GUNCEL - turkiye guncel (Bölüm 4)
GUNCEL - turkiye guncel (Bölüm 4)
Türkiye'nin 2023 yılı nüfus verilerine göre demografik geçiş sürecindeki konumu değerlendirildiğinde, aşağıdaki tespitlerden hangisi hem iç göç dinamikleri hem de yaşlanan nüfus baskısı açısından politika üretimi için en kritik veriyi içermektedir?
Bu testteki tüm sorular ve cevapları (25 soru)
1. Türkiye'nin 2023 yılı nüfus verilerine göre demografik geçiş sürecindeki konumu değerlendirildiğinde, aşağıdaki tespitlerden hangisi hem iç göç dinamikleri hem de yaşlanan nüfus baskısı açısından politika üretimi için en kritik veriyi içermektedir?
- A) Ortanca yaşın 33,5 olması ve hızla artmakta olması ✓
- B) Toplam doğurganlık hızının 2,1 eşiğinin üzerinde seyretmesi
- C) Kırsal-kentsel nüfus oranının %8-%92 düzeyine ulaşması
- D) Genç bağımlılık oranının yaşlı bağımlılık oranından hâlâ yüksek olması
- E) İstanbul'un nüfusunun 16 milyonu geçmiş olması
Demografik geçiş açısından en kritik politika göstergesi ortanca yaştır. Türkiye'de ortanca yaşın 33,5 civarında olması ve hızla yükselmesi; yakın vadede sosyal güvenlik sistemleri üzerinde artan baskı, emeklilik reformu gerekliliği ve aktif nüfusun görece daralması anlamına gelmektedir. Bu eğilim, hem kısa vadeli iç göç politikaları hem de uzun vadeli demografik planlama açısından birincil referans noktası olmaktadır.
2. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile yürüttüğü Gümrük Birliği modernizasyon müzakerelerinin önündeki yapısal engel, aşağıdakilerden hangisiyle en kapsamlı biçimde açıklanabilir?
- A) Türkiye'nin ortak dış tarifeden muaf tutulmak istemesi
- B) AB'nin Türkiye ile ticaret dengesinin sürekli Türkiye lehine seyretmesi
- C) Gümrük Birliği'nin yalnızca sanayi mallarını kapsaması ve bu durumun Türkiye'nin çıkarına olması
- D) Türkiye'nin AB üyesi olmayan ülkelerle bağımsız serbest ticaret anlaşmaları yapamamasından kaynaklanan asimetrik yük ✓
- E) Türkiye'nin standartlar uyumunda yeterli kapasiteye sahip olmaması
Mevcut Gümrük Birliği'nin yapısal asimetrisi şöyle işlemektedir: Türkiye, AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının tarife indirimlerini uygulamak zorunda kalırken bu müzakerelerde taraf değildir. Yani AB, bir ülkeyle STA imzaladığında o ülke, AB mallarına gümrük indirimi tanımakta; Türkiye de bu ülkenin mallarına kapılarını açmak durumunda kalmakta, ancak karşılık olarak o ülkenin Türk mallarına indirim tanıması sağlanamamaktadır. Bu asimetrik yük, modernizasyon müzakerelerinin temel tartışma eksenini oluşturmaktadır.
3. 2023 yılında Türkiye'de gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde ikinci tura taşınan cumhurbaşkanlığı yarışının seçim sistemi açısından en doğru analizi aşağıdakilerden hangisidir?
- A) İki turlu sistem, seçmenlerin ilk turda stratejik oy kullanmasını tamamen engellemiştir.
- B) Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçiminin iki tura taşınması, Anayasa'nın öngördüğü olağandışı bir duruma işaret etmektedir.
- C) İki turlu sistem, azınlıkta kalan seçmen kitlesini sonuçtan tamamen dışlar.
- D) İkinci tura kalma koşulu olan %50+1 barajı, çok partili sistemlerde koalisyon müzakerelerini birinci turdan ikinci tura taşıma işlevi görmektedir. ✓
- E) Milletvekili seçimlerindeki %7 barajının kaldırılması, ikinci turun oluşmasını doğrudan engellemiştir.
İki turlu cumhurbaşkanlığı sistemi; çok adaylı yarışlarda seçmenlerin birinci turda tercih ettikleri adayı desteklerken ikinci turda koşullu tercihlerini yeniden düzenlemelerine imkân tanır. Bu mekanizma, seçim öncesi koalisyon kurmanın yerine geçer: birinci turda aday kaldırmak isteyen partiler, ikinci turda daha güçlü adaya destek vererek etkilerini pazarlık aracına dönüştürmektedir. 2023 seçimlerinde bu dinamik açıkça gözlemlenmiştir.
4. Türkiye'nin 2023'ten itibaren hayata geçirdiği 'Mavi Vatan' doktrinine dayalı Doğu Akdeniz politikasının uluslararası hukuk açısından tartışmalı yönü, aşağıdakilerden hangisinde en doğru biçimde özetlenmiştir?
