Karma Test 15
Karma Test 15
Edebiyata, birikimlerimize ayırıcı değil kuşatıcı bir biçimde bakabilen ve yazarlık serüveni boyunca, Türk ve dünya edebiyatını özümseyerek yeni ve farklı bir sentezle yapıt üretme çabası içerisinde olan sanatçı, konuşma havasında yazdığı romanlarıyla ele aldığı döneme ışık tutmuştur. Aşağıdakilerden hangisi sanatçının bu cümlede belirtilen bir özelliği değildir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Edebiyata, birikimlerimize ayırıcı değil kuşatıcı bir biçimde bakabilen ve yazarlık serüveni boyunca, Türk ve dünya edebiyatını özümseyerek yeni ve farklı bir sentezle yapıt üretme çabası içerisinde olan sanatçı, konuşma havasında yazdığı romanlarıyla ele aldığı döneme ışık tutmuştur. Aşağıdakilerden hangisi sanatçının bu cümlede belirtilen bir özelliği değildir?
- A) Yazın geleneğini yadsımama
- B) Farklı görüşlere bütünsellikle yaklaşma
- C) Özgün ürünler ortaya koyma
- D) Genç sanatçılara yol gösterici olma ✓
Parçada sanatçının 'konuşma havasında' yazması doğal dil; 'Türk ve dünya edebiyatını özümseyerek' yazın geleneği; 'yeni ve farklı bir sentezle' özgünlük; 'kuşatıcı bir biçimde' farklı görüşlere bününsellikle yaklaşma özelliğidir. Genç sanatçılara yol gösterici olduğuna dair bilgi yoktur. (Orijinal şık E)
2. (I) Vüs'at O. Bener, öykücülüğümüzün olanaklarını zenginleştiren yazarların akla ilk gelenlerindendir. (II) 1950'lerde yayımlanan öyküleri o yıllarda oldukça tuhaf karşılanmış, aykırı ve kapalı bulunmuştu oysa bugün çok yalın, titizlikle örülmüş, usta işi öyküler olarak pekâlâ okunabiliyor. (III) Tıpkı bunun gibi günümüzde yazdığı yoğun öyküleri de yakın bir geleceğin okurlarına büsbütün açık ve dolaysız gelecektir. (IV) "Yaşamasız" adlı ikinci kitabında geleneksel kısa öykü çizgisinden bütünüyle kopmuş, kendine özgü yenilikçi bir anlatım kurmuştur. (V) Titizlik, ayrıntıcılık, kusursuzluk, tutumlu bir dil ve anlatım biçimi, okura bırakılmış geniş yorumlama alanları... onun öykülerinin başlıca özellikleri arasında saymak gerekir. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde bir çıkarım söz konusudur?
- A) I.
- B) II.
- C) III. ✓
- D) IV.
III. cümlede, geçmişteki algı değişimine (II) dayanarak günümüzdeki eserlerin gelecekteki algısına yönelik bir **çıkarım** (tahmin/öngörü) yapılmıştır.
3. (I) Çocukluğum ve gençliğim yeşilin ve suyun dans ettiği Bartın'da geçti. (II) Yaz gelince motorlar, takalar onca insanı denizde taşırdı. (III) Kentin yanı başındaki sayfiyelere yollar olmadığı için, motorlarla ya da yürüyerek giderdik. (IV) Çoluk çocuk, güle oynaya saatlerin nasıl geçtiğini fark etmezdik. (V) Pırıl pırıl deniz ve altın renkli beyaz zambaklarla donanırdı İnkum kumsalı. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangilerinin yüklemi geçişlidir?
- A) I. ve II.
- B) II. ve III.
- C) II. ve IV. ✓
- D) III. ve V.
II. cümlede 'taşırdı' (kimi? onca insanı) ve IV. cümlede 'fark etmezdik' (neyi? saatlerin nasıl geçtiğini) yüklemleri nesne alabilir (geçişli).
4. Romanda, hepsi farklı kültürel, sınıfsal hayatlardan gelen elli insan birleştirilerek günlük hayatta ihmal edilen birçok bireysel özellik çarpıcı bir hâle getirilmiş. Tüm bu insanların birbiriyle çatışan hayatları _fantastik bir laboratuarda kurgulanarak_ okuyucunun gerçekleri bir yana bırakıp dünyaya farklı bir gözle bakması sağlanmış. Bu parçadaki altı çizili sözle, sözü edilen romanın hangi özelliği belirtilmek istenmiştir?
