) Romana çok sert tepki gösterdi.
- D) Romanı şiddetle eleştirdi.
- E) Romanı küçümseyerek reddetti.
'Yerden yere vurmak' deyimi, bir şeyi ya da kişiyi aşırı derecede eleştirmek, ağır biçimde yermek anlamına gelir. A, B, C ve D seçeneklerinin tamamı bu anlam alanında karşılık bulur. E seçeneğinde ise 'titizlikle incelemek' ifadesi olumlu ya da tarafsız bir değerlendirme sürecini çağrıştırır; eleştiri şiddetini ve küçümsemeyi içermez. Bu nedenle E deyimle anlamca örtüşmez.
18. Türkçede bazı sözcükler zıt anlamlı gibi görünse de gerçekte anlam karşıtlığı değil, anlam tamamlayıcılığı ilişkisi taşır. Aşağıdaki sözcük çiftlerinden hangisi bu özelliği taşımaktadır?
- A) açmak – kapamak
- B) doğmak – ölmek ✓
- C) sıcak – soğuk
- D) gündüz – gece
- E) büyük – küçük
'Doğmak – ölmek' çifti gerçek zıt anlamlılık değil, anlam tamamlayıcılığıdır: biri olmadan diğeri anlam kazanamaz; ikisi birlikte 'yaşam döngüsü'nü tamamlar, biri diğerini ortadan kaldırmaz. Sıcak-soğuk bir süreklilik üzerinde karşıt uçlardır; açmak-kapamak eylemsel karşıtlıktır; büyük-küçük derece karşıtlığıdır; gündüz-gece zaman ekseninde gerçek karşıtlık taşır. Doğmak-ölmek ise tamamlayıcı bir döngü oluşturur.
19. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcüğün kazandığı anlam, 'anlam daralması' süreciyle açıklanabilir?
- A) 'Yavru' sözcüğü hayvan yavrusu anlamından genişleyerek sevgi ifadesi için de kullanılmaktadır.
- B) 'Bey' sözcüğü eskiden yönetici sınıfı ifade ederken bugün saygı hitabı olarak kullanılmaktadır.
- C) 'Et' sözcüğü eski Türkçede her türlü yiyeceği karşılarken bugün yalnızca hayvan etini ifade etmektedir. ✓
- D) 'Uçmak' sözcüğü eskiden 'cennet' anlamına gelirken bugün fiil olarak kullanılmaktadır.
- E) 'Köy' sözcüğü zamanla 'taşra' anlamında da kullanılmaya başlanmıştır.
Anlam daralması, bir sözcüğün zamanla daha geniş bir anlam alanından daha dar bir alana geçmesidir. C seçeneğinde 'et' sözcüğü eski Türkçede 'yiyecek, azık' gibi geniş bir kavramı karşılarken günümüzde yalnızca 'hayvan eti' anlamına daralmıştır. A'da anlam değişmesi ve soyutlaşma, B'de anlam genişlemesi, D'de tür değişmesi (isimden fiile dönüşüm), E'de anlam genişlemesi söz konusudur.
20. "Yazar, toplumun _kör noktalarını_ ustalıkla gözler önüne serdi." cümlesindeki altı çizili ifade aşağıdaki anlam birimlerinden hangisiyle eş işlevlidir?
- A) Karanlık ve belirsiz konularını
- B) Görmezden gelinen yanlarını ✓
- C) Fiziksel engellerine ilişkin durumları
- D) Toplumun görsel sorunlarını
- E) Dikkat çekmeyen ayrıntıları
'Kör nokta' ifadesi burada mecaz anlamda kullanılmıştır: bir topluluğun ya da kişinin farkında olmadığı, görmek istemediği ya da kasıtlı olarak görmezden geldiği zayıf yönleri anlatır. A seçeneğindeki 'görmezden gelinen yanlar' bu mecaz anlamı en doğru biçimde karşılamaktadır. B 'karanlık ve belirsiz' ifadesiyle farklı bir çağrışım yaratır; C ve D seçenekleri 'kör' sözcüğünü gerçek/fiziksel anlamda ele alır; E 'dikkat çekmeyen ayrıntı' ifadesiyle anlamı daraltır.
21. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözcük, hem öznel hem de nesnel anlam katmanı taşıyacak biçimde kullanılmıştır?
- A) Hava bu sabah oldukça soğuktu.
- B) Dağ, yüzlerce yıldır orada duruyordu.
- C) Çocuk, masanın üzerindeki kitabı aldı.
- D) Sınıf, kırk öğrenciden oluşuyordu.