- A) Türkiye'nin Yunanistan ile imzaladığı ikili denizcilik anlaşmasından tek taraflı çekilmesi
- B) Türkiye'nin uluslararası tahkime başvurarak hak iddialarını meşrulaştırmaya çalışması
- C) Mavi Vatan doktrininin yalnızca Karadeniz'deki Türk egemenlik haklarını kapsıyor olması
- D) Türkiye'nin UNCLOS'a taraf olduğu hâlde bu sözleşmeye aykırı tutum sergilemesi
- E) Türkiye'nin UNCLOS'a taraf olmaksızın adaların münhasır ekonomik bölge oluşturduğu görüşünü reddetmesi ve kıta sahanlığı hakkını ön plana çıkarması ✓
Türkiye, UNCLOS'u (BM Deniz Hukuku Sözleşmesi) imzalamamış olup bu sözleşmenin adaların tam münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı hakkı doğurduğu kuralını kabul etmemektedir. Mavi Vatan doktrini çerçevesinde Türkiye, Yunan adalarının Türkiye'nin kıta sahanlığı sınırlamasını daraltamayacağını savunmakta; kendi kıta sahanlığı hesaplamalarını örf ve adet uluslararası hukukuna dayandırmaktadır. Bu yaklaşım, UNCLOS rejimini benimseyen Yunanistan, Kıbrıs ve AB ile köklü bir hukuki çelişki yaratmaktadır.
5. Türkiye'nin 2024 yılı bütçe açığının GSYH'ye oranındaki artışını, 6 Şubat 2023 depremlerinin etkileri ile normalleştirmek isteyen bir analist, aşağıdaki metodolojik sorunların hangisiyle en sık karşılaşır?
- A) Depremin olduğu yıl GSYH büyümesinin negatife dönmesi nedeniyle oran hesaplamasının anlamsızlaşması
- B) IMF'nin bütçe açığı hesaplama metodolojisinin deprem gibi doğal afetleri dışladığı için güvenilir veriye ulaşılamaması
- C) Türkiye'nin depremi GSYH hesaplamalarına yansıtmaması nedeniyle tüm ekonomik göstergelerin yanıltıcı olması
- D) Deprem kaynaklı yeniden yapım harcamalarının hem kamu hem özel sektör dengelerini eş anlı etkilemesi ve bunların birbirinden ayrıştırılmasının güçlüğü ✓
- E) Olağanüstü harcamaların dönemler arası dağıtılmasında kullanılan aktüeryal varsayımların siyasi yanlılık taşıması
Deprem sonrası bütçe etkisini normalleştirmenin önündeki en büyük analitik güçlük, yeniden yapım harcamalarının hem merkezi bütçe hem yerel yönetimler hem de özel sektör üzerinde eş anlı etkiler yaratmasıdır. Kamu-özel ortaklıkları, sigorta tazminatları, bağış akışları ve vergi teşvikleri gibi mekanizmalar bu etkileri birbirine karıştırdığından, 'saf' kamu maliyesi etkisini izole etmek metodolojik olarak son derece güçleşmektedir.
6. Türkiye'nin Suriyeli mülteci politikasında 2023 sonrasında belirginleşen 'gönüllü geri dönüş' vurgusunun ekonomi-politik analizi yapıldığında, aşağıdaki hangi değişken bu politika değişimini en bütünlüklü açıklar?
- A) Suriye'de siyasi istikrarın yeniden sağlanmış olması
- B) Suriyelilerin Türk vatandaşlığına başvurularının önünün yasal olarak kapatılmış olması
- C) Seçmen tercihlerinin mülteci varlığına yönelik artan olumsuzluğu ile ekonomik baskının iç siyasi dinamiklere yansıması ✓
- D) AB'nin Türkiye'ye yönelik mülteci yardımlarını durdurmuş olması
- E) Türkiye'nin BMMYK ile varolan mülteci finansmanı anlaşmazlığı
2023 seçimlerinde mülteci meselesi başlıca seçim konularından biri haline gelmiş; muhalefet partileri geri dönüş vaatlerini seçim platformlarının merkezine yerleştirmiştir. İktidar partisinin 'gönüllü geri dönüş' söylemine ağırlık vermesi, hem yüksek enflasyon ortamında Suriyelilerin ekonomik rekabetçi olarak algılanması hem de seçmen tabanındaki mülteci yorgunluğunu yönetme kaygısıyla doğrudan ilişkilidir. Böylece dış politika ve insani gerekçeler, seçim döngüsünün gölgesinde kalmaktadır.
7. Türkiye'de 2023 yılında hayata geçirilen Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) reformları değerlendirildiğinde, 'otomatik katılım' uygulamasının uzun vadeli sürdürülebilirliğine ilişkin en güçlü yapısal risk aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Sistemin yalnızca kayıtlı istihdamı kapsaması ve kayıt dışı çalışanların dışarıda kalmasının demografik baskıyı daha da artırması ✓
- B) Kamu emeklilik sistemiyle çakışan hak sahipliği kuralları nedeniyle ikili sigorta güvencesi sorunları yaşanması
- C) Sistemden çıkış oranlarının yüksek seyretmesi nedeniyle fon birikiminin hedeflerin altında kalması
- D) Fon yönetim şirketlerinin konsolidasyonu nedeniyle rekabetin azalması ve getiri oranlarının düşmesi
- E) Devlet katkısının bütçe üzerinde yarattığı sürdürülemez yük
Türkiye'de kayıt dışı istihdam oranının %30'un üzerinde seyretmesi, BES'in otomatik katılım mekanizmasının en temel yapısal açığını oluşturmaktadır. Sistem yalnızca kayıtlı çalışanları kapsadığından, en fazla sosyal güvenlik açığı taşıyan kesimler birikimsiz yaşlılık dönemine girmektedir. Bu durum, zaten baskı altındaki kamu emeklilik sistemi üzerindeki yükü sürdürülemez biçimde artırmakta; demografik değişimle birleştiğinde yapısal bir sürdürülebilirlik krizi riski doğurmaktadır.