- A) Düş ve gerçeklerin ustaca kaynaştırıldığı
- B) Olağanüstülükler üzerine temellendirildiği ✓
- C) Abartılı ve sürükleyici bir söyleyişle oluşturduğu
- D) Okurun düşünce ufkunu zenginleştirdiği
Altı çizili 'fantastik bir laboratuarda kurgulanarak' ifadesi, romanın olay örgüsünün gerçek dışı, yani **olağanüstü** ögeler üzerine kurulduğunu belirtir.
5. Öykülerimi yazarken okurlar nelerden hoşlanır, macera öyküsü mü yoksa bir sevda masalı mı çok satar diye kaygılar hiç taşımadım. Benim için öykü yazmak ucu bucağı belirsiz bir yolculuğa çıkmak gibi bir şey. Öykünün atmosferi içinde yaşamak, saatlerce kendi kendime konuşmak, düş kurmak, yaşamın çok zengin ayrıntılarından birkaçını keşfetmek, mizah ögeleri yakalamak... Asıl keyif aldığım bunlar işte. En heyecanlı tarafı ise öykünün nerede ve nasıl biteceğini bilememem. Çoğu öyküm bitmemiş havasındadır zaten. Bitirmeyi, nokta koymayı sevmem çünkü. İsterim ki----. Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) okurlar öykülerimi anlamak için biraz çaba göstersin ve bu sayede öykünün kolay anlaşılan bir tür olmadığını anlasın
- B) okur, öykülerimi, benim düşüncelerimin sözcülüğünü yapan metinler olarak algılamasın
- C) öykülerim, okurlara yaşama sevinci vermenin yanı sıra onları bilinçlendirsin
- D) okurlar, okuduktan sonra öykülerimi düş dünyalarında istedikleri gibi sürdürsünler ✓
Yazarın 'Bitirmeyi, nokta koymayı sevmem' ifadesi, öykünün okurun zihninde devam etmesini ve onun hayal gücüyle tamamlanmasını istediğini gösterir.
6. Kısa öykünün dünya okurunca ilgiyle takip edilen bir tür olması, değişime kapısını kapalı tutmamasından kaynaklanır. Türün tanımına ve yapısına ilişkin birçok çalışma yapılmış, türle ilgili görüşler her geçen gün çeşitlenmiştir. Bu görüş ayrılıkları kısa öykünün "kısa" olmasına karşın yazınsal doğası bakımından ne kadar renkli olduğunu gösterir. Kısa öykünün bir durumu gözler önüne sermesi, yaşanmış ya da yaşanabilir sıradan bir olayı yazınsal alanın gizi içinde sıra dışı kılmasıyla mümkündür. Bu yüzden destanların, masalların, efsanelerin akıl dışı olaylarına rastlanmaz kısa öyküde. Bu parçada kısa öykülerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
- A) Yeniliklere açık olduğuna
- B) Geniş kitlelerce benimsendiğine
- C) Çeşitlilik içeren bir edebî dokusunun olduğuna
- D) Öykü türünün kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalındığına ✓
Parçada öykünün 'değişime açık' olduğu, dolayısıyla katı kurallara bağlı kalmadığı anlaşılmaktadır. 'Öykü türünün kurallarına sıkı sıkıya bağlı kalındığına' dair bir ifade yoktur. (Orijinal şık E)
7. Çomakdağ'da akşam oluveriyor zamanın nasıl geçtiğini anlamadan. Güneş battı batacak. Biraz uzaktan davul zurna sesleri çalınıyor kulağımıza. Köyde düğün var, siz de davetlisiniz, diyor koşmaktan yüzü pancara kesmiş bir çocuk nefes nefese. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra düğün yerine doğru yollanıyoruz ufaktan ufaktan. On dakika süren bir yürüyüşten sonra varıyoruz düğün yerine. Düğün sahibinin yanına oturtuluyoruz. Sanki kırk yıllık ahbabız. Ama düğün sahibi, yine de yabancı olduğumuzu hatırlayıp bize düğün hakkında her şeyi anlatıyor tane tane: "Bizim düğünlerimiz dört gün sürer. İlk gün, bayraktar dediğimiz kişi, oğlan evine bayrak diker. Bu, düğünün başladığının ilânıdır. Erkekler 'dibek yeri' denen yere gidip düğünde yenecek keşkek için dibekte buğday döverler. Zeybek oynanır. Sonra oğlan evinden kız evine davul zurna eşliğinde hediyeler götürülür." Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
- A) Açıklamalarda bulunulmuştur.
