menu
MemurOl
Vatandaşlık Testleri

VATANDASLIK - i dare hukuku (Bölüm 5)

VATANDASLIK - i dare hukuku (Bölüm 5)

Soru 1 / 25

Türk idare hukukunda 'olağanüstü hal' döneminde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle temel haklar kısıtlandığında, bu kararnamelerin anayasallık denetimi hangi organ tarafından ve hangi usul çerçevesinde gerçekleştirilebilir?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
  1. 1. Türk idare hukukunda 'olağanüstü hal' döneminde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle temel haklar kısıtlandığında, bu kararnamelerin anayasallık denetimi hangi organ tarafından ve hangi usul çerçevesinde gerçekleştirilebilir?

    • A) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; iç hukuk yollarının tükenmesinden sonra bireysel başvuru yoluyla.
    • B) Anayasa Mahkemesi; soyut norm denetimi yoluyla ve yalnızca muhalefet partilerinin başvurusuyla.
    • C) Danıştay; olağanüstü hal kararnameleri idari işlem sayıldığından idari yargı denetimine tabidir.
    • D) Olağanüstü hal kararnameleri hiçbir yargısal denetime tabi değildir; Anayasa bu denetimi açıkça yasaklamaktadır.
    • E) Anayasa Mahkemesi; bireysel başvuru yoluyla temel hakların ihlal edilip edilmediği denetlenebilir.

    Anayasa'nın 148. maddesi uyarınca olağanüstü hal Cumhurbaşkanlığı kararnameleri şekil ve esas bakımından Anayasa Mahkemesi'nin soyut veya somut norm denetimine tabi kılınmamıştır; bu kararnameler iptal davasına konu edilemez. Ancak AYM, bireysel başvuru (Anayasa m. 148/3) yoluyla bu kararnamelerin uygulanması sonucunda ortaya çıkan temel hak ihlallerini inceleyebilmektedir; zira bireysel başvuruda denetlenen norm değil, somut ihlaldir. AİHM ise iç hukuk yollarının tükenmesinden sonra başvurulabilecek uluslararası bir mercidir ancak bu seçenek sorunun odağı olan birincil anayasallık denetimini tam karşılamamaktadır. Doğru yanıt B'dir.

  2. 2. Aşağıdaki idari yaptırım türlerinden hangisi hem cezai hem de idari nitelik taşıdığı kabul edildiğinden, 'non bis in idem' (aynı eylemden iki kez cezalandırılmama) ilkesi kapsamında tartışmalara konu olmaktadır?

    • A) Ruhsat iptali ile ilgili kişi hakkında açılan disiplin soruşturması.
    • B) Vergi ziyaı cezası ile vergi kaçakçılığı suçu nedeniyle açılan ceza davası.
    • C) İdari para cezası ile aynı eylem nedeniyle açılan ceza davası.
    • D) Kamulaştırma kararı ile aynı taşınmaz için açılan idari dava.
    • E) Meslekten men kararı ile aynı eylem nedeniyle ödenen idari para cezası.

    Vergi ziyaı cezası idari nitelikte olmakla birlikte AİHM içtihadı (Engel kriterleri) çerçevesinde cezai nitelik taşıyıp taşımadığı değerlendirmeye konu olmuştur. Kişinin aynı vergisel eylem nedeniyle hem idari para cezasıyla (vergi ziyaı cezası) hem de ceza mahkemesinde yargılanması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7 No'lu Protokolü'nün 4. maddesi kapsamında non bis in idem ilkesinin ihlali olarak tartışılmaktadır. AİHM ve Anayasa Mahkemesi bu konuda önemli kararlar vermiştir. Diğer seçeneklerde farklı hukuki türden yaptırımların birlikteliği söz konusu olup klasik anlamda bu çatışma yaşanmaz. Doğru yanıt C'dir.

  3. 3. Danıştay'ın hem danışma hem de yargı organı sıfatlarına sahip olması, kuvvetler ayrılığı ilkesi bakımından tartışmalı bulunmaktadır. Bu çerçevede aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    • A) İdare ve vergi mahkemelerinin temyiz mercii olarak Danıştay yargısal işlev üstlenmektedir.
    • B) Danıştay daireleri aynı anda hem danışma hem yargı görevini yürütebileceğinden içtihat birliği sorun yaratmaz.
    • C) Danıştay'ın danışma sıfatıyla verdiği görüşler, yürütme organını hukuken bağlamaz.
    • D) Danıştay, bazı yönetmeliklerin hazırlanmasında zorunlu görüş bildirmekle yükümlüdür.
    • E) Danıştay'ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla gördüğü davalar kanunla belirlenmiştir.

    Danıştay'da daireler arasında işbölümü belirlenmiş olup bazı daireler idari dava dairesi, bazıları ise danışma dairesi olarak görevlendirilmiştir. Hem danışma hem de yargısal işlevi aynı dairenin yürütmesi, Danıştay Kanunu kapsamında sınırlandırılmıştır. Bunun yanı sıra bir daireye danışma sıfatıyla sunulan konuda aynı dairenin yargı mercii olarak karar vermesi hâlinde ciddi tarafsızlık ve içtihat tutarsızlığı sorunları ortaya çıkabilir; dolayısıyla C şıkkındaki 'sorun yaratmaz' ifadesi yanlıştır. Diğer şıklardaki ifadeler genel olarak hukuki gerçekliği yansıtmaktadır. Doğru yanıt C'dir.