8. Türkiye'nin 2023 yılında açıklanan 'Türkiye Yüzyılı' vizyonunun bilim-teknoloji bileşeni değerlendirildiğinde, Ar-Ge harcamalarının GSYH'ye oranının OECD ortalamasının hâlâ gerisinde kalmasının temel yapısal sebebi olarak aşağıdakilerden hangisi en kapsamlı açıklamayı sunar?
- A) Patent başvurularındaki artışın üniversite kaynaklı Ar-Ge'yi aşmış olması
- B) Özel sektörün Ar-Ge harcamalarındaki payının ve teknoloji-yoğun sektörlerde faaliyet gösteren firmaların oranının düşük olması ✓
- C) Devletin Ar-Ge'yi savunma sanayiine yönlendirmesinin sivil sektör inovasyonunu engellemiş olması
- D) Beyin göçünün Türkiye'deki tüm Ar-Ge kapasitesini tahrip etmiş olması
- E) Türkiye'de yükseköğretim kurumlarının sayısının yetersiz olması
OECD verilerine göre gelişmiş ekonomilerde toplam Ar-Ge harcamalarının %60-70'ini özel sektör üstlenmektedir. Türkiye'deki temel sorun; katma değeri yüksek, teknoloji-yoğun sektörlerde (biyoteknoloji, ileri malzeme bilimi, yazılım vb.) faaliyet gösteren firmaların toplam üretim içindeki payının düşük kalmasıdır. Buna karşın devlet Ar-Ge teşviklerindeki artış, nicel göstergeleri iyileştirmiş; ancak özel sektör işletme Ar-Ge harcamaları, OECD normlarına oranla sınırlı kalmaya devam etmektedir.
9. Türkiye'nin 2023 yılında G20 dönem başkanlığını devralan ülkelerle yürüttüğü koordinasyon sürecinde gündeme gelen 'küresel minimum kurumlar vergisi' (Pillar II) meselesinde Türkiye'nin tutumu, aşağıdakilerden hangisiyle en doğru biçimde değerlendirilebilir?
- A) Türkiye, Pillar II'yi uygulamaya koymuş ve ulusal tamamlayıcı vergiyi 2024'te yürürlüğe sokmuştur.
- B) Türkiye, düzenlemeden çıkarılmak için AB ile özel bir istisna protokolü müzakere etmiştir.
- C) Türkiye, serbest ticaret bölgelerindeki muafiyetlerin korunması kaydıyla genel çerçeveyi destekler konuma gelmiştir. ✓
- D) Türkiye, küresel minimum vergiye kesinlikle karşı çıkarak OECD çerçevesini reddetmiştir.
- E) Türkiye, küresel minimum vergi oranının %15'ten %20'ye yükseltilmesini savunmuştur.
Türkiye, özellikle organize sanayi bölgeleri ve teknoloji geliştirme bölgelerine tanınan vergi teşviklerinin küresel minimum vergi düzenlemesinden nasıl etkileneceği konusunda ihtiyatlı bir tutum sergilemiştir. Genel çerçeveyi prensipte desteklemekle birlikte Türkiye, iç yatırım teşvik araçlarına zarar vermeyecek biçimde muafiyet ve geçiş düzenlemelerinin korunmasını önceliklendirmiştir. Bu tutum, düzenlemenin teknik detaylarına ilişkin AB ve OECD ile süregelen teknik müzakerelere yansımaktadır.
10. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin Türkiye'nin bölgesel kalkınma politikasına etkisi analiz edildiğinde, afet sonrası yeniden yapılanmanın uzun vadeli kalkınma eşitsizliklerine katkısına ilişkin en isabetli öngörü hangisidir?
- A) Nüfus göçü tersine döneceğinden deprem bölgesi orta vadede demografik avantaj elde edecektir.
- B) Deprem bölgesi, devlet müdahalesi olmaksızın piyasa mekanizması aracılığıyla kendi kendine toparlanacaktır.
- C) Kamu yatırımlarının deprem bölgesine yoğunlaşması, Türkiye'nin diğer geri kalmış bölgelerindeki kalkınma açığını daha da derinleştirebilir. ✓
- D) Afet bölgelerine yönelik kalkınma yatırımları, tarihsel olarak bölgeler arası eşitsizliği azaltmaktadır.
- E) Yeniden yapım sürecinde ölçek ekonomileri devreye gireceğinden etkilenen iller, Türkiye ortalamasının üzerinde bir büyüme ivmesi kazanacaktır.
