menu
MemurOl
Vatandaşlık Testleri

VATANDASLIK - uluslararasi orgutler (Bölüm 5)

VATANDASLIK - uluslararasi orgutler (Bölüm 5)

Soru 1 / 15

Aşağıdakilerden hangisi, NATO'nun 5. Maddesi kapsamında yürütülen kolektif savunma ilkesini, BM Şartı'nın 51. Maddesi'ndeki meşru müdafaa hakkıyla bağdaştıran temel hukuki gerekçeyi doğru biçimde açıklamaktadır?

Bu testteki tüm sorular ve cevapları (15 soru)
  1. 1. Aşağıdakilerden hangisi, NATO'nun 5. Maddesi kapsamında yürütülen kolektif savunma ilkesini, BM Şartı'nın 51. Maddesi'ndeki meşru müdafaa hakkıyla bağdaştıran temel hukuki gerekçeyi doğru biçimde açıklamaktadır?

    • A) NATO üyesi devletler, BM Şartı'nın 51. Maddesi'nden bağımsız olarak örf ve adet uluslararası hukukuna göre hareket etme hakkına sahiptir.
    • B) BM Şartı'nın 51. Maddesi, bireysel veya kolektif meşru müdafaa hakkını tanıdığından NATO'nun kolektif savunması bu maddeye dayanır; ancak durum Güvenlik Konseyi'ne bildirilmelidir.
    • C) 5. Madde kapsamındaki müdahale ancak Güvenlik Konseyi onayından sonra gerçekleştirilebilir, aksi hâlde BM Şartı ihlal edilmiş sayılır.
    • D) NATO, BM'nin bölgesel alt örgütü sayıldığından, Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın askeri müdahale yapabilir.
    • E) BM Şartı'nın 51. Maddesi yalnızca bireysel meşru müdafaa hakkını tanıdığından, NATO'nun kolektif savunması bu maddenin kapsamı dışında kalır.

    BM Şartı'nın 51. Maddesi hem bireysel hem kolektif meşru müdafaa hakkını açıkça tanımaktadır. NATO'nun 5. Maddesi de üye devletlerden birine yönelik silahlı saldırıyı tümüne yönelik saldırı kabul ederek bu kolektif meşru müdafaa hakkına dayanır. Şart'ın 51. Maddesi, alınan tedbirlerin Güvenlik Konseyi'ne derhal bildirilmesini zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla Güvenlik Konseyi onayı ön koşul değil, bildirim yükümlülüğü söz konusudur.

  2. 2. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bünyesindeki Anlaşmazlık Çözüm Mekanizması ile GATT dönemindeki anlaşmazlık çözüm sistemi karşılaştırıldığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi DTÖ sisteminin GATT'tan yapısal olarak ayrıştığı en belirgin özelliği doğru biçimde tanımlamaktadır?

    • A) DTÖ sistemi, GATT'tan farklı olarak gelişmekte olan ülkelerin panel süreçlerine katılımını yasaklamaktadır.
    • B) DTÖ'de Temyiz Organı aracılığıyla ikinci derece inceleme imkânı getirilmiş ve olumsuz mutabakat (reverse consensus) ilkesiyle panel raporlarının kabulü neredeyse otomatik hâle getirilmiştir.
    • C) DTÖ'de anlaşmazlık çözüm süreci yalnızca mal ticaretini kapsamakta, hizmet ticareti ve fikri mülkiyet anlaşmazlıkları kapsam dışında bırakılmaktadır.
    • D) GATT'ta anlaşmazlıklar bağımsız bir yargı organı tarafından çözümlenirken, DTÖ'de siyasi uzlaşma mekanizmaları ön plana çıkmıştır.
    • E) DTÖ'de panel kararları taraflarca reddedilebilirken, GATT'ta kararlar otomatik olarak bağlayıcıydı.