  4. 4. Aşağıdaki olaylar zincirinde hizmet kusuru ile kişisel kusurun birleştiği 'karma sorumluluk' hali hangi seçenekte doğru biçimde tanımlanmıştır? Bir polis memuru, görevli olduğu nöbet sırasında kişisel husumet nedeniyle silahıyla bir vatandaşı yaralamaktadır.

    • A) Devlet, hizmet kusuru (silaha erişim, nöbet düzeni) nedeniyle; polis memuru ise kişisel kusur (niyet) nedeniyle birlikte sorumludur. Zarar gören devletten tazminat alabilir; devlet de memura rücu edebilir.
    • B) Yalnızca devlet sorumludur; kamu görevlisinin görev sırasında yaptığı her eylem hizmet kusurudur.
    • C) İdare mahkemesi yalnızca devletin sorumluluğunu denetler; polis memurunun bireysel sorumluluğunu ceza mahkemesi değil, idare mahkemesi belirler.
    • D) Yalnızca polis memuru sorumludur; kişisel husumet hizmet dışı bir eylem doğurur.
    • E) Karma sorumluluk halinde zarar gören hem devletten hem de memurdan ayrı ayrı tam tazminat talep edebilir; toplam tazminat zararın iki katına ulaşabilir.

    Fransız idare hukukundan esinlenen Türk idare hukuku anlayışında, kamu görevlisinin görev sırasında hem hizmete bağlı kusur hem de kişisel kusur bulunduğunda 'karma sorumluluk' gündeme gelir. Bu örnekte devlet; silahın sağlanması, nöbet düzeninin kurulması gibi örgütsel eksiklikler (hizmet kusuru) nedeniyle; polis ise kişisel husumet (kişisel kusur) nedeniyle sorumludur. Zarar gören, Anayasa'nın 129/5. maddesi uyarınca idareye karşı tam yargı davası açabilir; idare de ödediği tazminatı memura rücu yoluyla geri isteyebilir. Zarar görenin her iki taraftan toplam zararı aşan miktarda tazminat alması mümkün değildir. Doğru yanıt C'dir.

  5. 5. Bir belediye başkanı, belediye meclisinin almadığı bir kararı tek başına uygulayarak kamu yararına aykırı bir sonuç doğurmuştur. Bu durumda idare hukuku açısından hangi yargı yolu öncelikle işletilir ve bu yolun temel koşulu nedir?

    • A) İtiraz yolu – Üst makama başvurularak işlemin geri alınmasının talep edilmesi
    • B) Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvuru – Yargı yolu belirsizliğinin giderilmesi
    • C) Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru – Temel haklardan birinin ihlal edilmesi
    • D) İptal davası – İdari işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya amaç unsurlarından birinde sakatlık bulunması
    • E) Tam yargı davası – Maddi zararın ispat edilmesi ve idarenin kusurlu olması

    Belediye başkanının yetkisini aşarak (yetki unsurunda sakatlık) belediye meclisinin görev alanına giren bir işlem yapması, idari işlemi hukuka aykırı kılar. Bu tür hukuka aykırı idari işlemlere karşı öncelikle iptal davası açılır. İptal davasının temel koşulu; işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç (maksat) unsurlarından en az birinde sakatlık taşımasıdır. Tam yargı davası ise doğrudan maddi zarar talep edilmesine yönelik olup ön koşul olarak idarenin kusurunu gerektiren bir dava türüdür; ancak burada öncelik iptal davasındadır.

  6. 6. Danıştay, bir bakanın imzaladığı yönetmelikteki bir maddeyi iptal etmiştir. İdare, iptal kararına rağmen bu maddeyi uygulamaya devam etmiştir. Aşağıdakilerden hangisi bu durumun hukuki niteliğini en doğru biçimde açıklar?

    • A) Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararı olmadıkça iptal kararı uygulanmak zorunda değildir.
    • B) Yönetmelik bir normlar hiyerarşisi ürünü olduğundan yürütme organı bağlı değildir.
    • C) Yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkesinin ihlali söz konusudur ve idare hukuki ve cezai sorumluluğa maruz kalabilir.
    • D) İptal kararının geriye yürümezliği ilkesi gereği eski işlemlere dayanılabilir.
    • E) İdarenin takdir yetkisi kapsamında hareket etmesi nedeniyle hukuka uygundur.

    Anayasa'nın 138. maddesi gereğince yasama, yürütme ve idare organları ile kişiler yargı kararlarına uymak zorundadır. Kesinleşmiş bir iptal kararına rağmen uygulamaya devam etmek, bu anayasal ilkeyi açıkça ihlal eder. İdarenin bu tutumu; ilgili kamu görevlileri açısından görevi kötüye kullanma suçu ve disiplin sorumluluğunu, idare açısından ise tam yargı davası yoluyla tazminat sorumluluğunu doğurabilir. İptal kararları 'erga omnes' (herkese karşı) etki doğurur ve yürütmeyi durdurma kararından bağımsız olarak kesinleştikten sonra uyulması zorunludur.