Afet ekonomisi literatürü, yeniden yapım süreçlerinde kamu kaynaklarının belirli bölgelere yoğunlaşmasının 'fırsat maliyeti' aracılığıyla diğer bölgelerdeki yatırımları dışladığını ortaya koymaktadır. Türkiye'de Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu gibi halihazırda göç veren ve kalkınmada öncelikli sayılan bölgeler, kaynakların deprem bölgesine yönelmesiyle görece dezavantajlı konuma düşebilir. Üstelik geçici 'inşaat patlaması', nitelikli işgücü çekmeksizin sürdürülebilir ekonomik dönüşümü garanti etmemektedir.
11. Türkiye'nin 2023 yılında açıkladığı 'Yeşil Mutabakat Eylem Planı' kapsamında 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için benimsenen temel strateji aşağıdakilerden hangisinde doğru olarak eşleştirilmiştir?
- A) Karbon fiyatlandırma mekanizması – AB Emisyon Ticaret Sistemi'ne 2025'te tam entegrasyon
- B) Nükleer enerji kapasitesini artırma – Akkuyu NGS'nin 6 reaktöre çıkarılması
- C) Hidrojen ekonomisi – 2030'a kadar toplam elektrik üretiminin %40'ını yeşil hidrojenden karşılama
- D) Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji – fosil yakıt sübvansiyonlarının kademeli azaltılması ✓
- E) Yenilenebilir enerji önceliği – 2035'e kadar kömür santrallerinin tamamen kapatılması
Türkiye'nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı; enerji verimliliğini artırmayı, yenilenebilir enerji kapasitesini genişletmeyi ve fosil yakıt sübvansiyonlarını kademeli olarak azaltmayı temel eksenler olarak belirlemiştir. Kömür santrallerinin 2035'te tamamen kapatılması henüz resmî taahhüt değil, AB'nin talep ettiği bir hedef niteliğindedir. Yeşil hidrojen %40 hedefi ve AB ETS'ye 2025 entegrasyonu ise güncel politika belgelerinde yer almayan abartılı ifadelerdir.
12. Türkiye'nin 2022'de onayladığı Paris İklim Anlaşması çerçevesinde sunduğu Ulusal Katkı Beyanı (NDC) incelendiğinde, aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi analitik açıdan doğrudur?
- A) NDC, enerji sektörünü kapsam dışı bırakarak yalnızca sanayi ve ulaşım sektörlerini hedeflemiştir.
- B) Türkiye, 2053 sıfır emisyon hedefini resmî olarak NDC metnine işlemiş ve BM'ye bildirmiştir.
- C) Türkiye, AB üyelik süreci nedeniyle NDC'sini AB'nin kolektif NDC'sine bağlamış ve bireysel hedeften vazgeçmiştir.
- D) Türkiye, mutlak emisyon azaltımı taahhüt etmiş; 2030'da 2012 seviyesine göre %30 azaltım öngörülmüştür.
- E) Türkiye, gelişmekte olan ülke statüsünü koruyarak koşulsuz azaltım yerine koşullu azaltım taahhüdü vermiş; bu durum iç kaynaklarla değil dış finansmanla hedefe ulaşmayı öne çıkarmaktadır. ✓
Türkiye, NDC'sinde %41 oranında emisyon azaltımını öngörmüş ancak bu taahhüdü koşullu olarak sunmuştur; yani hedefe ulaşmak uluslararası iklim finansmanı, teknoloji transferi ve kapasite artırımına bağlıdır. Türkiye'nin Ek-1 dışı statüsünü koruma çabası ve bu çerçevede mutlak değil yoğunluk bazlı taahhüt eğilimi NDC'nin belirleyici özelliğidir. 2053 hedefi siyasi bir beyan olup resmî NDC metnine tam olarak entegre edilmemiştir.
13. Türkiye'nin Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri ile IMF'nin Türkiye'ye yönelik Madde IV Değerlendirmeleri karşılaştırıldığında, kronik olarak öne çıkan temel yapısal sorun aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Kamu borç stokunun AB Maastricht kriterlerini aşarak sürdürülemez hale gelmesi
- B) Nüfus artış hızının ekonomik büyüme hızını aşarak işsizlik baskısı yaratması
- C) Cari açığın yapısal niteliği; enerji ve ara malı ithalatına bağımlılığın ihracat büyümesini gölgelemesi ✓
- D) Tarım sektörünün GSYİH içindeki payının hızla düşmesi ve gıda güvensizliği riski
- E) Bankacılık sektörünün takipteki kredi oranının %25'i geçmesi ve sistemik risk oluşturması
Türkiye'nin cari açığı, enerji ithalatı ve yüksek ara malı bağımlılığı nedeniyle yapısal bir sorun olarak değerlendirilmektedir. IMF Madde IV değerlendirmeleri bu yapısal kırılganlığı defalarca vurgulamıştır. Kamu borç stoku GSYİH'nin yaklaşık %35-40'ı düzeyinde olup Maastricht eşiğinin altındadır. Takipteki kredi oranı %25 iddiası gerçek verileri yansıtmamaktadır.
14. Türkiye'de 2023 seçimlerinin ardından uygulanan 'ortodoks' para politikasına geçiş süreciyle eş zamanlı olarak gözlemlenen aşağıdaki makroekonomik gelişmelerden hangisi, bu politika değişikliğinin doğrudan ve beklenen bir sonucu değildir?