    GATT döneminde panel raporlarının kabulü pozitif mutabakat (consensus) gerektirdiğinden, davalı taraf engel olabiliyordu. DTÖ ile birlikte olumsuz mutabakat (reverse consensus) ilkesi benimsendi; raporlar, tüm üyeler oy birliğiyle reddetmedikçe otomatik kabul edilir. Ayrıca Temyiz Organı ile ikinci derece inceleme hakkı tanındı. Bu iki değişiklik DTÖ sisteminin GATT'tan en belirgin yapısal ayrımını oluşturur.

  3. 3. Uluslararası Para Fonu (IMF) Stand-By Anlaşması ile Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF) arasındaki temel fark göz önüne alındığında, bir ülkenin yapısal reform gerektiren orta-uzun vadeli ödemeler dengesi sorununu çözmek için hangisini tercih etmesi daha uygundur ve bu tercih hangi gerekçeye dayanır?

    • A) Stand-By Anlaşması, çünkü geri ödeme süresi daha uzundur ve yapısal reformları desteklemek üzere tasarlanmıştır.
    • B) Her iki araç da yapısal reformlar için eşit etkinlikte tasarlanmıştır; tercih tamamen ülkenin döviz rezerv düzeyine göre belirlenir.
    • C) Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF), çünkü yalnızca gelişmiş ülkelere açık olup yapısal reform kapasitesini ölçmek amacıyla kullanılır.
    • D) Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF), çünkü daha uzun program süresi ve geri ödeme vadesiyle yapısal uyum reformlarını desteklemek için tasarlanmıştır.
    • E) Stand-By Anlaşması, çünkü yapısal koşulluluk içermez ve ülkelere daha esnek kullanım imkânı tanır.

    Stand-By Anlaşmaları genellikle 12-24 aylık kısa vadeli, konjonktürel ödemeler dengesi sorunlarına yönelik araçlardır. Genişletilmiş Fon Kolaylığı (EFF) ise 3-4 yıl ve daha uzun geri ödeme vadesiyle orta-uzun vadeli yapısal sorunları hedef alır; yapısal reform koşulluluğu daha kapsamlıdır. Bu nedenle yapısal reform gerektiren kronik ödemeler dengesi sorunlarında EFF daha uygun araçtır.

  4. 4. Aşağıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargı yetkisine ilişkin dört önerme verilmiştir: I. AİHM, bireysel başvuruları doğrudan kabul ederek devletler hakkında karar verebilir. II. AİHM kararları ilgili devlet için hukuki olarak bağlayıcı olup icrasını Bakanlar Komitesi denetler. III. AİHM, iç hukuk yolları tüketilmeden yapılan bireysel başvuruları kabul edilemez ilan eder. IV. AİHM, devletlerin iç hukuklarındaki ilgili mevzuatı doğrudan iptal etme yetkisine sahiptir. Bu önermelerin doğruluk değerleri aşağıdakilerin hangisinde doğru sıralanmıştır?

    • A) I-Yanlış, II-Yanlış, III-Doğru, IV-Yanlış
    • B) I-Yanlış, II-Doğru, III-Yanlış, IV-Doğru
    • C) I-Doğru, II-Yanlış, III-Yanlış, IV-Doğru
    • D) I-Doğru, II-Yanlış, III-Doğru, IV-Doğru
    • E) I-Doğru, II-Doğru, III-Doğru, IV-Yanlış

    I. Doğru: 1998'den itibaren bireysel başvuru zorunlu hâle gelmiştir. II. Doğru: AİHM kararları bağlayıcıdır; icrasını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi izler. III. Doğru: Sözleşme'nin 35. Maddesi iç hukuk yollarının tüketilmesini kabul edilebilirlik ön koşulu olarak belirler. IV. Yanlış: AİHM ulusal mevzuatı iptal edemez; ihlal tespiti ve tazminata hükmedebilir. Ulusal mevzuatı değiştirme yükümlülüğü dolaylı olup devlete bırakılmıştır. Dolayısıyla yalnızca IV yanlıştır.

  5. 5. G20'nin karar alma yapısı ile BM Güvenlik Konseyi'nin karar alma yapısı karşılaştırıldığında, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi her iki mekanizmanın ortak ve ayrışan yönlerini en isabetli biçimde özetlemektedir?