  7. 7. Bir idari işlemde 'yetki gaspı' ile 'fonksiyon gaspı' arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisiyle doğru açıklanmıştır?

    • A) Yetki gaspında işlem yok hükmündeyken, fonksiyon gaspında işlem sadece iptal edilebilir niteliktedir.
    • B) Yetki gaspında işlem idari yoldan iptal edilebilirken, fonksiyon gaspında yalnızca yargı yoluna başvurulabilir.
    • C) Yetki gaspında işlemi yapan kişi hiç kamu görevlisi değilken, fonksiyon gaspında kamu görevlisi başka bir idari birimin yetkisini kullanmıştır.
    • D) Yetki gaspında bir idare organı yargı yetkisini kullanırken, fonksiyon gaspında bir idare organı başka bir idare organının yetkisini kullanmıştır.
    • E) Yetki gaspında üst makam astının yetkisini kullanırken, fonksiyon gaspında ast üstünün yetkisini kullanmıştır.

    İdare hukukunda yetki gaspı; bir idare organının yasama ya da yargı gibi başka bir devlet erkinin alanına (fonksiyonuna) girmesidir. Örneğin idarenin ceza vermesi veya kanun niteliğinde düzenleme yapması yetki gaspıdır. Fonksiyon gaspı ise bir idare organının başka bir idare organının yetki alanına girmesidir. Her ikisinde de işlem ağır sakatlıktan dolayı 'yokluk' yaptırımına tabi tutulur; ancak sınav literatüründe bu iki kavram arasındaki fark genellikle erkin (yasama/yargı/yürütme) aşılması ile idare içi aşılma şeklinde açıklanır. Doğru seçenek B'dir: yetki gaspı idari fonksiyon dışına çıkmayı, fonksiyon gaspı ise idare içinde yetki aşımını ifade eder.

  8. 8. İdare hukukunda 'idarenin kanuniliği ilkesi' hem bir yasallık hem de bir hukukilik boyutu taşımaktadır. Aşağıdaki hangi seçenek bu iki boyutu ve aralarındaki hiyerarşiyi en doğru biçimde ifade eder?

    • A) Yasallık ilkesi anayasaya, hukukilik ilkesi ise kanunlara uygunluğu ifade eder; ikisi eşit değerdedir.
    • B) Yasallık ilkesi idarenin yalnızca kanunlara dayanarak hareket edebileceğini, hukukilik ilkesi ise yasa boşluklarında idarenin de kural koyabileceğini ifade eder; yasallık üstündür.
    • C) Yasallık ilkesi idari işlemlere, hukukilik ilkesi ise yalnızca idari sözleşmelere uygulanır.
    • D) Yasallık ilkesi kanuna dayanmayı, hukukilik ilkesi ise anayasa ve hukukun genel ilkelerine uygunluğu kapsar; hukukilik daha geniş bir çerçevedir.
    • E) İki ilke özdeştir, idare hukukunda ayrımları pratikte anlamsızdır.

    İdarenin kanuniliği ilkesi iki boyutlu değerlendirilir: Yasallık (kanunilik) ilkesi, idarenin yalnızca kanuna dayanarak işlem yapması gerektiğini ifade eder. Hukukilik ilkesi ise daha geniş bir kavramdır; idarenin kanunlara olduğu kadar anayasaya, uluslararası antlaşmalara, yargısal içtihata ve hukukun genel ilkelerine (eşitlik, orantılılık, kazanılmış haklara saygı vb.) de uygun davranması zorunluluğunu kapsar. Dolayısıyla hukukilik, yasallığı içine alan daha üst ve geniş bir çerçevedir.

  9. 9. Bir kamu görevlisi, göreviyle ilgili olmayan kişisel alacağını tahsil etmek amacıyla resmi yazışma kanallarını ve mühürü kullanarak borçlusuna ödeme emri göndermiştir. Bu durumun idare hukuku açısından nitelendirilmesi aşağıdakilerden hangisiyle yapılır?

    • A) İdari para cezası gerektiren disiplin suçu – Sadece disiplin yaptırımı uygulanır.
    • B) Kişisel kusur – Zarar gören kişi kamu görevlisine karşı adli yargıda dava açabilir.
    • C) Ağır hizmet kusuru – İdare ve kamu görevlisi müteselsilen sorumludur.
    • D) Hizmet kusuru – İdare tazminat ödemek zorundadır.
    • E) Yetkili işlem – Kamu görevlisi yasal yetkisini kullanmıştır.

    İdare hukukunda 'hizmet kusuru' idarenin örgütsel ve işlevsel yapısından kaynaklanan bir kusurdur. 'Kişisel kusur' ise kamu görevlisinin göreviyle tamamen bağlantısız, sırf özel menfaatini gerçekleştirmek amacıyla hareket etmesinden doğar. Bu olayda kamu görevlisi, devletin araçlarını (mühür, yazışma kanalı) tamamen kişisel çıkarı için kullanmıştır; bu eylem hizmetten ayrılabilen, kamu görevlisinin bireysel kusurudur. Bu tür kişisel kusurdan doğan zararlar için zarar gören, kamu görevlisini adli yargıda (hukuk mahkemesi) şahsen dava eder. İdare bu zarardan sorumlu tutulamaz.