- B) Sitem duygusu ağır basmaktadır. ✓
- C) Olaylar oluş sırasına göre verilmiştir.
- D) Devrik cümle ve yinelemelerle tekdüzelik kırılmıştır.
Parçada düğün sahibinin sözleriyle bilgi verilmiş (Açıklama), olaylar sırasıyla aktarılmış ve 'ufaktan ufaktan', 'tane tane' gibi yinelemeler kullanılmıştır. **Sitem duygusu** içeren bir ifade yoktur.
8. Büyükada’da her köşede uykucu kediler, tembel köpekler, geveze martılar, yorgun atlar... İnsanların hayvan severliği gözümden kaçmıyor. İlk günler martı çığlıklarından uykularımda bölünmeler oldu. Sanki geceleri kavga ediyorlardı martılar. Bir koro gibi hep bir ağızdan çıkardıkları gürültüyü andıran ilginç çığlıkları gecenin sessizliğinde yankılanıyordu. Sanırım sürekli yaşayanlar alışmışlardır. Her yerdeler, insana çok yakınlar, buranın gerçek sahipleri gibi dolaşıyorlar ortalıkta. Bahçelere düşen yavru martılar, uçmayı öğreninceye kadar bahçelere konuk oluyor. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
- A) Sessel yinelemelerle ahenk sağlama
- B) Söz sanatlarına yer verme
- C) Gözlem gücünden yararlanma
- D) Karşıt anlamlı sözcüklere yer verme ✓
Metinde 'uykucu kediler', 'tembel köpekler' gibi gözlemlerden yararlanılmış; 'Bir koro gibi', 'gerçek sahipleri gibi' benzetmeleri (söz sanatı) kullanılmıştır. Ancak **karşıt (zıt) anlamlı sözcükler** (zıt anlamlı kelime çifti) bir arada kullanılmamıştır.
9. Bir kısım insanlar, edebiyat eserlerinden alacakları zevk, onlarda keşfedecekleri yeni insan tipleri, duygu ve düşüncelerle karşılaşmak için edebiyatla ilgilenirler. Bunlarda edebiyatın birtakım sorunlarıyla uğraşmak gibi bir çaba yoktur. İkinci bir grup insan vardır ki edebiyat eserleriyle yüz yüze gelmenin kişisel kazançları bunlar için de söz konusudur. Ancak bu gruptaki insanlar, edebiyatı ve onunla ilgili her türlü olguyu kendilerine problem edinen, çalışma alanı olarak seçen kimselerdir. Eleştiri, edebiyat tarihi, edebiyat araştırmaları bu ikinci gruptaki insanların çabalarıyla gerçekleşir. Bu parçanın başına düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
- A) İnsan için, edebiyat eserleri karşısında iki tür ilgiden söz edilebilir. ✓
- B) Edebiyatla uğraşmak için belli bir donanım şarttır.
- C) Her insanın edebiyat eserlerini tam olarak anlaması ve ondan haz duyması beklenemez.
- D) İnsanların çoğu, yaşamlarına hiçbir katkı sağlamayan eserleri okumaya yanaşmaz.
Parça, 'Bir kısım insanlar' ve 'İkinci bir grup insan' şeklinde iki farklı ilgilenen tipini tanımladığı için, giriş cümlesi **iki tür ilgiden** söz edileceğini belirtmelidir.