    • A) G20, uluslararası hukuk kişiliğine sahip bir örgüt olduğundan kararları devletleri hukuken bağlar.
    • B) G20 kararları siyasi taahhüt niteliğinde olup hukuki bağlayıcılıktan yoksunken, BM Güvenlik Konseyi'nin 7. Bölüm kapsamındaki kararları hukuki olarak bağlayıcıdır; her iki yapıda da veto benzeri tek taraflı engelleme mekanizmaları bulunmaktadır.
    • C) Her iki yapı da eşit oy hakkına dayalı oyçokluğu sistemiyle çalışır; fark yalnızca gündem belirleme süreçlerinde ortaya çıkar.
    • D) G20'de her üyenin eşit oy hakkı varken, BM Güvenlik Konseyi'nde yalnızca beş daimi üye oy kullanabilmektedir.
    • E) Her ikisi de hukuki bağlayıcı kararlar alabilir; ancak G20 olağanüstü toplantı mekanizmasına sahip değildir.

    G20 resmî bir uluslararası örgüt değil, forumsal bir yapıdır; kararları hukuken bağlayıcı değil, siyasi taahhüt niteliğindedir. BM Güvenlik Konseyi'nin BM Şartı'nın 7. Bölümü kapsamındaki kararları ise hukuki bağlayıcılığa sahiptir. Her iki yapıda da fiilî veto benzeri engelleme mekanizmaları mevcuttur: G20'de mutabakat aranır, BM GK'da 5 daimi üyenin veto hakkı vardır. G20'nin uluslararası hukuk kişiliği bulunmaz.

  6. 6. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Statüsü'ne göre tamamlayıcılık (complementarity) ilkesi bağlamında aşağıdaki senaryolardan hangisinde UCM'nin yargı yetkisini kullanması en güçlü hukuki dayanağa sahiptir?

    • A) Devlet, siyasi hassasiyet gerekçesiyle soruşturma açmamış olmakla birlikte yasama organı bir soruşturma komisyonu kurmuştur.
    • B) Devlet, soruşturmayı yürütmüş ve 5 yıl hapis cezasına hükmetmiştir; ancak UCM savcısı verilen cezayı yetersiz bulmaktadır.
    • C) Şüpheli kendi rızasıyla başka bir devletin yargı yetkisine tabi olmuş ve mahkûm edilmiştir.
    • D) Devlet soruşturma başlatmış ancak uluslararası kamuoyunun baskısıyla süreç dondurulmuş ve şüpheli hiçbir kısıtlama olmaksızın kamu görevine devam etmektedir.
    • E) Devlet soruşturmayı tamamlamış, delilleri incelemiş ve sanığı beraat ettirmiştir; UCM savcısı beraat kararını hatalı bulmaktadır.

    Roma Statüsü'nün 17. Maddesi uyarınca UCM, devletin soruşturmayı gerçek anlamda yürütmeye 'isteksiz veya yetersiz' olduğu durumlarda yetkisini kullanır. B şıkkında devlet soruşturmayı fiilen askıya almış ve şüpheli kısıtlama olmaksızın görevine devam etmektedir; bu durum açık isteksizlik göstergesidir. A ve C şıklarında yargılama tamamlanmıştır (ne bis in idem ilkesi geçerli olabilir). D şıkkında yasama komisyonu cezai yargılama sayılmaz. E şıkkında üçüncü devlet yargılaması gerçekleşmiştir.

  7. 7. ASEAN'ın karar alma süreçlerinde benimsenen 'ASEAN Way' yaklaşımının en belirgin özelliği ve bu yaklaşımın örgütün etkinliğine ilişkin en güçlü eleştirisi aşağıdakilerin hangisinde birlikte ve doğru biçimde verilmiştir?