  10. 10. İdari yargılama hukukunda 'tam yargı davası açma süresi' konusunda aşağıdaki hangi seçenek, zımni ret kurumunu ve süre hesabını birlikte doğru açıklar?

    • A) İdareye yapılan başvurudan itibaren 60 gün içinde yanıt alınamazsa zımni ret oluşur; bu tarihten itibaren 60 günlük dava açma süresi başlar.
    • B) Zımni ret halinde dava açma süresi hiç işlemez, her zaman dava açılabilir.
    • C) Zımni ret halinde 60 günlük bekleme süresi işlemez; cevabı beklemek isteyen kişi 4 ay bekleyip sonra dava açabilir.
    • D) İdareye başvuru zorunlu değildir; doğrudan 1 yıl içinde dava açılabilir.
    • E) İdareye yapılan başvurudan itibaren 30 gün içinde yanıt alınamazsa ret sayılır ve bu tarihten itibaren 30 gün içinde dava açılmalıdır.

    2577 sayılı İYUK'un 10. ve 11. maddeleri uyarınca; idareye yapılan başvuruya 60 gün içinde yanıt verilmezse istek zımnen (sessiz kalarak) reddedilmiş sayılır. Bu zımni ret tarihinden itibaren 60 günlük idari dava açma süresi başlar. Tam yargı davalarında da bu genel ilke geçerlidir. İdarenin açık reddi halinde ise ret bildiriminin tebliği tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılmalıdır. Zımni red mekanizması, idarenin sonsuz biçimde sessiz kalarak vatandaşı mağdur etmesini önler.

  11. 11. Anayasa'nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. Buna karşın aşağıdaki hangi durumda bu ilkenin anayasal bir istisnası söz konusudur?

    • A) Siyasi parti kapatma kararlarının Danıştay yerine Anayasa Mahkemesi'nde görülmesi
    • B) Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Anayasa'ya aykırılığı iddiası
    • C) Yüksek Askeri Şura kararlarının tümünün yargısal denetimi
    • D) Olağanüstü hal kapsamında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Danıştay denetimine tabi olmaması
    • E) Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun meslekten çıkarma kararları dışındaki bazı kararlarının yargısal denetim dışında tutulması

    Anayasa'nın 125. maddesi kural olarak yargı yolunu herkese açık tutar. Ancak 159. madde uyarınca Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun (HSK) meslekten çıkarma dışındaki bazı kararları (atama, nakil, terfi vb.) yargısal denetim dışındaydı. 2017 anayasa değişiklikleriyle bu alan daraltılmış, ancak meslekten çıkarma kararlarına karşı Danıştay yolu açılmıştır. YAŞ kararlarının da 2010 değişiklikleriyle yargı denetimine açıldığı bilinmektedir. Soru, klasik 'yargı yolu kapalı' istisnasını sormaktadır; HSK kararlarının bir kısmı bu istisnayı oluşturmaktaydı. D seçeneği bu anayasal istisnayı en doğru biçimde yansıtmaktadır.

  12. 12. Bir valinin il genelinde uygulanmak üzere çıkardığı ve bireylerin temel haklarını kısıtlayan bir karar, hem 'idarenin düzenleyici işlemi' hem de 'bireysel işlem' niteliğini aynı anda taşıyabilir mi? Bu soruyu en doğru karşılayan seçenek hangisidir?

    • A) Evet; ancak bu tür işlemlere karşı dava açma süresi, işlemin tebliği yerine Resmî Gazete'de yayımından itibaren başlar.
    • B) Hayır; düzenleyici işlemler yalnızca Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılabilir.
    • C) Hayır; bir idari işlem ya düzenleyici ya bireysel niteliktedir, ikisi aynı anda olamaz.
    • D) Evet; karma nitelikli idari işlemler olabilir ve bunlara karşı hem bireysel hem de düzenleyici işlem olarak dava açılabilir.
    • E) Evet; 'melez işlem' adı verilen bu kategoride iptal davası bireysel sonuçları için açılır, düzenleyici kısmı ise re'sen Danıştay denetimine girer.

    İdare hukukunda bazı işlemler hem genel-soyut (düzenleyici) hem de bireysel sonuçlar doğurabilir; bunlara 'karma nitelikli' ya da 'melez işlemler' denir. Örneğin bir valinin belirli kişi gruplarını (esnaf, taşımacı vb.) etkileyen bir kararı, hem o gruba yönelik bireysel sonuçlar hem de il genelinde bağlayıcı kurallar içerebilir. Bu tür işlemlere karşı hem bireysel hem de düzenleyici işlem boyutuyla dava açılabilir. İdare hukuku öğretisi bu ikiliği kabul eder ve yargı, ilgili kısmın niteliğine göre denetim yapar.

  13. 13. İdarenin 'takdir yetkisi' ile 'bağlı yetki' arasındaki sınırı belirlerken yargı organının kullandığı denetim ölçütleri arasında 'ölçülülük ilkesi' hangi işlevi görür?