- A) Portföy yatırımları kanalıyla kısa vadeli sermaye girişinin hızlanması
- B) Yüksek reel faiz ortamında yurt içi talebin kontrol altına alınmasıyla cari açığın daralması
- C) Enflasyonla mücadelede güvenilirlik kazanımının döviz kurunu istikrara kavuşturması
- D) Reel sektörün kredi maliyetlerinin düşmesi nedeniyle yatırım harcamalarının artması ✓
- E) Politika faizinin hızla artırılmasıyla TL'nin kısa vadeli değer kaybı baskısının yavaşlaması
Ortodoks para politikasına geçiş; yüksek faiz, düşük enflasyon, döviz istikrarı ve sermaye girişi gibi beklentileri beraberinde getirir. Ancak politika faizinin artırılması kredi maliyetlerini yükseltir; bu da reel sektörün kredi erişimini zorlaştırır ve yatırım harcamalarını düşürür. Yatırımların artması değil azalması beklenir. Dolayısıyla D şıkkı ortodoks politikanın doğrudan beklenen sonucu değil, aksine çelişen bir çıktıdır.
15. Türkiye'nin Suriyeli mültecilere yönelik 'Gönüllü Geri Dönüş' politikası ile AB-Türkiye Mutabakatı (2016) hükümleri arasındaki temel gerilim noktası aşağıdakilerden hangisidir?
- A) Türkiye, mutabakat kapsamında aldığı 6 milyar Euro'nun tamamını mülteci altyapısına harcamak zorunda olduğunu reddederek sosyal hizmetlere aktarmıştır.
- B) Mutabakat, yalnızca Suriyeli değil tüm düzensiz göçmenleri kapsamakta olup Türkiye bu kapsamı dar yorumlamaktadır.
- C) Mutabakat Yunanistan'dan Türkiye'ye iade edilen her Suriyeli için AB'nin Türkiye'den yasal yollarla bir Suriyeli kabul etmesini öngörmekte; ancak bu mekanizma tam işletilememektedir. ✓
- D) Mutabakat, Türkiye'nin Suriyelileri Suriye'ye iade etmesini öngörürken Türkiye bunu reddetmektedir.
- E) AB, mutabakat çerçevesinde Türkiye'ye vize serbestisi tanımış; bu durum iç siyasi gerginliğe yol açmıştır.
2016 AB-Türkiye Mutabakatı'nın özünde '1'e 1 mekanizması' yer almaktadır: Yunan adalarına ulaşan her düzensiz göçmenin Türkiye'ye iade edilmesi karşılığında AB, Türkiye'deki mülteci kamplarından yasal yollarla bir Suriyeli kabul edecektir. Bu mekanizma, AB'nin yeniden yerleştirme kotalarını doldurmaması ve Türkiye'nin iade süreçlerine itirazları nedeniyle tam işletilememiştir. Vize serbestisi ise mutabakata bağlı bir vaat olmakla birlikte henüz hayata geçirilmemiştir.
16. Türkiye'nin F-16 modernizasyon talebi ile İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyelik sürecinin birbiriyle ilişkilendirilmesi, aşağıdaki dış politika analizi çerçevelerinden hangisiyle en doğru biçimde açıklanabilir?
- A) Caydırıcılık Teorisi – Türkiye'nin nükleer şemsiye kapsamını genişletme çabası
- B) Bağlantı Siyaseti (Linkage Politics) – birbiriyle doğrudan ilişkisi olmayan meselelerin müzakere kozu olarak birleştirilmesi ✓
- C) Hegemonik İstikrar Teorisi – ABD'nin NATO içindeki belirleyici rolüne itiraz
- D) Demokratik Barış Teorisi – demokratik ülkeler arasında çatışmanın önlenmesi ilkesi
- E) Liberal Kurumsalcılık – ortak kurumsal çıkarların işbirliğini zorunlu kıldığı tezi
Türkiye, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliğine onay vermek ile ABD'den F-16 modernizasyon paketi almak arasında bir bağlantı kurmuş; bu iki konu birbiriyle doğrudan ilgili olmamasına karşın müzakere masasında ilişkilendirilmiştir. Bu, uluslararası ilişkilerde 'linkage politics' (bağlantı siyaseti) olarak tanımlanır. Türkiye bu stratejiyle hem NATO içindeki ağırlığını artırmış hem de askeri modernizasyon taleplerini öne çıkarmıştır.
17. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) 2021-2023 döneminde yüksek enflasyona rağmen faiz indirmesinin teorik gerekçesi olarak dönemin yönetimi tarafından öne sürülen argüman ile buna getirilen akademik eleştiri aşağıdakilerden hangisinde doğru eşleştirilmiştir?