    • A) Özellik: Rotasyonlu liderlik ve çoğunluk oyu; Eleştiri: Kararların ideolojik ön yargılara dayanması.
    • B) Özellik: Büyük üyelerin veto hakkı; Eleştiri: Küçük devletlerin temsil edilememesi.
    • C) Özellik: Mutabakat ve iç işlere karışmama ilkesi; Eleştiri: Bağlayıcı mekanizmaların yokluğu nedeniyle ciddi bölgesel krizlerde etkin ortak tepki üretilemediği görüşü.
    • D) Özellik: Çoğunluk oyu; Eleştiri: Azınlık üyelerin çıkarlarının göz ardı edilmesi.
    • E) Özellik: Süpranasyonal yetkili bir sekretaryanın kararları; Eleştiri: Üye devlet egemenliğinin aşınması.

    'ASEAN Way', müzakere, mutabakat (consensus) ve iç işlere karışmama (non-interference) ilkelerine dayalı bir karar alma kültürüdür. Bu yaklaşımın temel eleştirisi, üyeler arasında ciddi görüş ayrılıkları olduğunda mutabakat zorunluluğunun etkili ortak kararları engellediği ve örgütün Güney Çin Denizi gibi krizlerde bütünleşik bir tutum sergileyemediğidir. ASEAN süpranasyonal bir yapıya sahip değildir; kararlar bağlayıcı değil tavsiye niteliğindedir.

  8. 8. Aşağıdaki uluslararası antlaşma ve örgütleri eşleştiren ifadelerden hangisi yanlış bilgi içermektedir?

    • A) Montreal Protokolü – Ozon tabakasını incelten maddelerin kullanımını kısıtlamayı amaçlar; BM Çevre Programı çatısı altında izlenir.
    • B) Ramsar Sözleşmesi – Sulak alanların korunmasını düzenler; DTÖ bünyesinde imzalanmış ve Dünya Bankası tarafından finanse edilmektedir.
    • C) CITES – Nesli tehlike altındaki yabani hayvan ve bitki türlerinin uluslararası ticaretini düzenler; üç ekte listeleme sistemi öngörür.
    • D) Paris Anlaşması – Ülkelerin kendi belirledikleri ulusal katkı beyanlarına (NDC) dayanır; bağlayıcı emisyon hedefleri yerine şeffaflık mekanizması ön plandadır.
    • E) Kyoto Protokolü – UNFCCC çerçevesinde bağlayıcı sera gazı azaltım yükümlülükleri; yalnızca Ek-1 ülkelerine uygulanmıştır.

    Ramsar Sözleşmesi (1971) sulak alanların korunmasına ilişkin olup İran'ın Ramsar kentinde imzalanmıştır. DTÖ ile herhangi bir kurumsal bağı yoktur; sekretaryası IUCN (Dünya Doğayı Koruma Birliği) ile iş birliği içindedir ve Dünya Bankası tarafından finanse edildiği iddiası doğru değildir. Diğer tüm şıklardaki bilgiler doğrudur.

  9. 9. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ilişkisi değerlendirildiğinde, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi hukuki ve kurumsal açıdan yanlış bilgi içermektedir?

    • A) Nükleer Silah Devleti olmayan NPT tarafları, nükleer malzemelerini UAEA güvencelerine tabi tutmak zorundadır.
    • B) Hindistan, Pakistan ve İsrail NPT'ye taraf olmadığından UAEA'nın NPT güvenceler sistemi bu devletler için bağlayıcı değildir.
    • C) NPT, nükleer devletleri (P5) silahsızlanma yükümlülüğünden tamamen muaf tutmaktadır; Madde 6'nın bu devletlere uygulanmadığı antlaşmada açıkça ifade edilmiştir.
    • D) UAEA denetimleri NPT'nin doğrulama mekanizmasını oluşturur; taraflar UAEA ile kapsamlı güvenceler anlaşması imzalamak zorundadır.
    • E) UAEA'nın Ek Protokol'ü, standart güvenceler anlaşmalarına kıyasla daha kapsamlı denetim ve bildirim yükümlülükleri getirmektedir.