    • A) Ölçülülük ilkesi, idarenin araç-amaç ilişkisini denetleyerek takdir yetkisini hukuka aykırılık sınırına taşıyan aşımları iptal gerekçesi yapar.
    • B) Ölçülülük ilkesi, idarenin takdir yetkisini tamamen ortadan kaldırır.
    • C) Ölçülülük ilkesi yalnızca cezai yaptırımlar için geçerlidir, idari işlemlerde uygulanmaz.
    • D) Yargı ölçülülük denetimi yapamaz; bu denetim yalnızca Anayasa Mahkemesi'ne aittir.
    • E) Yargı, ölçülülük ilkesiyle idarenin yerindelik kararlarını doğrudan iptal edebilir.

    Takdir yetkisi, idarenin birden fazla hukuka uygun seçenek arasından tercih yapabildiği alandır. Yargı bu alanda 'yerindelik denetimi' yapamaz; ancak ölçülülük ilkesi bu sınırı aşan bir araçtır. Ölçülülük ilkesi üç alt unsuru kapsar: uygunluk (araç amaca elverişli olmalı), gereklilik (en az müdahale edici araç seçilmeli) ve orantılılık (araçla sağlanan yarar ile kısıtlama orantılı olmalı). Bu ilke aracılığıyla yargı, idarenin seçtiği aracın amacıyla açıkça orantısız olduğu durumlarda işlemi iptal edebilir; böylece takdir yetkisinin hukuk dışına taşması denetlenir, ancak yerindelik denetimi yapılmaz.

  14. 14. Kamu hizmetinin 'imtiyaz sözleşmesiyle' özel hukuk kişisine devredildiği bir durumda, hizmetin yürütülmesinde ortaya çıkan bir zarar için hangi yargı yolu işletilir ve sorumlu taraf kimdir?

    • A) Yargı yolu imtiyaz sözleşmesinde belirlenir ve taraflar yabancı tahkimi dahi seçebilir.
    • B) Her durumda adli yargı; sorumlu taraf imtiyaz sahibi özel kişidir.
    • C) Her durumda idari yargı; sorumlu taraf idaredirçünkü kamu hizmeti devredilemez.
    • D) Zararın niteliğine göre değişir: hizmet kusurundan doğan zararlarda idari yargı ve idare sorumludur; imtiyazcının kişisel kusurundan doğan zararlarda adli yargı ve imtiyazcı sorumludur.
    • E) Her zaman uyuşmazlık mahkemesi; çünkü yargı yolu belirsizdir.

    İmtiyaz sözleşmesi, kamu hizmetinin özel hukuk kişisine gördürülmesidir; ancak kamu hizmeti niteliği devam eder. Yargı yolu ve sorumluluk, zararın kaynağına göre ayrışır: Eğer zarar, kamu hizmetinin işleyişindeki eksiklikten (hizmet kusurundan) kaynaklanıyorsa idare sorumludur ve idari yargı görevlidir. Eğer zarar, imtiyazcının hizmetten tamamen bağımsız kişisel eyleminden kaynaklanıyorsa imtiyazcı sorumludur ve adli yargı görevlidir. Bu ayrım, Danıştay ve Yargıtay içtihatlarıyla da desteklenen temel bir sorumluluk dağılımı çerçevesidir.

  15. 15. İdare hukukunda 'olur' (onay) kurumu ile 'devir' (yetki devri) arasındaki temel fark, yetkinin kullanımı açısından nasıl açıklanır?

    • A) İkisi arasında fark yoktur; her ikisi de organik yetki aktarımıdır.
    • B) Olurda ast, yetkisini üst makamın onayıyla kullanır ve sorumluluk üst makama geçer; yetkide devir ise yetkiyi kalıcı olarak alt makama aktarır ve sorumluluk da devredilir.
    • C) Olurda üst makam yetkiyi tamamen astına aktarırken, yetkide devir yalnızca imza yetkisini aktarır.
    • D) Yetki devri mevzuatta açıkça öngörülmeden yapılabilirken, olur her zaman kanuna dayanmak zorundadır.
    • E) Olur yalnızca yazılı işlemler için geçerliyken yetki devri sözlü işlemlere de uygulanabilir.

    İdare hukukunda yetki devri (delegation): Yetkinin bir alt organa kanuni düzenlemeyle kalıcı biçimde aktarılmasıdır; devir yapıldıktan sonra devreden organ bu yetkiyi artık kullanamaz ve sorumluluk da devralan organa geçer. 'Olur' (onay) kurumu: Yetkiyi elinde tutan üst makamın, astının hazırladığı işlemi onaylamasıdır. Burada yetki üst makamda kalmaya devam eder; sorumluluk onaylayan makama aittir. İmza yetkisi devrinde ise yetki değil yalnızca imzalama görevi devredilir, sorumluluk aslı yetkili organda kalır. Bu üçlü ayrım KPSS'de sıkça karıştırılan bir konudur.

  16. 16. Danıştay'ın 'içtihadı birleştirme kararları' ile 'daire kararları' arasındaki bağlayıcılık farkı aşağıdaki hangi seçenekte doğru verilmiştir?

    • A) Daire kararları tüm alt mahkemeler için bağlayıcıyken, içtihadı birleştirme kararları yalnızca Danıştay Genel Kurulu için geçerlidir.
    • B) Her iki karar türü de yalnızca Danıştay bünyesindeki daireler için bağlayıcıdır.
    • C) Her iki karar türü de bağlayıcı değildir; Türk hukukunda yargı kararları emsal niteliği taşımaz.
    • D) İçtihadı birleştirme kararları sadece bireyler için bağlayıcıdır, idare mahkemeleri bu kararlarla bağlı değildir.
    • E) İçtihadı birleştirme kararları idare mahkemeleri için de bağlayıcıyken, daire kararları yalnızca o dava için sonuç doğurur.