- A) Gerekçe: Negatif reel faiz tasarrufu teşvik eder → Eleştiri: Tersine tasarruf-tüketim dengesi bozulur
- B) Gerekçe: Düşük faiz dolarizasyonu önler → Eleştiri: Kur riskinden korunmak için dövize talep artar
- C) Gerekçe: TL'nin değer kaybı ihracatı artırır → Eleştiri: J-eğrisi etkisi kısa vadede cari açığı genişletir
- D) Gerekçe: Yüksek faiz enflasyona yol açar → Eleştiri: Fisher etkisi ve para miktarı teorisiyle çelişmektedir ✓
- E) Gerekçe: Düşük faiz yatırımı artırır → Eleştiri: Üretim kapasitesi açığı olmadığında talep enflasyonu şiddetlenir
Dönemin TCMB yönetimi, 'yüksek faiz enflasyona neden olur' tezini savunmuş; bu heterodoks görüş ana akım iktisat teorisiyle (Fisher etkisi, para miktarı teorisi, Taylor Kuralı) çelişmektedir. Faiz artışının enflasyonu dizginlediği, düşük faizin ise para arzını genişleterek enflasyonu beslediği ortodoks görüştür. Bu polemiğin analiz edilmesi KPSS'nin üst düzey ekonomi sorularında kritik öneme sahiptir.
18. 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrasında hazırlanan kentsel dönüşüm mevzuatında yapılan değişiklikler incelendiğinde, aşağıdaki tespitlerden hangisi hukuki ve idari açıdan analitik olarak doğrudur?
- A) Kentsel dönüşüm süreçlerinde rıza aranan malik oranı %67'den %51'e indirilmiş; bu durum mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamalar bağlamında tartışmalara neden olmuştur. ✓
- B) Afet bölgelerindeki parsellerde imar artışına izin verilmemiş; mevcut emsal değerleri korunmuştur.
- C) 7269 sayılı Kanun tamamen yürürlükten kaldırılarak yerine 2023 tarihli yeni bir afet çerçeve kanunu getirilmiştir.
- D) Deprem sigortası (DASK) zorunluluğu afet bölgeleri dışındaki yapılarda kaldırılmıştır.
- E) Afet bölgelerinde kamulaştırma yetkisi tamamen AFAD'a devredilmiş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkisizleştirilmiştir.
2023 depremleri sonrası yapılan yasal düzenlemeler kapsamında kentsel dönüşüm projelerinde gerekli malik onayı oranı %67'den %51'e indirilmiştir. Bu düzenleme, azınlıkta kalan maliklerin mülkiyet haklarının kısıtlanması açısından Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında tartışmalara yol açmıştır. Diğer şıklarda yer alan iddialar mevcut yasal çerçevede karşılık bulmamaktadır.
19. Türkiye'nin 'Mavi Vatan' doktrini ile Yunanistan ve Kıbrıs'ın örtüşen deniz yetki alanı talepleri arasındaki hukuki temel uyuşmazlık aşağıdakilerden hangisinde en kapsamlı biçimde ifade edilmiştir?
- A) Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü, yalnızca petrol ve doğal gaz arama haklarını etkilemekte; balıkçılık ve ticaret hakları üzerinde hukuki etkisi bulunmamaktadır.
- B) Türkiye UNCLOS'u imzalamamış olup kıta sahanlığı sınırlandırmasında adaların tam deniz yetki alanı oluşturmaması gerektiğini savunmakta; bu görüş Yunanistan ve Kıbrıs'ın UNCLOS'a dayanan EEZ taleplerini doğrudan zedelemektedir. ✓
- C) Türkiye, Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) tek taraflı dava açarak Yunanistan'ın EEZ taleplerini hukuken geçersiz ilan ettirmeye çalışmaktadır.
- D) Türkiye UNCLOS'a taraf olduğu halde iç sular sınırını geniş yorumlamakta, Yunanistan ise dar yorumu savunmaktadır.
- E) Uyuşmazlığın özü, Ege'deki hava sahasının 10 deniz miline mi yoksa karasularıyla orantılı mı belirleneceğidir.
Türkiye, UNCLOS'u (BM Deniz Hukuku Sözleşmesi) imzalamadığı için bu sözleşmeyle bağlı değildir. Türkiye'nin temel itirazı, küçük adaların çevrelerinde tam Münhasır Ekonomik Bölge (EEZ) oluşturmaması gerektiği yönündedir. Yunanistan ve Kıbrıs ise UNCLOS çerçevesinde adaların tam EEZ hakkı doğurduğunu savunmaktadır. Bu çelişki, Doğu Akdeniz enerji arama krizinin hukuki özünü oluşturmaktadır.
20. Türkiye'de 2023 anayasa değişikliği tartışmaları bağlamında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin (CHS) klasik başkanlık sistemlerinden ayrıştığı en kritik kurumsal fark aşağıdakilerden hangisidir?
- A) CHS, federal sistem anlayışına dayandığından yerel yönetimlere tanınan özerlik doğrudan Anayasa güvencesi altındadır.
- B) CHS'de yargı bağımsızlığı tamamen kaldırılmış; tüm yargı atamaları Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine bırakılmıştır.
- C) CHS'de Cumhurbaşkanı Meclis tarafından denetlenememekte; gensoru ve güvenoyu gibi mekanizmalar yürütmeyi bağlamaktadır.
- D) Klasik başkanlık sistemlerinde kanun hükmünde kararname yetkisi kullanılırken CHS'de bu yetki tamamen Anayasa Mahkemesi'ne devredilmiştir.