    NPT'nin 6. Maddesi nükleer silahlı devletleri de nükleer silahsızlanma müzakerelerini iyi niyetle yürütme yükümlülüğü altına almaktadır. Anlaşma bu devletleri Madde 6'dan 'açıkça' muaf tutmamaktadır; aksine uzun vadeli silahsızlanma taahhüdü öngörülmektedir. Bu nedenle B şıkkı yanlış bilgi içermektedir. Diğer şıklardaki bilgiler hukuken doğrudur.

  10. 10. Avrupa Birliği'nin karar alma süreçleri analiz edildiğinde, 'olağan yasama usulü' ile 'özel yasama usulü' arasındaki temel farkı ve Avrupa Parlamentosu'nun her iki usuldeki rolünü en doğru biçimde açıklayan seçenek hangisidir?

    • A) Özel yasama usulü yalnızca dış politika alanlarında uygulanır ve Parlamento bu alanlarda hiçbir yetkiye sahip değildir.
    • B) Olağan yasama usulünde Parlamento Konsey ile eş yasamacı sıfatıyla hareket eder; özel yasama usulünde ise Konsey tek yasamacıdır, Parlamento yalnızca onay veya danışma rolü üstlenir.
    • C) Olağan yasama usulünde Konsey basit çoğunlukla karar alırken, özel yasama usulünde Parlamento nitelikli çoğunluk arar.
    • D) Olağan yasama usulünde Parlamento yalnızca görüş bildirirken, özel yasama usulünde Parlamento Konsey ile eş yasamacı sıfatıyla hareket eder.
    • E) Her iki usulde de Parlamento veto yetkisine sahiptir; fark yalnızca Komisyon'un teklif sunma yönteminde ortaya çıkar.

    AB'nin olağan yasama usulünde (TFEU m.294) Parlamento ve Konsey eş yasamacı olarak birlikte hareket eder; üç okuma aşaması ve uzlaşma komitesi mekanizması içerir. Özel yasama usulünde ise kural olarak Konsey tek yasamacıdır; Parlamento'nun rolü alana göre ya 'onay' (consent) ya da 'danışma' (consultation) ile sınırlıdır. Bu durum özellikle vergi, bütçe ve bazı AB vatandaşlığı konularında geçerlidir.

  11. 11. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ/WHO) uluslararası halk sağlığı krizlerinde kullandığı 'Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu' (PHEIC) ilanının hukuki sonuçları değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

    • A) Uluslararası Sağlık Tüzüğü'ne (IHR 2005) taraf devletlerin hastalık gözetimi ve bildirim yükümlülükleri bulunmakta olup bu yükümlülükler PHEIC ilanından bağımsız olarak geçerliliğini korumaktadır.
    • B) PHEIC ilanı, diğer devletlerin ilgili ülkeye ticaret ve seyahat kısıtlaması uygulamasını otomatik olarak meşrulaştırır ve uluslararası hukuk açısından bağlayıcı zorunlu tedbir alma yükümlülüğü doğurur.
    • C) PHEIC ilanı, Genel Direktör'ün Uluslararası Sağlık Tüzüğü çerçevesinde bağımsız uzman komitesi (IHR Acil Komitesi) önerisine dayalı olarak yapabileceği bir karardır.
    • D) PHEIC, yalnızca olağandışı bir olay için ve hastalığın uluslararası yayılma riski taşıması ile uluslararası koordineli müdahale gerektirmesi koşullarının birlikte bulunması hâlinde ilan edilebilir.
    • E) PHEIC ilanına ilişkin öneriler bağlayıcı değil, tavsiye niteliğinde olup Genel Direktör teknik önerileri kamuoyuyla paylaşabilir.

    PHEIC ilanı diğer devletlere otomatik bağlayıcı tedbir alma zorunluluğu doğurmaz; IHR 2005 çerçevesinde verilen geçici tavsiyeler hukuki bağlayıcılıktan yoksundur. Ayrıca PHEIC, ticaret ve seyahat kısıtlamalarını otomatik meşrulaştırmaz; aksine IHR, gereksiz kısıtlamalardan kaçınılmasını tavsiye eder. B şıkkı bu nedenle yanlıştır. Diğer şıklardaki bilgiler IHR 2005 hükümlerine uygundur.