- E) Bu şiir, okunması güç bir yapıya sahip. ✓
'Güç' sözcüğü B cümlesinde hem nesnel bir özelliği (şiirin sözdiziminin karmaşık olması, dil bilgisi yapısının zorluğu) hem de öznel bir değerlendirmeyi (okuyucunun o şiiri zor bulması) aynı anda taşıyabilir. A'da 'soğuk' ölçülebilir fiziksel bir nitelik olduğundan nesnel, C, D ve E'deki ifadeler yalnızca nesnel bilgi aktarmaktadır. B'deki 'güç' ise bağlama göre her iki katmanı da barındırmaktadır.
22. "Siyasetçinin açıklamaları, muhalefet tarafından _çarpıtılarak_ kamuoyuna sunuldu." cümlesindeki 'çarpıtılarak' sözcüğü yerine kullanıldığında cümlenin anlamını ve vurgusunu en az değiştiren seçenek hangisidir?
- A) gizlenerek
- B) abartılarak
- C) tahrif edilerek ✓
- D) yanlış aktarılarak
- E) sansürlenerek
'Çarpıtmak' sözcüğü bir şeyin özünü bilerek bozmak, gerçeği saptırmak anlamına gelir. B seçeneğindeki 'tahrif etmek', tam olarak bu anlamı karşılar: bir metni ya da sözü kasıtlı olarak özünden saptırmak, içeriğini değiştirmek demektir. A 'abartmak' özü bozmaz yalnızca büyütür; C 'sansürlemek' kaldırmak/kesmektir; D 'gizlemek' yok etmektir; E 'yanlış aktarmak' ise farkında olmadan yapılan bir hatayı çağrıştırır ve kasıt vurgusunu zayıflatır.
23. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde birden fazla anlam katmanı nedeniyle cümle yapısal bir anlam belirsizliği (çok anlamlılık) taşımaktadır?
- A) Yaşlı adam köprünün altında oturuyordu.
- B) Çocuk, annesinin yanından ayrılmadı.
- C) Bahçedeki çiçekler sararmıştı.
- D) Eski bakanın evine gidecekler. ✓
- E) Kız kardeşinin arkadaşını tanıyorum.
C seçeneğinde 'eski bakanın' ifadesi yapısal belirsizlik yaratır: bu cümle 'artık bakan olmayan kişinin evine gidecekler' ya da 'eskiden tanınan, köklü bir bakanın evine gidecekler' biçiminde iki ayrı anlamda okunabilir. Ayrıca 'gidecekler' öznesi belirsizdir (kim gidecek?). A, B, D ve E seçeneklerinde sözdizimsel ya da sözcüksel belirsizlik bulunmamaktadır.
24. Aşağıda verilen sözcük gruplarından hangisinde tüm sözcükler, yapı bakımından değil yalnızca anlam taşıma biçimi bakımından birbirinden farklıdır?
- A) güneş, yıldız, ay (somut – nesnel anlam)
- B) koşmak, düşünmek, sevmek (eylem anlamı – biri bilişsel, biri fiziksel, biri duygusal) ✓
- C) masa, sandalye, dolap (somut – nesnel anlam)
- D) sevinç, korku, umut (soyut – duygu anlamı)
- E) büyük, hızlı, kırmızı (niteleyici – sıfat anlamı)
C seçeneğindeki sözcükler yapısal olarak birbirinden farklı değildir (hepsi fiil), ancak anlam taşıma biçimleri üç ayrı kategoriye girer: 'koşmak' fiziksel/bedensel, 'düşünmek' bilişsel/zihinsel, 'sevmek' duygusal/içsel bir eylemi anlatır. Diğer seçeneklerde sözcükler hem yapı hem anlam açısından homojen gruplardır: A ve D somut varlık, B soyut duygu, E niteleme işlevi taşır.
25. 'Pişmek' sözcüğü aşağıdaki cümlelerin hangisinde diğerlerinden farklı bir anlam işleviyle kullanılmıştır?
- A) Ekmek fırında pişirildi.
- B) Adam, yıllar içinde iyice pişti. ✓
- C) Sebzeler haşlanarak pişti.
- D) Tenceredeki çorba pişti.
- E) Yemek güzelce pişti.
A, B, D ve E seçeneklerinde 'pişmek' sözcüğü ısı yoluyla bir yiyeceğin hazır hale gelmesi anlamında yani gerçek (temel) anlamında kullanılmıştır. C seçeneğinde ise 'adam pişti' ifadesi mecazi anlamda kullanılmıştır: kişinin deneyim kazanması, olgunlaşması, hayat tecrübesiyle yoğrulması anlatılmaktadır. Bu nedenle C diğerlerinden farklı bir anlam işlevi taşır.