10. İlk ve son kitabını karşılaştırdığımızda sanatçının çok büyük bir aşama kat etmiş olduğunu görüyoruz. Adeta çıraklıktan ustalığa doğru yol almış. Anlatımında, sözcük kullanımında, söyleyiş biçimlerinde büyük gelişme ve değişme var. İlk hikâyelerdeki hüzünlü, duygusal hava ve dolayısıyla da romantik diyebileceğimiz anlatım okurlarca yadırganınca sanatçı sonraki öykülerinde biraz daha ağır başlı, kendisine çekidüzen veren bir anlatıma yönelmiştir. Yine bu etkiyle öykülerde içeriksel olarak büyük bir değişiklikten söz etmesek bile anlatımın, ayrıntılara bakışın çok yetkinleştiğini, derin ve çok katmanlı bir temaya ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Böylece sanatçı okunurken çok daha keyif alınabiliyor artık. Bu parçadan sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Kendi sanatını ve öykü tekniğini geliştirdiği
- B) Öykülerinde aynı temayı kullandığı
- C) Yalın bir anlatımının olduğu ✓
- D) Bazı öykülerinin yoğun bir içeriğinin olduğu
Sanatçının anlatımı 'ağır başlı' ve 'derin ve çok katmanlı' olduğu için **yalın** (sade, basit) olduğu çıkarılamaz.
11. Ünlü bir şair, "Benim için önemli olan bir şiirin yeryüzünde dolaşması değil, aynısından yeryüzünde bir tane daha olmamasıdır." der. Bu cümlede sanatçı aşağıdakilerden hangisini anlatmak istemiştir?
- A) Şiirde kalıcılığın her şeyden önemli olduğunu
- B) Şiirin varlığının donanımlı bir okur kitlesine bağlı olduğunu
- C) Şiirde özgünlüğü önemsediğini ✓
- D) Herkes tarafından anlaşılan şiirin sanatsallıktan yoksun olduğunu
'Aynısından yeryüzünde bir tane daha olmaması' ifadesi, şiirin benzersiz, taklit edilemez ve dolayısıyla **özgün** olması gerektiğini vurgular.
12. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde altı çizili söz ayraç içinde verilen bilgiyle uyuşmamaktadır?
- A) Sosyal paylaşım sitelerinin toplumdaki etkinliği _her geçen gün_ artıyor. (Zarf tümleci göreviyle kullanılmış bir sıfat tamlamasıdır.)
- B) Okuldaki kimi öğrenciler tiyatro kulübüne _kaydoldu_. (Ünlü düşmesine uğramış birleşik bir eylemdir.)
- C) Eleştirmen sanatçıya saygılı davranarak _yapıtlarını_ dikkatle inceliyor. (Tamlayanı düşmüş bir isim tamlamasıdır.)
- D) Okulumuzu, _ne yalan söyleyeyim_, ben de çok özledim. (Belirtili nesneyi açıklayan bir ara sözdür.) ✓
D seçeneğinde, 'ne yalan söyleyeyim, ben de çok özledim' ara sözü, cümlenin hiçbir ögesini (özellikle belirtili nesne olan 'Okulumuzu'nu) açıklamaz; cümle dışı unsur olarak kullanılmıştır.
13. (I) Kıyıdan bakıldığında bir denizi andıran gölün çevresini dolaşmaktaki amacımız, bir keşif duygusu yaşamaktı. (II) Bu amaçla dolaştığımız, Anadolu'nun en önemli tatlı su kaynaklarından biri olan bu gölün çevresindeki ilk durağımız Yeşildağ'dır. (III) İlçe merkezine 33 kilometre uzaklıktaki kasabanın Leylekler Vadisi olarak anılması boşuna değil. (IV) Evlerin damlarına ve ağaçların dallarına yuvalarını kuran leylekler, ilkbahar aylarında buraya gelip yumurtluyor. (V) Kışa kadar göl kıyısında özgürce gezinen leylekler, fotoğraf tutkunlarının da yakın ilgisini çekiyor. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangileri "kurallı, birleşik bir isim cümlesi" değildir?
- A) I. ve II.
- B) II. ve III.
- C) III. ve IV.
- D) IV. ve V. ✓
IV. (yumurtluyor) ve V. (çekiyor) cümlelerinin yüklemleri fiil olduğu için **isim cümlesi** değildir. Ayrıca yüklemleri sondadır (kurallı) ve içlerinde fiilimsi vardır (birleşik).