  12. 12. Aşağıdaki uluslararası örgütlerin oy hakkı ve karar alma yapılarına ilişkin eşleştirmelerden hangisi yanlış bilgi içermektedir?

    • A) Dünya Bankası (IBRD) – IMF'ye paralel biçimde ağırlıklı oy sistemi; hissedar devletlerin sermaye katkılarına göre oy dağılımı belirlenir.
    • B) IMF – Ülkelerin kota paylarıyla orantılı ağırlıklı oy sistemi; büyük ekonomilerin orantısız biçimde fazla oy hakkı.
    • C) BM Genel Kurulu – Her üye devletin eşit bir oy hakkına sahip olduğu 'bir devlet, bir oy' ilkesi; kararlar tavsiye niteliğindedir.
    • D) BM Güvenlik Konseyi – Tüm 15 üyenin eşit oy hakkına sahip olduğu sistem; usul kararları dışında veto mekanizması tüm üyeler için geçerlidir.
    • E) DTÖ – Pratikte mutabakat esasına dayanır; ancak oy kullanmaya başvurulduğunda her üye devletin eşit oy hakkı vardır.

    BM Güvenlik Konseyi'nde veto hakkı yalnızca beş daimi üyeye (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) tanınmıştır; geçici üyeler veto hakkına sahip değildir. E şıkkındaki 'veto mekanizması tüm üyeler için geçerlidir' ifadesi bu nedenle yanlıştır. Esasa ilişkin kararlarda 9 olumlu oy ve beş daimi üyenin karşı oy kullanmaması gerekmektedir. Diğer şıklardaki bilgiler doğrudur.

  13. 13. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (1948), Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi (MSHS, 1966) ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ESKHS, 1966) bir arada değerlendirildiğinde, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi her üç belge açısından da doğrudur?

    • A) Her üçü de imzacı devletler için hukuken bağlayıcı nitelikte olup ihlaller durumunda bireysel şikâyet mekanizması öngörür.
    • B) Evrensel Beyanname, MSHS ve ESKHS ile birlikte 'Uluslararası İnsan Hakları Şartı'nı oluşturur; bu şart uluslararası teamül hukukunun bir parçası değildir.
    • C) ESKHS, haklarını derhal uygulanabilir (immediately applicable) kılarken, MSHS hakları kademeli gerçekleşme (progressive realization) ilkesine bırakmıştır.
    • D) Her üç belge de devletlerin iç hukuk düzenlemelerini otomatik olarak geçersiz kılma gücüne sahiptir.
    • E) Evrensel Beyanname bir BM Genel Kurul kararı olup başlangıçta hukuki bağlayıcılıktan yoksundur; MSHS ve ESKHS ise bağlayıcı antlaşmalardır. Bireysel şikâyet mekanizması MSHS için ihtiyari protokolle mümkünken, ESKHS için bu mekanizma 2008 tarihli ihtiyari protokole kadar fiilen işlememiştir.

    Evrensel Beyanname (UDHR) bir BM Genel Kurul kararıdır ve kabul edildiğinde hukuken bağlayıcı değildi; ancak zamanla örf ve adet uluslararası hukukunun parçası olduğu kabul görmüştür. MSHS ve ESKHS antlaşma niteliğinde bağlayıcıdır. Bireysel şikâyet MSHS için 1. İhtiyari Protokol ile mümkün olmuştur. ESKHS için benzer mekanizma 2008 İhtiyari Protokolü ile oluşturulmuş olup bu protokol 2013'te yürürlüğe girmiştir. A şıkkındaki 'her üçü bağlayıcı ve bireysel şikâyet öngörür' ifadesi yanlış; C, D ve E şıklarında da çeşitli hatalar mevcuttur.

  14. 14. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) kuruluş amacı, üyelik yapısı ve NATO ile karşılaştırmalı konumu bakımından aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi en isabetli analizi sunmaktadır?