    2575 sayılı Danıştay Kanunu'na göre Danıştay'ın içtihadı birleştirme kararları; Danıştay daireleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri dahil tüm idari yargı mercileri için bağlayıcıdır. Bu kararlar Resmî Gazete'de yayımlanır ve benzer davalarda mutlaka uygulanmak zorundadır. Daire kararları ise yalnızca o davayı kesin olarak çözümler; emsal niteliği taşısa da diğer mahkemeleri hukuken bağlamaz. Bu ayrım, kararın geniş çaplı uygulanması gereken bir hukuk meselesi mi yoksa somut bir uyuşmazlık mı olduğunu belirler.

  17. 17. İdare hukukunda 'idarenin mali sorumluluğu' bağlamında 'kusursuz sorumluluk' ilkesinin uygulandığı hangi teorik temel, idarenin kusur olmaksızın tazminat ödemesini zorunlu kılar?

    • A) Hizmet teorisi – Kamu hizmetinin işlemesiyle ortaya çıkan her zarar karşılanmak zorundadır.
    • B) Hakkaniyet ilkesi – Mahkeme hakkaniyete dayanarak kusur olmaksızın tazminata hükmedebilir.
    • C) Sosyal risk teorisi – Bireyler toplumsal faaliyetlerden doğan risklere karşı devlet güvencesi altındadır.
    • D) Kamu külfetleri önünde eşitlik ilkesi – Kamusal faaliyetin yüküne bazı bireyleri diğerlerinden fazla katlanmaya zorlamak haksızlık yaratır.
    • E) Eşitlik ilkesi – Herkes eşit kamusal yüklerden eşit pay almalıdır.

    Kusursuz sorumlulukta idarenin kasıt ya da ihmalinin bulunması gerekmez; 'kamu külfetleri (yükleri) önünde eşitlik ilkesi' bu sorumluluğun temel dayanağıdır. Buna göre; devletin yürüttüğü kamusal faaliyet bazı bireyleri diğerlerinden orantısız biçimde olumsuz etkiliyorsa, bu bireyler toplumun geri kalanından fazla yük taşımamalıdır. Bu dengesizliği gidermek amacıyla idare kusursuz da olsa tazminat öder. Örneğin; güvenlik güçleriyle çatışmada zarara uğrayan masum bir vatandaş ya da kamu yapılarının inşasında çevre mülkü değer kaybeden kişi bu ilkeden yararlanabilir. 'Sosyal risk teorisi' ise terör gibi toplumsal tehlikelerden kaynaklanan zararları kapsar, daha özel bir alt kategoridir.

  18. 18. Türkiye'de olağanüstü hal döneminde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin denetimi konusunda aşağıdaki hangi seçenek 2017 anayasa değişiklikleri sonrasındaki durumu en doğru biçimde yansıtır?

    • A) Olağanüstü hal kararnameleri Anayasa Mahkemesi tarafından esas yönünden denetlenebilir.
    • B) Olağanüstü hal kararnameleri Danıştay tarafından iptal edilebilir.
    • C) Olağanüstü hal kararnameleri TBMM tarafından iptal edilmedikçe yargısal denetime tabi tutulamaz.
    • D) Olağanüstü hal kararnameleri hiçbir yargı denetimine tabi değildir.
    • E) Olağanüstü hal kapsamındaki kararnameler yalnızca Anayasa Mahkemesi tarafından ve yalnızca şekil yönünden denetlenebilir.

    2017 anayasa değişikliği (Anayasa m.148) ile olağanüstü hal kapsamında çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Anayasa Mahkemesi tarafından esas yönünden de denetlenebileceği hükme bağlanmıştır. Eski 1982 Anayasası döneminde (m.148/son) olağanüstü hal KHK'ları Anayasa Mahkemesi denetiminin dışında tutulmuştu; bu durum ciddi eleştirilere yol açmıştı. 2017 değişiklikleriyle bu denetim boşluğu kısmen kapatılmış, kararnamelerin anayasaya uygunluğu Anayasa Mahkemesi tarafından incelenebilir hale gelmiştir. Danıştay ise bu kararnameler üzerinde denetim yetkisine sahip değildir.

  19. 19. Bir kamu ihale sözleşmesinde 'fesih hakkı', 'cezai şart' ve 'tek taraflı değişiklik' yetkisi idarede bulunmaktadır. Bu yetkiler özel hukuk sözleşmelerinde bulunmaz. Bu yetkilerin varlığının dayandığı idare hukuku ilkesi ve bu sözleşmelerin hukuki niteliği aşağıdaki seçeneklerden hangisiyle doğru birlikte verilmiştir?