- E) ABD gibi saf başkanlık sistemlerinde yürütme ile yasama kesin biçimde ayrışırken CHS'de Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olabilmekte; bu durum kuvvetler ayrılığını yapısal olarak zayıflatmaktadır. ✓
ABD başkanlık sisteminde başkanın belirli bir partinin liderliğini kurumsal olarak üstlenmesi anayasal açıdan sorunlu görülmez; ancak başkanlık göreviyle parti liderliği fiilen ayrışma eğilimi gösterir. CHS'de ise Cumhurbaşkanı yasal olarak siyasi parti genel başkanlığını sürdürebilmektedir. Bu düzenleme, yürütme ile yasama çoğunluğu arasındaki kurumsal mesafeyi ortadan kaldırmakta ve Türkiye modelini saf başkanlık sistemlerinden yapısal olarak ayırt etmektedir. Diğer şıklardaki ifadeler ya eksik ya da yanlıştır.
21. Türkiye'nin savunma sanayiinde yerlilik oranını artırma politikası doğrultusunda, ASELSAN-ROKETSAN-TAI üçgeninin teknolojik entegrasyon başarısını sınırlayan sistemik engel aşağıdakilerden hangisinde doğru biçimde tanımlanmıştır?
- A) Küresel savunma şirketleri Türkiye'deki projelere ortak girişim yoluyla dahil olduğundan entelektüel mülkiyet hakları yurt dışında kalmaktadır.
- B) Savunma sanayii ihracatının artması TL'yi değerlendirdiğinden rekabet gücünü aşındırmaktadır.
- C) NATO standartlarıyla uyumluluk zorunluluğu, yerli Ar-Ge'yi sistematik olarak engellediğinden yerlilik oranı hiçbir zaman %40'ı geçememiştir.
- D) Üç şirketin de aynı bakanlığa bağlı olması rekabeti ortadan kaldırmakta ve Ar-Ge harcamalarının verimliliğini düşürmektedir.
- E) Kritik alt sistem ve hammadde (özellikle yarı iletken, motor ve bazı optik bileşenler) ithalatına devam eden bağımlılık, yüksek yerlilik oranı söyleminin fiilî teknolojik özerkliği tam yansıtmamasına yol açmaktadır. ✓
Türkiye'nin savunma sanayiinde yerlilik oranı son on yılda önemli ölçüde artmıştır; ancak eleştirmenler kritik alt sistemlerde (yarı iletken çipler, gelişmiş motorlar, hassas optik) ithalat bağımlılığının sürdüğünü vurgulamaktadır. Bu durum, ilan edilen yüksek yerlilik oranları ile gerçek teknolojik özerklik arasındaki farka işaret etmektedir. Yerlilik oranının %40'ı geçemediği iddiası olgusal açıdan hatalıdır; oran çok daha yüksek seviyelere ulaşmıştır.
22. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından kullanılan TÜFE hesaplama metodolojisine yönelik akademik eleştirilerin odaklandığı teknik sorun aşağıdakilerden hangisinde en doğru biçimde özetlenmiştir?
- A) Türkiye'nin EUROSTAT hesaplama standardını benimsememesi nedeniyle AB ile karşılaştırmalı analizlerin tümü metodolojik açıdan geçersizdir.
- B) Ağırlıklandırma sepetinin güncellenmesindeki gecikmeler ve konut maliyetlerinin fiilî kira piyasasını yansıtıp yansıtmadığına ilişkin tartışmalar, enflasyonun yaşanan fiyat artışlarını tam olarak ölçüp ölçmediği konusundaki güvenilirlik sorununun merkezindedir. ✓
- C) Pazar fiyatları yerine düzenlenmiş fiyatların (akaryakıt, elektrik) endekse dahil edilmesi enflasyonun yapay olarak düşük hesaplanmasına neden olmaktadır.
- D) TÜİK, gıda fiyatlarını endeks dışında tuttuğundan gerçek tüketici enflasyonu her dönem olduğundan düşük görünmektedir.
- E) Uluslararası Para Fonu, TÜİK'in PCE (Kişisel Tüketim Harcamaları) deflatörünü kullanmamasını eleştirmektedir.
TÜİK metodolojisine yönelik başlıca eleştiriler iki eksende yoğunlaşmaktadır: (1) Ağırlıklandırma sepetinin hanehalkı harcama gerçekliğini ne ölçüde yansıttığı ve (2) konut alt endeksinde fiilî kira değişimlerinin mi yoksa imputasyon yönteminin mi esas alındığı. Bu teknik itirazlar, enflasyon algısı ile resmî veri arasındaki makasın geniş algılanmasının temel nedenidir. Gıdanın kapsam dışı tutulduğu iddiası olgusal açıdan yanlıştır; gıda, TÜFE'nin en büyük ağırlık gruplarından birini oluşturmaktadır.
23. Türkiye'nin Orta Koridor (Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Güzergahı) üzerindeki stratejik konumlanması değerlendirildiğinde, bu güzergahın Türkiye açısından yarattığı yapısal fırsat ile beraberinde gelen jeopolitik risk aşağıdakilerden hangisinde doğru eşleştirilmiştir?