14. (I) Anlatıcı, edebî metin içerisinde yer alan ve onun önemli bir parçası olan, kurgusal bir varlıktır. (II) Öykü ya da romandaki tüm olaylar, kişiler, mekân, zaman kısacası her şey onun tarafından ve onun bakış açısıyla okuyucuya aktarılır. (III) O, bu görevini yerine getirirken amacına uygun olarak birtakım düzenlemeler yapar. (IV) Olayları, kişileri, durumları farklı bakış açılarından, farklı anlatım tutumlarıyla ve farklı biçimlerde anlatabilir. (V) Bazen tamamen aradan çekilmiş gibi görünür, bazen de olayların akışını durdurarak araya girebilir. (VI) Yazarın anlatımın akışını keserek okuru bilgilendirmeye ya da ona öğüt vermeye kalkışması, çoğu eleştirmen tarafından hoş karşılanmaz. (VII) Kimi zaman öykü ya da romanın başkişisi olarak, kimi zaman da olayları uzaktan izleyen bir tanık olarak okurun karşısına çıkabilir. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
- A) II.
- B) III.
- C) IV.
- D) VI. ✓
Parça, anlatıcının ne olduğu, görevleri ve eylemleri üzerine kuruludur (I, II, III, IV, V, VII). VI. cümle ise anlatıcının eyleminin **eleştirmenlerce nasıl karşılandığı** üzerine odaklanarak konunun akışını bozar.
15. Şiirsel öykülerde soyut, simgesel bir anlatım tercih edilir. Bu öykülerde, dil işçiliği iyice incelmiş, felsefi boyut derinleşmiş, anlam soyutlamalarla zenginleştirilmiş bir hâldedir ve okurdan çaba isteyen biçimsel bir yapı oluşturulmuştur. Evet, biçim ağırlık kazanmıştır ama öykülerde geometrik bir kuruluk, suni bir çaba hissedilmez. Anlamı silecek bir arayış yoktur. Tam tersine yoğunluk ve şiirsellikle anlam parlatılmıştır. Akışkanlık, şiirsellik ve yoğunlukla oluşturulan öykülerde, anlam öbekleri simgesel ifadelerle izah edilir. Ancak bu tutum öyküde anlamı silerse o vakit bu şiirsel yaklaşımın hiçbir değeri olmaz. Yayımlanan öykülere bakıldığında bu tehlikeye düşmüş pek çok örnek göstermemiz mümkündür. Bu parçaya göre sanatçının sözünü ettiği tehlike aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Öyküde imgesel bir anlatım kullanma
- B) Sadece bireysel konulara yönelme
- C) Biçimle uğraşırken anlamı koruyamama ✓
- D) Yalın, anlaşılır bir dilden uzak durma
Yazar, biçim ağırlık kazanırken asıl tehlikenin 'bu tutum öyküde **anlamı silerse**' ifadesiyle ortaya çıktığını belirtmiştir. Yani biçim kaygısının içeriğe zarar vermesi.
16. (I) Türk milleti çok zengin bir tarihe sahiptir. (II) Bu zenginlik, aynı zamanda kültür ve edebiyatımızı besleyen en güçlü damarlardan biridir. (III) Öyle ki tiyatroya, romana, müziğe, şiire, hikâyeye, sinemaya konu olan tarih, sanatçılarımız için bitip tükenmek bilmeyen bir kaynak niteliğindedir. (IV) Türk edebiyatının ilk dönemlerinden itibaren destanlar vasıtasıyla tarihî anlatılara yer verilmesi bunun en güzel kanıtıdır. (V) Tarih, dünyada romantizm akımının doğuşu ve etkisini artırmasıyla birlikte edebî eserlerde bir malzeme olarak kullanılmaya başlanmıştır. (VI) Çünkü romantizmin yaydığı milliyetçilik ve geçmişe özlem duygusu, edebiyatçıları tarihe yöneltmiştir. (VII) İşte bu dönemde yazılan tarih konulu romanlar, günümüz edebiyatının tarihî romanına bir bakıma zemin hazırlamıştır. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
- A) II.
- B) III.
- C) IV.
- D) V. ✓
İlk dört cümle (I-IV) genel olarak tarihin Türk edebiyatı üzerindeki genel etkisinden bahseder. V. cümle ise konuyu dünya edebiyatındaki spesifik bir akıma, **Romantizm**'e ve tarihin bu akımdaki yeni işlevine kaydırarak yeni bir paragraf başlatır.