    • A) ŞİÖ, NATO'ya paralel askeri ittifak olup kolektif savunma maddesi içerir; üyeler birbirine karşı savaş açmama taahhüdü vermiştir.
    • B) ŞİÖ, terörle mücadele, ayrılıkçılık ve aşırıcılığa karşı bölgesel güvenlik iş birliğini önceliklendiren bir örgüttür; NATO gibi 5. Madde eşdeğeri kolektif savunma yükümlülüğü öngörmez ve ekonomik iş birliği ile siyasi koordinasyonu da kapsayan çok boyutlu bir yapıya sahiptir.
    • C) ŞİÖ, Çin ve Rusya'nın ABD'ye karşı oluşturdukları resmi bir askeri savunma örgütüdür; tüm üyeler eşit oy hakkına sahip olup kararlar bağlayıcıdır.
    • D) ŞİÖ üyeleri arasında Hindistan ve Pakistan da bulunmakta olup bu iki devlet örgütün kolektif savunma mekanizmasını birbirine karşı işletmiştir.
    • E) ŞİÖ yalnızca ekonomik entegrasyon amacıyla kurulmuştur; güvenlik boyutu sonradan ve üye devletlerin talebi dışında eklenmiştir.

    ŞİÖ 2001'de kurulmuş olup üç kötülük (terör, ayrılıkçılık, aşırıcılık) olarak tanımlanan tehditlere karşı bölgesel güvenlik iş birliğini ön plana çıkarır. NATO'nun 5. Maddesi'ne eşdeğer kolektif savunma yükümlülüğü içermez. Ekonomik iş birliği, kültürel boyut ve siyasi koordinasyon da örgütün faaliyet alanındadır. Hindistan ve Pakistan 2017'de tam üye olmuştur; ancak örgüt kolektif savunma mekanizması işletilmemiştir. E şıkkındaki iddia fiilen gerçekleşmemiş ve hukuken öngörülmemiş bir durumu tanımlamaktadır.

  15. 15. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 'İnsancıl Müdahale' ve 'Koruma Sorumluluğu' (R2P) doktrini ilişkilendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi R2P'nin üç sütunlu yapısını ve Güvenlik Konseyi'nin bu çerçevedeki yetkisini en doğru biçimde tanımlamaktadır?

    • A) R2P'nin birinci sütunu devletin kendi vatandaşlarını koruma sorumluluğunu, ikinci sütun uluslararası toplumun kapasite desteğini, üçüncü sütun ise devletin bu sorumluluğu yerine getirememesi veya getirmek istememesi durumunda Güvenlik Konseyi kararıyla zorlayıcı tedbirler dahil uluslararası müdahaleyi kapsar.
    • B) R2P doktrininde üçüncü sütun yalnızca ekonomik yaptırımları kapsar; askeri güç kullanımı R2P çerçevesinin dışındadır.
    • C) R2P, 1990'larda Uluslararası Adalet Divanı içtihadıyla oluşturulmuş bağlayıcı bir uluslararası hukuk normudur; ihlali hâlinde otomatik yaptırım uygulanır.
    • D) Güvenlik Konseyi R2P kapsamındaki müdahalelerde oybirliği aramaksızın Genel Kurul desteğiyle hareket edebilir; veto hakkı bu alanda askıya alınmıştır.
    • E) R2P'nin üçüncü sütunu BM Genel Kurulu kararıyla uygulamaya konulabilir; Güvenlik Konseyi'nin onayı zorunlu değildir.

    R2P, 2005 BM Dünya Zirvesi Sonuç Belgesi'nde kabul edilmiştir. Birinci sütun: Devletin kendi nüfusunu soykırım, savaş suçları, etnik temizlik ve insanlığa karşı suçlardan koruma birincil sorumluluğu. İkinci sütun: Uluslararası toplumun devleti bu sorumluluğu yerine getirmesi için desteklemesi. Üçüncü sütun: Devletin yetersiz kalması durumunda BM Güvenlik Konseyi'nin 7. Bölüm kapsamında zorlayıcı önlemler dahil kolektif müdahale yetkisi. Veto hakkı askıya alınmamıştır; R2P teamül hukukundan değil, siyasi taahhütten kaynaklanır.