    • A) Eşitlik ilkesi – İdari sözleşme
    • B) Kamu yararı üstünlüğü ilkesi ve kamu gücü ayrıcalıkları – İdari sözleşme
    • C) Sosyal devlet ilkesi – Karma sözleşme
    • D) Sözleşme serbestisi ilkesi – İdari sözleşme
    • E) Hukuki güvenlik ilkesi – Özel hukuk sözleşmesi

    Kamu ihale sözleşmeleri, özel hukuk sözleşmelerinden temelden farklı olan 'idari sözleşme' niteliğindedir. Bu sözleşmelerde idare, kamu yararını korumak amacıyla tek taraflı değişiklik yapabilme, sözleşmeyi feshedebilme ve müteahhide ceza uygulayabilme gibi 'kamu gücü ayrıcalıkları'na (exorbitant powers/üstün kamu gücü yetkileri) sahiptir. Bu ayrıcalıkların dayanağı; idarenin kamu yararını bireysel çıkarın üstünde tutma zorunluluğudur. Bu sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar idari yargıda çözülür. Sözleşme serbestisi ilkesi özel hukuka özgüdür; burada geçerli olan kamu yararı üstünlüğü ve kamu gücü ayrıcalıkları ilkeleridir.

  20. 20. Bir belediye başkanı, belediye meclisinin aldığı bir kararı uygulamak yerine, kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle idare mahkemesine iptal davası açmıştır. Bu durumda aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

    • A) Belediye başkanı, meclis kararlarına karşı idari itiraz yolunu tükettikten sonra dava açabilir.
    • B) Belediye başkanı kararı uygulamak zorundadır; yargı yoluna ancak üçüncü kişiler başvurabilir.
    • C) Belediye başkanı, 5393 sayılı Kanun gereği meclis kararlarını hukuka aykırı bulduğunda bir daha görüşülmek üzere meclise iade edebilir; meclis ısrar ederse valiye bildirir; vali de iptal için idare mahkemesine başvurabilir.
    • D) Belediye başkanı, yürütme organı sıfatıyla meclis kararlarını denetleyemeyeceğinden dava ehliyeti yoktur.
    • E) Belediye başkanının doğrudan idare mahkemesine başvurması zorunlu idari başvuru yollarını ihlal ettiğinden dava usulden reddedilir.

    5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 38. ve ilgili maddeleri uyarınca belediye başkanı, meclis kararlarını hukuka aykırı bulduğunda kararı bir daha görüşülmek üzere meclise iade edebilir. Meclis kararında ısrar ederse belediye başkanı bu kararı valiye bildirir; vali de gerekli gördüğünde idare mahkemesine iptal davası açar. Belediye başkanının doğrudan yargıya başvurması bu prosedüre aykırıdır. Doğru yanıt C şıkkıdır.

  21. 21. İdare hukuku kapsamında 'yetki genişliği' ilkesine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    • A) Yetki genişliği ilkesi, yerinden yönetim ilkesinin bir yansıması olup idari vesayetle doğrudan ilişkilidir.
    • B) Yetki genişliği, merkezi idarenin taşra örgütüne tanınan, merkez adına karar alma imkânıdır.
    • C) Yetki genişliği ilkesi ile yetki devri birbirinden farklı kavramlardır; yetki genişliğinde sorumluluk merkeze aittir.
    • D) Yetki genişliği sayesinde taşra amirinin tesis ettiği işleme karşı açılacak davada yetkili mahkeme, işlemi tesis eden taşra amiрinin bulunduğu yer idare mahkemesidir.
    • E) Valiler, yetki genişliği ilkesi kapsamında merkezi idare adına bazı işlemleri doğrudan tesis edebilir.

    Yetki genişliği ilkesi, merkezden yönetimin (merkezi idarenin) sakıncalarını gidermek amacıyla merkezi idare taşra örgütüne tanınan bir yetki genişletme mekanizmasıdır; yerinden yönetim ilkesinin değil, merkezden yönetimin bir sonucudur. İdari vesayet ise merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki denetimini ifade eder; yetki genişliğiyle doğrudan ilişkisi yoktur. Bu nedenle E şıkkı yanlıştır.

  22. 22. Danıştay, bir davada idari işlemin hem şekil hem esas bakımından hukuka aykırı olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme önce şekil aykırılığını, ardından esas aykırılığını incelemiştir. Aşağıdakilerden hangisi bu inceleme sırası ve sonuçlarına ilişkin doğru bir tespittir?

    • A) Mahkeme önce esas aykırılığı incelemeli; esas bakımından hukuka uygunluk varsa şekle bakılmamalıdır.
    • B) İdari işlemin hem şekil hem esas bakımından hukuka aykırı olması hâlinde mahkeme yalnızca esas aykırılık gerekçesiyle iptal kararı vermelidir.
    • C) Türk idare hukukunda şekil aykırılığı, tek başına iptal kararına yol açamaz; mutlaka maddi hukuk ihlaliyle birlikte bulunmalıdır.
    • D) Şekil aykırılığının iptal kararına yol açabilmesi için işlemin esasını etkilemesi gerekmez; her türlü şekil aykırılığı iptal sebebidir.
    • E) Mahkeme, şekil aykırılığı nedeniyle iptal kararı verdikten sonra esas yönünden inceleme yapma zorunluluğu yoktur; ancak ileride yeniden tesis edilecek işleme yol göstermek amacıyla esas hakkında da görüş bildirebilir.