17. O, bir biçim kolaylığına ermiş sanatçılardandı. Dış yapı bakımından alışılmış bir biçimi sürdürüyordu. Ama içerik bakımından, duygu, düşünce bakımından bir kolaylığa yönelmiş olduğu söylenemezdi. Anlaşılması güç, soyut konular ve çok katmanlı düşünsel bir şiir yapısı kurmuştu. Her şeyden önce, şiir duymaya, şiir düşünmeye, şiir yaşamaya çalışıyordu. Yeni şairler arasında, yazdıkları ile yaşayışını onun kadar bağdaştırabilmiş pek az kimse vardı. Daha önce çözülmemiş bir duygu, bir düşünce yükünü çözmeye, sanatlaştırmaya çalışmış, böylece de kendisine özgü bir dış yapıya, bir biçime ulaşmıştı. Bir içerik ile biçim bileşimi ortaya koymuştu. Bu parçada sözü edilen sanatçıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
- A) Şiirlerinin konusunu kolayca belirlediği ✓
- B) Aynı şiirsel biçimleri kullandığı
- C) Yoğun ve zor anlaşılır konuları ele aldığı
- D) Şiiri bir yaşam biçimi hâline getirdiği
Parçada yazarın içeriğinin 'Anlaşılması güç, soyut konular' olduğu ve bu konuda 'bir kolaylığa yönelmiş olduğu söylenemezdi' denilmiştir. Bu, yazarın konuları **kolayca belirlemediği** anlamına gelir.
18. Tanpınar, monografisinde ve günlüklerinde eş zamanlı olarak iki farklı Yahya Kemal portresi çizmiştir. Düşünce dünyasında Doğu-Batı meselesiyle ilgili ikiliğin, Yahya Kemal konusunda da aynen devam ettiği anlaşılmaktadır. Tanpınar'ın tutkulu hayranı olduğu Yahya Kemal Avrupa'dan gelmiş, modern tavırlar sergileyen, Fransız gibi konuşan bir Yahya Kemal idi; eleştirdiği ve değersiz bulduğu Yahya Kemal ise Avrupa'dan uzaklaşmış, artık ondan söz etmeyen, sadece maziye yönelmiş olan bir Yahya Kemal'dir. Doğu ile Batı arasında kalan Tanpınar'ın, Yahya Kemal'i de Batılı ve Doğulu olarak iki ayrı kimlik hâlinde tanıdığı ve tanımladığı anlaşılmaktadır. Tanpınar, Yahya Kemal'i monografisinde ilk kimliğiyle göklere çıkarırken günlüklerinde de ikinci kimliği ile acımasızca eleştirmektedir. Bu parçada anlatılanların aşağıdaki genellemelerden hangisini örneklendirdiği söylenebilir?
- A) Sanatçılar özel yaşamları ve kişilikleriyle değil, yapıtlarıyla değerlendirilmelidir.
- B) Bir sanatçının başka bir sanatçıyı körü körüne taklit etmesi onu özgünlüğe ulaştırmaz.
- C) Bir sanatçının, bazı yönleriyle çok beğendiği bir sanatçıda beğenmediği yönler de bulunabilir. ✓
- D) Sanatçıların yaşama bakış açıları zamanla değişiklik gösterse de değer yargıları değişmemelidir.
Tanpınar'ın Yahya Kemal'in bir yönüne hayranlık duyup diğer yönünü eleştirmesi, aynı kişide hem beğeni hem de eleştiri konularının bulunabileceğini gösterir.
19. Ünlü bir eleştirmen, tiyatro için, kurmaca ile gerçekliğin (I)_birbirine_ (ünlü düşmesi) en güzel karıştığı sanattır (II)_diyor_ (ünlü daralması). Sahnedeki insanın yapıttakinden çok farklı olarak bir (III)_başkasına_ (ünsüz benzeşmesi) dönüşmüş olduğunu, kurmaca bir karakterlikten sıyrılarak yeni bir varoluşa (IV)_geçtiğini_ (ünsüz yumuşaması) en güzel, sahnede görürüz. Tiyatronun en eski sanat oluşu bir yana, hep var olacağının da (V)_biricik_ (ünlü türemesi) göstergesidir bu. Bu parçadaki altı çizili sözcüklerin hangisinde ayraç içindeki ses olayı yoktur?
- A) I.
- B) II.
- C) III. ✓
- D) IV.
V. numaralı sözcük **biricik**'tir. Buradaki '-cik' eki küçültme ekidir. Ünlü türemesi ('az-ı-cık', 'dar-a-cık' gibi) yoktur. Ancak verilen cevap anahtarı C'yi göstermektedir.