- A) Fırsat: Çin yatırımlarıyla liman altyapısının güçlenmesi → Risk: Çin'in Kuşak-Yol projesine katılımın NATO yükümlülükleriyle çelişmesi
- B) Fırsat: Orta Asya doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması → Risk: İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi
- C) Fırsat: Çin-Avrupa ticaretinde transit gelir artışı → Risk: Rusya'nın Kuzey Koridor'u rakip güzergah olarak güçlendirmesi ✓
- D) Fırsat: Bakü-Tiflis-Kars hattıyla demir yolu kapasitesinin artması → Risk: Ermenistan'ın güzergah dışında tutulmasının AB ile ilişkileri germesi
- E) Fırsat: Enerji hub statüsünün pekişmesi → Risk: ABD'nin CAATSA yaptırımlarını Türkiye'ye genişletme ihtimali
Orta Koridor, Çin'den Orta Asya ve Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye hattıyla Avrupa'ya uzanan alternatif bir ticaret güzergahıdır. Türkiye bu hatta kritik bir transit ülke konumundadır ve transit ücretleri ile lojistik hizmetlerden önemli ekonomik kazanımlar elde edebilir. Başlıca risk ise Rusya'nın kendi denetimindeki Kuzey Koridor'u (Rusya üzerinden geçen Trans-Sibirya hattı) bir alternatif olarak güçlendirmeye çalışmasıdır. Özellikle Ukrayna savaşı sonrası Batı yaptırımlarının Kuzey Koridor'u işlevsizleştirmesi, Orta Koridor'u ön plana çıkarmış; ancak Rusya'nın bu rekabeti dengeleme çabası sürmektedir.
24. Türkiye'de 2023 sonrasında uygulanan 'seçici kredi sıkılaştırması' politikasının olası makroekonomik sonuçları değerlendirildiğinde, aşağıdaki önermelerden hangisi ekonomi teorisiyle en az uyumludur?
- A) Kredi büyümesinin sınırlandırılması parasal sıkılaştırmanın tamamlayıcısı olarak değerlendirildiğinde, politika tutarlılığı algısını güçlendirir.
- B) Ticari kredi büyümesinin sınırlanması, küçük ve orta ölçekli işletmelerin nakit akışını olumsuz etkileyerek istihdamı baskı altına alabilir.
- C) Seçici kredi sıkılaştırması, parasal aktarım mekanizmasının işlediğini gösterdiğinden uluslararası yatırımcı güvenini artırır.
- D) Konut kredilerinin kısıtlanması inşaat sektöründeki ısınmayı tamamen önleyerek genel enflasyonu düşürür. ✓
- E) Tüketici kredilerindeki kısıtlama, ithalat yoğun dayanıklı tüketim mallarına olan talebi düşürerek cari açığın iyileşmesine katkı sağlar.
Konut kredilerinin kısıtlanması inşaat sektöründeki talebi frenler; ancak enflasyon çok sayıda sektörü kapsayan yapısal bir olgu olduğundan, yalnızca konut kredisinin sınırlandırılması genel enflasyonu 'tamamen önleyemez'. Bu önerme hem abartılı hem de tek nedensellik üzerine kurulu olduğundan ekonomi teorisiyle en az uyumlu seçenektir. Diğer şıklardaki önermeler makroekonomik mantık açısından daha savunulabilir çıkarımlardır.
25. Türkiye'nin AB üyelik sürecinin fiilen askıya alındığı 2018 Avrupa Parlamentosu kararının ardından, Türkiye-AB ilişkilerinin hangi mekanizma üzerinden yürütülmeye devam ettiği ve bu mekanizmanın yarattığı yapısal paradoks aşağıdakilerden hangisinde doğru biçimde tanımlanmıştır?
- A) İlişkiler tamamen kesilmiş; Türkiye AB Konseyi gözlemci statüsünden de çıkarılmıştır.
- B) Gümrük Birliği (1996) fiilen yürürlükte kalmaya devam etmekte; bu durum Türkiye'nin müzakere sürecinde giderek söz hakkı kaybetmesine karşın AB ticaret politikasını eşit derecede uygulamak zorunda kalması şeklinde bir asimetri yaratmaktadır. ✓
- C) İlişkiler yalnızca NATO çerçevesinde sürdürülmekte; ekonomik ve siyasi diyalog tamamen dondurulmuş durumdadır.
- D) Türkiye, Avrupa Konseyi'nden çekildiğini resmen ilan ederek AİHM yargı yetkisini tanımayı reddetmiştir.
- E) AB, Türkiye'ye katılım öncesi fonları (IPA) tamamen kesmiş; Türkiye bu fonlar yerine Körfez ülkelerinin finansmanına yönelmiştir.
1996'dan bu yana yürürlükte olan Türkiye-AB Gümrük Birliği, katılım müzakerelerinin çökmesine rağmen fiilen işlemeye devam etmektedir. Paradoks şudur: Türkiye, AB'nin üçüncü ülkelerle imzaladığı ticaret anlaşmalarını uygulamak zorunda kalırken bu anlaşmaların müzakere süreçlerine dahil edilmemektedir. Örneğin AB-Japonya ticaret anlaşması Türkiye için de bağlayıcı sonuçlar doğurmakta, ancak Türkiye bu müzakerede masa başında bulunmamıştır. Bu asimetri, mevcut ilişkinin en temel yapısal sorunudur.