    Türk idare yargısında şekil aykırılığı bağımsız bir iptal sebebidir; ancak öğretide ve Danıştay içtihadında esasa etkili olmayan basit şekil eksikliklerinin iptal sonucunu doğurmayacağı kabul edilmektedir. Şekil aykırılığı nedeniyle iptal kararı verildiğinde mahkeme, esas bakımından ayrıca hüküm kurmak zorunda değildir; ancak idarenin yeniden işlem tesis edeceği gözetilerek esas hakkında da değerlendirme yapılabilir. Bu nedenle C şıkkı doğrudur. B şıkkı yanlıştır çünkü her şekil aykırılığı iptal sebebi değildir. D şıkkı da yanlıştır; şekil aykırılığı tek başına iptal gerekçesi olabilir.

  23. 23. Bir kamu görevlisi hakkında disiplin soruşturması başlatılmış ve soruşturma tamamlanmadan kamu görevlisinin görevine son verilmiştir. Bu durumda idarenin işlemi hangi unsur bakımından hukuka aykırıdır?

    • A) Konu unsuru bakımından, çünkü görevden çıkarma cezası ancak belirli suçlara uygulanabilir.
    • B) Maksat unsuru bakımından, çünkü idare kamu yararı dışında bir amaçla hareket etmiştir.
    • C) Sebep unsuru bakımından, çünkü soruşturma tamamlanmadan fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilemez.
    • D) Yetki unsuru bakımından, çünkü disiplin cezası verme yetkisi disiplin kuruluna aittir.
    • E) Şekil unsuru bakımından, çünkü savunma hakkı tanınmadan ve soruşturma tamamlanmadan verilen ceza usul kurallarını ihlal etmektedir.

    İdari işlemin unsurları yetki, şekil, sebep, konu ve maksat olarak sayılır. Disiplin soruşturması tamamlanmadan ve savunma hakkı tanınmadan verilen bir disiplin cezası, öncelikle şekil (usul) unsuru bakımından hukuka aykırıdır; çünkü 657 sayılı DMK'nın 130. maddesi uyarınca kamu görevlisine savunma hakkı tanınması zorunludur ve soruşturmanın tamamlanması usule ilişkin bir zorunluluktur. Soruşturma tamamlanmadığından sebep unsurunda da eksiklik olduğu savunulabilir; ancak asıl ihlal usul (şekil) boyutundadır ve bu seçenekler arasında B en doğru ve kapsamlı yanıttır.

  24. 24. İdarenin 'takdir yetkisi' ile 'bağlı yetki' arasındaki farka ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

    • A) Bağlı yetkide kanun koşulların gerçekleşmesi hâlinde idarenin yapacağı işlemi ve içeriğini belirler; takdir yetkisinde idare, kanunun çizdiği sınırlar içinde seçim yapabilir.
    • B) Takdir yetkisinin kullanıldığı durumlarda yargısal denetim mümkün değildir; mahkemeler yerindelik denetimi yapamaz.
    • C) Bağlı yetkide idare işlem yapıp yapmama konusunda serbesttir; takdir yetkisinde ise kanun işlem yapılmasını zorunlu kılar.
    • D) Türk idare hukukunda takdir yetkisi yalnızca olağanüstü hâl dönemlerinde kullanılabilir.
    • E) Takdir yetkisinin hukuka aykırı kullanılması ancak açık ve belirgin bir hata hâlinde yargısal denetime konu olabilir; makul takdir alanı yargı dışındadır.

    Bağlı yetkide kanun, belirli koşullar gerçekleştiğinde idarenin ne yapacağını açıkça ve tek bir seçenek olarak belirlemiştir; idare bu durumda herhangi bir seçim hakkına sahip değildir. Takdir yetkisinde ise kanun idarenin hareket alanını çizer ancak bu alan içinde idarenin birden fazla seçeneği bulunmaktadır. Takdir yetkisi kullanılarak tesis edilen işlemler yargı denetimine tamamen kapalı değildir; yetki aşımı, amaç sapması veya açık takdir hatası hâllerinde yargısal denetim mümkündür. Bu nedenle C şıkkı doğrudur.

  25. 25. Bir bakanlık, kendi alanında düzenleyici işlem yapmak amacıyla yönetmelik çıkarmıştır. Bu yönetmeliğin hukuka uygunluğuna ilişkin dava hangi mahkemede açılmalıdır?

    • A) Uyuşmazlık Mahkemesinde, çünkü yönetmeliklerin denetimi adli ve idari yargı arasındaki yetki uyuşmazlığına yol açar.
    • B) Yönetmeliği çıkaran bakanlığın bulunduğu yer idare mahkemesinde.
    • C) Bölge idare mahkemesinde, çünkü yönetmelikler ikincil mevzuat niteliğinde olduğundan bölge mahkemelerinde görülür.
    • D) Danıştay'da, çünkü bakanlıklar tarafından çıkarılan yönetmeliklere karşı açılacak iptal davaları ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay'da görülür.
    • E) Anayasa Mahkemesinde, çünkü yönetmelikler kanun hükmündedir.

    2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca çıkarılan yönetmeliklere karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay'da görülür. Bu kural, yönetmeliklerin genel ve düzenleyici nitelikte olmasından kaynaklanmaktadır. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri de aynı şekilde Danıştay'ın ilk derece yargı yetkisine girer. Doğru yanıt C'dir.