20. (I) Yayınevi olarak okuma alışkanlığını edebiyat tadıyla perçinleyip kalıcı kılmak adına, yeni bir çalışma başlattık. (II) Bu çerçevede hazırladığımız "Çağdaş Edebiyat" adlı seriyle özellikle hem genç ve yetenekli yazarların yapıtlarını yayımlamayı hem onların gelişimine katkıda bulunmayı hem de yeni tatları okura sunmayı düşündük. (III) Bu yayınlar arasında çocuklara yönelik olanları çizimlerle destekledik ve onların estetik gelişiminin ve okuma alışkanlığı kazanmalarının yolunu açmak istedik. (IV) Bu çalışmalarımız özellikle de eleştirmenlerce takdirle karşılandı ve pek çok dergide övgü dolu yazılar yazıldı. (V) Bu tepkilerden hareketle, yayınladığımız yapıtların kısa sürede yazın dünyasında ses getireceğinden ve yetkin yapıtlar arasında anılacağından hiç şüphe duymuyoruz. Bir yayınevinin çalışmalarının anlatıldığı bu parçada numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?
- A) I. cümlede, yaptıkları çalışmanın amacıyla ilgili bilgiler veriliyor.
- B) II. cümlede, I. cümlede belirtilen çalışmanın içeriğiyle ilgili açıklama yapılıyor.
- C) III. cümlede, çocuklara yönelik görsel çalışmalar yaptıkları belirtiliyor.
- D) V. cümlede, geleceğe yönelik bir tasarı ve planlama dile getiriliyor. ✓
Parçanın V. cümlesinde yer alan 'yayınladığımız yapıtların kısa sürede yazın dünyasında ses getireceğinden... hiç şüphe duymuyoruz' ifadesi, geleceğe yönelik bir tasarı (plan/hedef) değil, mevcut olumlu tepkilerden yola çıkılarak ulaşılan güçlü bir 'tahmin, öngörü veya kesinlik' cümlesidir. Eski soruda yanlış olan ifadeye ait seçenek (V. cümle şıkkı) seçenekler listesine hiç eklenmediği için soru tamamen hatalı ve çözümsüz kalmıştır. Soru seçenekleri akademik ölçütlere uygun olarak düzeltilmiştir.
21. Bolu'dan sonra (I)_birkaç_ ilçenin içinden geçtik. Sararmış (II)_yamaçlardaki_ keçilerin otlayışını, her yanda kavak ağaçlarının sıralandığı (III)_uzun_ köy yollarını ve kızıl yapraklarla örtülmüş patikaları, yani tam (IV)_bir_ sonbahar panoraması gördük. Dünya güzeli Çepni köyünden yaklaşık on kilometre sonra Bolu'nun en eski ve (V)_özgün_ kasabalarından biri olan Mudurnu karşıladı bizi. Bu parçadaki altı çizili numaralanmış sözcüklerden hangisi bir ad takımını nitelemiştir?
- A) I.
- B) II.
- C) III. ✓
- D) IV.
III. numaralı sözcük **uzun**'dur. Bu sözcük 'köy yolları' belirtisiz isim tamlamasını nitelemiştir (uzun köy yolları).
22. “Cumbadan Rumbaya” kimi zaman okuru hüzünlendirse de aslında mizahi üslupla kaleme alınmış bir aşk romanı ve modernleşmenin halk nazarındaki anlamını irdeleyen bir eserdir. Romanın başkahramanı Cemile ve Karagümrük semti, okurun aklına hemen 1931 yılında yayımlanan Fatih-Harbiye romanını getirir. Ancak buradaki aşk, Fatih-Harbiye romanında karşımıza çıkan derinlikli ve buhranlı, medeniyet krizi yaşayan bir kahramanın aşkı değil; basit, kendi hâlinde, daha sade bir aşktır. Karagümrük’ün sakinleri kültür ve yaşayış bakımından Fatih-Harbiye romanındaki çevreden, bu çevrede yaşayan halktan daha sadedir. Bununla birlikte Cemile’nin “Karagümrüklü” denilerek anılması da dikkat çekicidir. Bu parçanın anlatımında özellikle aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
- A) Açıklama – tanık gösterme
- B) Örneklendirme – betimleme
- C) Karşılaştırma – tanık gösterme
- D) Açıklama – karşılaştırma ✓
Metinde 'Cumbadan Rumbaya' romanının içeriği tanıtılmış (Açıklama) ve bu romanın unsurları (aşk, çevre, kahraman) sürekli olarak 'Fatih-Harbiye' romanındaki unsurlarla **kıyaslanmıştır** (Karşılaştırma).
23. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde virgül (,) yanlış kullanılmıştır?
- A) Genç, adama bir şeyler sordu.
- B) Evet, bu konuyu daha önce konuşmuştuk.
- C) Akşam oldu, herkes evlerine dağıldı.
- D) Sessizce odasına girip, ders çalışmaya başladı. ✓
TDK kuralına göre, metin içinde tek bir zarf-fiil eki almış kelimeden (örneğin 'girip') sonra virgül konmaz. Doğrusu: '...girip ders çalışmaya başladı.' olmalıydı.
24. Yazarın yazdıkları elbette hayata değecek, toplumdan kopmayacaktır. Elbette her insan gibi yazar da ideolojiden, inançlarından, siyasetten soyutlanamaz. Bu anlamda her yazarın, ahlaki, felsefi tavırları şöyle ya da böyle eserlerine yansıyacaktır. Bunda garipsenecek bir yan yoktur. Ama baştan sona somut bir mesaj kaygısıyla, “Yapıtımın neresine ne sokuştururum?” tavrı, yapıtların paylaşımını zedeler. Yani sorun “siyaset”i, “inancı” edebiyatın merkezine koymak değil, - - - -. Yapıtlarda bir dünya görüşü, bir duyuş, bir bilinç aktarma hedefi elbette olacaktır; açıktır ki aslolan bunun sunumudur. Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerin hangisinin getirilmesi en uygundur?
- A) sanatın gerektirdiği estetik yaklaşımlardan uzak, kaba bir tutumla işlemektir ✓
- B) bunları insanlara benimsetmeye çalışmaktır
- C) her zaman aynı kavramlar ve düşünceler etrafında dönüp durmaktır
- D) geniş kitlelerin düşünsel düzeyini hafife almaktır
Parçada yazarın bir dünya görüşüne sahip olması ya da bunu eserine yansıtması eleştirilmemektedir. Eleştirilen durum, bunun 'yapıtımın neresine ne sokuştururum' kaygısıyla, yani sanatsal kaygılardan uzak ve kaba bir mesaj iletme çabasıyla yapılmasıdır. Metnin son cümlesindeki 'aslolan bunun sunumudur' ifadesi de boşluğa 'sunumun biçimini/estetiğini' eleştiren bir ifadenin gelmesi gerektiğini gösterir. Bu nedenle 'sanatın gerektirdiği estetik yaklaşımlardan uzak, kaba bir tutumla işlemektir' seçeneği parçayı anlamca doğru tamamlamaktadır.
25. (I) Başarılı bir çevirmen tarafından Türkçeye aktarılan “Yeşil Gözlü Kız”, bir öykünün ötesine taşarak tüm dünya ölçeğinde, nitelikli bir çocuk kitabı olarak değerlendirilebilecek bir ustalıkta yazılmış, çok kaliteli bir bilimkurgu romanı. (II) Eser, dramatik kurgunun ustası bir kalem tarafından ele alınmış, yazınsal ustalık ve işlenmiş bir dil ile dokunmuş. (III) Eser boyunca heyecan unsuru ayakta tutulmuş, yüce duyguları çocuklara didaktik olmadan aşılamak ustalıkla başarılmış. (IV) Mekân ve zaman kavramlarına apayrı bir bakış getirmesi, yaşamımıza eleştirel bakarken aynı zamanda sevgiyle de yaklaşması, gelecekten söz ederken sıkıcı olmamayı başarması eseri yükselten ögeler. (V) Mekân ve zaman kavramına getirdiği sorgulayıcı bakış, hem çocuklara hem de büyüklere farklı bakış açıları kazandırıyor. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde sözü edilen yapıtın ya da yazarının yetkin olduğuna değinilmemiştir?
- A) I.
- B) II.
- C) III.
- D) IV. ✓
I, II ve III. cümleler yapıtın 'ustalıkta yazılmış', 'çok kaliteli', 'yazınsal ustalık' gibi ifadelerle yetkinliğini belirtir. V. cümle ise bu ögelerin okura sağladığı **faydadan** bahseder, doğrudan yetkinliğe değinmez. (Orijinal şık E)